|
Fatih Kahramani
|
 |
« : 04 Nisan 2009 21:32:44 » |
|
“Iğdır ölü bir şehir adeta, tıpkı kufe misali”
Bir kardeşimin duygularını çok güzel ifade ettiği bir cümleyle başlamak istedim.29 Mart seçimleri her ne kadar ümit ettiğimiz gibi olmasa da tahmin ettiğimiz şekilde sonuçlandı. Azerilerin 2007 Milletvekili seçimleri esnasında başlayan ayrılıkları bu seçimlerde de devam edince, ortaya olağan bir durum çıkmış oldu.
30 Mart sabahı, kitap almak için sıradan bir kırtasiyeye uğrayıp kitap seçimi yaptığım sırada, iki Azeri vatandaşımızın hararetli tartışmalarına istemeyerek de olsa kulak misafiri oldum. Konuşmalarından anladığım kadarıyla biri “MHP” diğeri ise “AKP” taraftarı idi. Öncelikle üzülerek aktarmak istediğim nokta şudur ki; “MHP” taraftarı diğer kardeşine sen muaviye zihniyetlisin derken, bir diğeri ise siz Kufe milletisiniz diye ithamda bulunuyordu.
Bu nasıl bir ayrımcılıktır ki, aynı ırktan olmasına rağmen birbirlerine ağır ithamlarda bulunmaktadırlar? Ve ne sebeptir ki, 2007 seçimlerinden bu yana tek bir millet ikiye ayrılmaktadır?
Derin düşüncelerle kendimi dışarı attım. Ve işte ilk o zaman kardeşimin bu güzel sözü bende tesir bulmaya başladı. Her şeyden önemlisi bu halk nasıl olurda düşünmekten yoksun olur? Eğer düşünecek olsaydılar bu kadar ayrıma ve aralarındaki uçurumun gittikçe derinleşmesine izin verirler miydi? Bırakalım da onlar bu beş yıl bitene kadar kendilerini bitire dursunlar. Bizim düşüneceğimiz bizlerin neden bu hallere düştüğümüzdür.
Üzülerek belirtmeliyim ki, eğer siyasetçilerimiz gerçekten halklarını düşünselerdi tek çatı altında toplanmayı başarırlardı. Nitekim böyle de olmadı. Halkını düşünen ve halkı için meydanlara inen topluluk seçimin zaferi ile şereflendirildi. Gerçekten bizlere örnek olacak bir tablo sergiledi Kürt kardeşlerimiz.
Bugün, her seçim öncesi olduğu gibi, Azerilik elden gitti, şialık elden gitti diyerek insanların duygularıyla oynayanlar, seçim sonrası da bu halkı İmam Hüseyin’i (a.s) öldürmekle mi suçluyorlar?
Allah bizleri ıslah etsin. Dinle siyasetin iç içe olması demek bu olsa gerek?
Acaba bugün dini siyasete karıştıranlar Şialığın iftiharı olarak saydıkları İmam Ali’nin(a.s) şu sözlerini bilmiyorlar mı?
“Gönlünüz bir olmadıktan sonra sayıca fazla olmanızın bir anlamı yoktur.”
Evet, bu şehirde sayıca fazlayız ama gönüllerimiz bir değil. Seçimden ziyade benim ele almak istediğim konu, bir halk olarak nerelerde yanlış yapmaktayız? Konusudur. Bu halkı birbirinden ayıran ve karşı karşıya getiren nedenlerden ziyade, yapıcı olan unsurlarımızın nasıl etkisiz kaldığını aşikâr etmemdir.
BİR ŞİMR KADAR BİLE OLAMADINIZ MI?
Şüphesiz bizler yeni nesil olarak, bu birlikteliğin sağlanmasında ki en büyük görevin din hocalarına ait olduğu düşüncesindeydik. Ancak öyle bir toplulukta yaşıyormuşuz ki, gerçekten her şeyimiz maddiyata bağlanmış ve bizler ise hayatımızı desinler için yaşadığımızı fark ettik. Azeri toplumunun en büyük yapı taşlarından olan ve halk tarafından saygı ve hürmet gösterilen din hocalarımız bu büyük ayrıma dur diyeceklerine, tepki göstereceklerine, her birinin farklı parti saflarında yer aldığını görür olduk. Ve öyle ki, siyasetçiler bu duruma binaen ve halkın gözündeki değerlerini bilerekten, halka karşı saflarında yer alan âlimleri kullanmaya başladılar.
