|
Fatih Kahramani
|
 |
« : 26 Ekim 2008 19:49:35 » |
|
RAHMAN VE RAHİM ALLAH ADIYLA Kulları arasında rızkını ve rahmetini adaletle paylaştıran yüce Yaradan’a hamd olsun. Bugün sizlerce tarihin özlediği, insanların görmeden sevgi besledikleri, Tanıdıklarını zannedip ancak anlayamadıkları bir kişilikten bahsedeceğim. Ben bu muhteşem kişiliğe yalnız imam demekteyim. Yüzyıllar önce gece yarısı tek başına şehirden çıkıp hurmalıklara gidip ağlayan, feryadını içine gömüp nefesi tutulan, aşağılık insanların kulaklarının duyabileceği korkusuyla başını kuyuya daldıran ve ayrılık vakti sevgilisinden ayrılırmış gibi üzüntülü bir şekilde tekrar o hainlerin, vefasızların bulunduğu şehrine geri dönen bir imam. İnsanların, peygamberin sünnetini uyguladıklarını zannettiği, alınlarında secde izi bulunmasına rağmen, mızrakların ucuna Kur’an ayetleri taktıkları zaman bile anlayamadıkları konuşan Kur’an’dan, günümüzde ise adı ile övündüğümüz, faziletlerini ballandıra ballandıra anlatmaktan onun insani yüzünü unuttuğumuz bir Ali’den bahsediyorum. Savaş meydanlarının kahramanı olarak beyinlerimize nakşettiğimiz, kendi dostumuzmuş gibi nesillerimize övünerek aşıladığımız bu kişiliğin tek derdinin anlaşılmamak olduğunu hiç düşündük mü? İmam Ali’nin insanlar tarafından unutulmuş, bilindiği takdirde dahi çokça dillendirilmeyen özelliklerine geçmeden önce, İmam Ali’nin yalnızlığını açıklayan bir konuyu aktarmak istiyorum. 2004 hac görevini yerine getirmek için mukaddes şehirde bulunan, Hüccet’ul İslam Muhammed Sıddıkî şöyle söylemekteydi: ‘Şükredin, her biriniz ezanlarında ‘Aliyyen veliyyullah’ sedalarının yükseldiği şehirlerden gelmektesiniz. Peki hiç düşündünüz mü Medine’de, Ali’nin doğup büyüdüğü bu yerlerde neden bu nida sesleri yükselmemekte? Fazla değil, birkaç sokak öteye gidin ve sorun Ali kimdir? diye. Hiçbiri bilmez Ali’yi ve hiçbiri de tanımaz. Çünkü Ali kendi evinde de gariptir, yalnızdır.’ Peki hiç düşündünüz mü, Haydar-ı Kerrar, Hayber’in Fatihi ve birçok fazileti ile yerlere göklere sığdıramadığımız İmam Ali’nin, neden her gece şehri terk edip, kör bir kuyu başına geldikten sonra diz çöküp sessizce ağladığını? Ya da hiç merak ettiniz mi, adı ile bizlere cesaret veren, faziletlerini saydıkça, kendisi yerine bizlerin övünüp, gururlandığımız ve Şia’sı olmaktan mutluluk duyduğumuz imamızın ilk utangaçlığını, ilk çaresizliğini ya da ilk ağlayışını? (Bunları ileri ki yazılarımda ele alacağım konular olmasına rağmen söz konusu konumuzu destekleyen deliller olmalarından dolayı burada da kullanmayı yeğledim. Şüphesiz her biri ayrı bir makale konusu olarak ele alınabilecek nitelikli konulardır.) FASIL-2 Âlimlerimizin anlatmadıkları, aydınlarımızın ise göz ardı ettiği, nesillerimizin ise kahramanlık hikâyelerinden başka bir şey dinlemediği bir vakitte, Ali’nin yalnızlığı ile ilgili konuyu ele alacağım. Üstad Ali Şeriatî şöyle söylemektedir bu konuda: ‘Şimdiye kadar onunla ilgili söz konusu edilmemiş tek özelliği yalnızlığıdır.’ Medine hurmalıklarından uzak bir köşede kör bir kuyuya derdini sessizce söyleyen Ali’yi, keşke maşukuna kavuşacağı son gecede anlasalardı uyum sağlamayan bir ümmet, onu dinlemiyor, kendisine yardımcı olmuyordu. Ali’nin yüreği kan ağlamaktaydı, çünkü onun göstermiş olduğu yolda yürümeye ve Allah’ın dinine yardım etmeye kimse yanaşmıyordu. Ve şimdi Ali Mescit’te ezan ile insanlığa son kez haykırmaktadır. ‘Allah-u Ekber: ‘Ey seher, Ali dünyaya geldiğinden bu yana birgün olsun ondan önce uyandın mı sen? ‘Eşhe du enla ilahe illellah’: Bir kez olsun Ali uykudayken tanyeri ağarmış, şafak onu uykuda yakalayabilmiş midir? ‘Eşhe du enne Muhammeden Resululah’: ‘Ya resullulah, ümmetin kana boğmakta yüreğimi, pek üzmekteler beni, ne yaparım ben bunlarla’ diye şikayette bulunmaktadır. ‘Hayya alal felah’: And olsun ki ali kurtuluşa erdi ‘La ilahe illallah’: Allah’a yemin ederim ki, başıma inen bu darbe aşığın sevgilisine kavuşması oldu, tıpkı benim gibi’ Kendi ezanını okuyup, kendi cenazesini kaldıracak olan yalnız İmam. Son anlarında bile kendisi için bir şey istemedi. ‘Allah için, Allah için yetimleri koruyun, bazen aç bazen tok bırakmayın, size emanet edilen haklarını yitirmeyin onların, Allah için Kur’an’a riayet edin Allah için namazı bırakmayın.
|