|
Seyyidi_Şuheda
|
 |
« : 19 Mart 2008 11:17:11 » |
|
Sevgi kendi sınırını aşıyor artık,sevilen ile seven arasındaki isteğin kaynağı en şiddetli doruğa ulaşmıştır.Yani “aşk” doğmuştur. Kalpte yaşanmaya başlayan ateş,fırtınalı bir deniz ya da kalbin kıyama duruşudur. Yaşamanın sebebi,ümidin kaynağı ve tekamülün menşesidir aşk. Benliğin varlık kafesinden kurtuluşudur,zamandan ve mekandan insanın kendisini soyutlayıp sadece maşuk için var olmasıdır. Aşık olmak! Başkasıyla,maşukla,sevgiliyle bütünleşmek,hicrandan kurtulup visale ulaşmak,onda Rabbinin kıvılcımlarını keşfetmektir... İnsanın kendisini bir pervane misali ateşe atması,fena-i fillah olup,kemale ulaşmasıdır. Ona ulaşmak,onda yanmak için aşkı,Burak seçmek gerek. Aşk’tan daha derin ne olabilir ki? Bunun için özgür olmak gerek,halkın yerine hak için çalışmak,özmeyli bir kenara bırkıp onun meyline göre hareket etmek gerek. Karanlıktan nura,benlikten birliğe;kendini görmekten,kendine tapmaktan,kendini duymaktan ve yüzlerce “benlik”ten;tevazu,huşu,huzur,fakirlik ve hiçliğe hicret etmek gerek, “ne yapmalı?” sorusuna cevap vermek gerek... Yani aşık olmalı. Hepsi sırf bunun için gelmedi mi?Bizi kör nefis kuyusundan kurtarıp,hakkın gül bahçesine yerleştirmek için... Bizi eğerlerden kurtarmak için... Eğer insanlar cömert bilsin diye yardım yapıyorsan, Eğer meşhur olmak için yazıyorsan, Eğer bilgili desinler diye anlatıyorsan, Eğer kendin için yaşıyorsan, Eğer yalnız olmanla,toplumda olman arasında fark varsa... Ve daha onlarca yüzlerce eğerlerden bizi kurtarmak,sonra bizi ona aşık etmek için geldiler. “Gözün kör olduğu gibi kalp de kör olur Aynanın tozlanması gibi kalp de tozlanır Bedenin hastalanması gibi kalp de hastalanır Taşın sert olması gibi kalp de sert olur Kapının kapanması gibi kalp de kapanır Tabağın dolması gibi kalp de dolar” Eğer insan Allah’tan uzaklaşmaya başlarsa,fıtratını uyutup düşünme kabiliyetini diğer üç gücünün(şehvet,vehim,gazap) kontrolüne bırakırsa ve arzularının esiri olup günah girdabına dalarsa,artık o kalpte Allah aşkından başka herşey yer almaya başlar;artık o kalp değil,aksine taştır yahut hasta veya toz kaplamış bir aynadır. Bütün bu taş kalpliler,tozlu kalpler,Rabden başka bütün sevgilere gönül açan kalpler, kendilerine naıl bir virüsün bulaştıklarının farkında olmadıkları an en büyük hastalığa yakalanmışlardır. Bazen de kalp puthanedir,her ne kadar dil muvahhit olsa da,kalp mabedi ondan başka bütün benlik ve “gayr” putlarıyla dolmuştur. İnsanın kalbi hasta olmaya görsün,bir hasta oldu mu hiçbir manevi lezzetin tadını alamaz, öylesine dünyaya kapılır ki metafiziği bile reddeder.Artık o vahyin verdiği bilgilerden mahrumdur.Kalp hasta oldu mu,yakin orda olmaz;yakin olmadı mı,murakabe olmaz;murkebe olmadı mı,ilahi cilveler tecelli etmez ve ilahi cilveler tecelli etmedi mi,aşkını da vermez. Öyleyse biraz da kalbimizle ilgilenmek zorundayız,biraz da en iyi kalp doktorlarının peşine düşmeliyiz.Kendimize reçeteler yazmalıyız,İbrahim olup gönü