Sözüm ona ki, her ne amaç için partilerde kendine yer edindinse, acaba bir din hocası olarak görevinin ne olduğunu unuttun mu?
Siz, bu insanların duygularıyla oynayarak,”Her yer Kerbela Her gün Aşura” diyerekten mi, siyaset işine İmam Hüseyin’ini (a.s) katıyor ve saf belirliyorsunuz? Siz bu insanların duygularıyla oynarken, İmam Hüseyin’in (a.s) o mübarek ismini kullanarak insanlara istediğinizi yaptırarak mı kufe ve Iğdır kıyaslaması yapmaktasınız?
Siz, seçimi kazansaydık İmam Hüseyin’in (a.s) şialarından olacağımızı mı ima ediyordunuz?
Kaybettiğimizde ise, bizleri kufeye benzetip, kendinizi ve savunduğunuz parti ideolojinizi temize çıkarmak için, kendinizi İmam Hüseyin’in (a.s) intikamını alacak olan İmam’ı zaman’ın (a.f) askerleri olarak niteleyerek onu beklediğinizi mi aşılamaktasınız?
Gerçekten yazık bu topluma ki, sizleri baş tacı etmişler.
Sözüm ona ki, din hocası olarak, ağızlarınızdan düşürmediğiniz Kerbela olayını anlatırken acaba Şimr’in durumundan damı örnek almadınız?
O Şimr ki, Kerbela da Ömer bin Sad savaş emrini verirken şöyle dedi;
“Bana müsaade et de, İmam Hüseyin’in safında benim kabilemden olan Ebul-fazl ve kardeşleri bulunmakta onların bu savaşta olmalarını istemem.”
Acaba siz bir din hocası olarak size her zaman boyun eğmiş ve her zaman sizlere hürmet gösteren bu aciz halkınızı neden bu seçimde aynı çatı altında toplamayarak onları yalnız bıraktınız? Bir Şimr kadar olamadınız mı?
IĞDIR ÖLMEDİ SADECE HAYAT BULDU
Nasıl ki, seçimlerde İmam Hüseyin’in (a.s) mübarek isimlerini kullanmaktalar, bir takipçi olarak bende öyle yapacağım. Bilin ki, nasıl İmam Şehit olarak İslam’a hayat verdi ise, Iğdır da Kürt kardeşlerimizin kazanması da Iğdır’a yeni bir hava yeni bir bakış açısı kazandırdı.
Eşitliğe susamış bir halk, eşitliğe canlarını bile verecek bir toplum, ayrım gördükleri için ayrımcılığın ne demek olduğunu iyi bilen bir yönetim şekli Iğdır’da vuku buldu.
De ki; Hak geldi batıl yok oldu, Şüphesiz batıl yok olmaya mahkûmdur.” (isra–81)
Tüm halk olarak üzerimize düşen görevleri ne yazık ki yerine getirmedik. Elbet, toplum olarak hepimiz suçluyuz, ancak, başımızda bulunan siyasetçiler kadar, aydınlarımız ve âlimlerimiz de bu işten sorumludurlar.
Toplum olarak her zaman ki davranışımız olan, her işte kendimizi düşünme ilkesi ne yazık ki seçim sonrası bir milletin tüm değerleri ve vazifeleri karşısında güvensiz ve pasif kalma etkisini göstermiştir Toplumun önde gelenleri vazifelerini yerine getirmiyorsa elbet kendi halkları tarafından eleştirilmeye açık olmalıdır. Nasıl ki, seçim zamanlarında bu halktan destek bekliyorlarsa…
Sözlerimi bitirmeden önce, konum öncesi bahsettiğim kitap seçimine gelince, Lübnanlı yazar “Âmin Maalouf’”un” Afrikalı Leo” adlı kitabında çok güzel bir sözle karşılaştım. Şöyle demekteydi;
“Bizler geleneği kale yapıp kendimizi bu kalenin içine hapsettik ve ne yazık ki, artık bu şehir kabiliyetten yoksun yeni bir nesil yetiştirmekte.”
Sizce,Bizde Iğdır’ı bu hale getirmedik mi?
|