puthanesine girmeliyiz,gözyaşı olup kalbi cilalamalıyız. Ne de güzel buyuruyor değil mi?:”Kalp Allah’ın evidir,oraya ev sahibinden başkasını bırakma.”Eğer hala onu gönlüne yerleştirmedinse bu ateşle yan,bunu kendine dert edin.Kim bilir,”dertsizlik dinsizliktir” dedikleri şey bu olsa gerek. Yani ilahi aşka ulaşamamayı kendine dert edinmemek.Hace Abdullah Ensari şöyle diyor: “Aşkın ne savaşı var,ne de barışı;ne derdi var,ne de dermanı;ne adı var,ne de zilleti.Onun işi iddia ile değildir.Aşık olmayan yarasadır,gündüzü ne yapsın gece körse.” Aşkın nasıl bir özelliğe sahip olduğu malumdur.Uykulu gözleri sabaha kadar uyanık tutan, yorgun ayaklara yürüme gücü veren,simyacının iksiri olan,en cimriyi Hatem-i Tai,en korkağı cesaretli yapandır.Dünyanın en mütekebbirini,elma ağacı misali eğip mütevazi yapan aşk değil midir?Belki de en güzeli,insana başkası için nasıl ölünmesi gerektiğini öğretmesidir. Acaba sen Kerbela’da aşktan başka ne gördün? Tur dağında yanan gabes aşk değil miydi? Peki ya İbrahim’in ateşini gülistana çeviren aşktan başka neydi? Eğer İbrahim Halilullah oldu ise,eğer Musa Kelimullah,İsa Ruhullah ve Hüseyin Seyyid-üş Şüheda oldu ise,bunun kimyası,tek sebebi aşktır.İbrahim elini evlattan,maldan,candan çektiği ve her şeyini hakkıyla sevgiliye verdiği için “imamet” makamına ulaşmadı mı?Musa kırk gün boyunca yemedi,içmedi,uyumadı,oturmadı ve sadece Habib’iyle konuştu.Geceleri onunla oturup dertleşen,kendisini benliğinden soyutlayan ancak gerçek aşıktır.Hadis-i kutside şöyle buyuruyor: “Ey Musa!Beni sevdiğini söyleyip de geceleri sabaha kadar uyuyan ne kadar da yalancıdır! Aşık,maşukluyla olmak istemez mi?Benim dostlarımın gözleri,geceleri bana doğrudur;şühut yoluyla benimle konuşurlar.” “Ey Musa!Kalbinin huşusunu,gözlerinin yaşını gece karanlığında bana hediye et.O zaman beni yanında bulacaksın.” İmam Sadık(as) d şöyle buyuruyor: “Allah’a isyan ediyor,sonra O’nu sevdiğini söylüyorsun;yeminler olsun şaşılacak bir iştir bu.Eğer doğru söylüyorsan,O’na itaat etmeliydin,çünkü seven sevilenin emrinde olmalı.” Evet,kalp gözünü açıp O’nu tanımak gerek,sırf O’nu sevebilmek için.Neden olmasın?Kalp bu gözden daha iyi görmüyor mu?Akılla tanınan güzellik,gözle görülen güzellikten daha üstün değil mi? Tabii ki öyle,eğer insan bu maddi gözünü kapatıp kalp gözünü açacak olursa,ancak o zaman madde ötesine geçebilir,işte o zaman hubbullahın lezzetine varabilir.Sev O’nu ama yeter ki sev;kendin için bile sevsen sev;çünkü her halükarda O,seni senin için seviyor. “Kulum sen beni kendin için seviyorsun,oysa ben seni senin için.” Sel gibi akan gözyaşları,yürekten çıkan ahlar,soluk yüzler,geceleri uyumama,uzun secdeler, münacatlar,kuutlar,kunutlar,fakirliğin ikrarı... İlahi aşkın ispatı olan bunlar var mı? “Gözyaşlarım mihraptır rükulara secdelere Hayalinsiz bakılır mı hiç kıyamlara kuutlara Güzellik tecellini görüp tamah eyledim Senin nurlu varlığın yokluk verir varlıklara”
Umarım bütün kalpler İlahi aşkla dolar.... AMİN Ya Rabbel Alemin
|