|
HuseyninDivaneleri
|
 |
« : 18 Şubat 2010 20:31:26 » |
|
Sefer ayının 28'i, İslam peygamberi (sav)'nin rıhleti ve pak torunu imam Hasan'ın (sa) şehadet yıl dönümünü idrak ediyoruz. İslam peygamberi (sav) vefat ettikten 40 yıl sonra aynı günde imam Ali'nin (sa) oğlu imam Hasan (sa) Hakka yürüdü. İmam Hasan'ın (sa) şehadeti dolaysıyla taziyetlerimizi sunarken o hazreti saygı ile anıyor ve mübarek ve bereketli yaşamından derlediğimiz sohbetimizi sunuyoruz sizlere. Hicri kameri 50. yılın sefer ayının 28'inde, imam Hasan (sa) mübarek ömrünün son anlarını yaşıyordu. İnsanlar o hazretin evinin etrafında toplanmış gözyaşı döküyordu. Çünkü imam Hasan (sa) iyilik, cömertlik ve şefkat özellikleri ile ün yapmış bir şahsiyetti. Sevgi dolu siması Allah resulünü (sav) anılarda canlandırıyordu. Adı, iyi anlamına gelen Hasan'dı ve gerçekten de ahlak ve huyları, Allah resulün(sav)'e çok benziyordu. İslam peygamberi (sav) imam Hasan (sa) ve kardeşi imam Hüseyin'i (sa) çok sever ve imam Hasan şanı için şöyle buyururdu: Eğer akıl bir insan kılığında ortaya çıkacak olsaydı o insan hiç kuşkusuz Hasan olurdu. Şam halkından bir adam şöyle anlatıyor: Yıllar önce Medine'ye, eski bir dosttan yardım istemeye gelmiştim. Mali açıdan çok zor durumdaydım ve Medine'de başka kimseyi tanımıyordum. Kente vardığımda eski dostumun Medine'den ayrıldığını öğrendim. Artık hiç kimsem yoktu ve Medine'de yapayalnız sığınacak bir yer arıyordum. Gece vakti gelince ne yapacağımı bilemiyordum. O sırada oldukça sakin yüzlü ve çok iyi görünen birinin at üzerinde sokaktan geçtiğini gördüm. Oradaki insanlardan bu adamı sordum. Onu nasıl tanımazsın? O, Ali'nin oğlu ve peygamberin torunu Hasan'dır, dediler. Adını duyunca çok öfkelendim, çünkü ehli beyt düşmanları olan ve onlara hakaretler eden Emevilerin propagandalarının etkisi altındaydım, fakat yanlış yolda olduğumu bilmiyordum. Yaklaştım ve büyük bir küstahlıkla sordum: Sen Ali'nin oğlu musun? O adam gayet sakin bir şekilde evet, dedi. O sırada ben de küfür ve hakaret etmeye başladım ve daha sonra onun tepkisini beklemeye başladım. O adamın öfkelenmesini ve benimle kavga etmesini bekliyordum, ama yüzünde en ufak bir değişiklik görmedim. Sanki benim söylediklerimi hiç duymamıştı. Atından indi, sakin sakin bana yaklaştı ve şöyle buyurdu: Sen bu kentte yabancısın galiba? Onun bu davranışından şaşmıştım, evet dedim. O büyük insan vakarla şöyle buyurdu: Eğer sığınacak bir yerin yoksa ben sana yardım ederim, eğer paran yoksa sana yardım ederim ve eğer muhtaç biri isen ihtiyaçlarını karşılarım. O büyük insanın bu sözleri bende soğuk düş etkisi yapmış, içimdeki ateşi adeta söndürüvermişti. Yere çöktüm ve imam Hasan'dan beni bağışlamasını istedim. O hazrete şöyle dedim: Ey Allah resulünün evladı, Şam halkı senin hakkında kötü şeyler söylüyordu. Allah'a andolsun, şimdiye kadar sen ve baban benim için en düşman insanlardınız, ancak bundan böyle sizden benim gönlümde sevgiden başka bir şey olamaz. Allah resulünün (sav) rıhletinden sonra o hazretin ehli beyti, İslam dininin gerçek koruyucuları olmak için büyük özen gösterdi. Ehli beyt fertleri kendi çağlarının şartları ve gereksinimlerine göre hareket ederek İslam tealiminin yaygınlaşması ve İslam ümmetinin vahdetinin korunması için özel tedbirler aldılar. İmam Ali'nin (sa) şehadetinden sonra imam Hasan (sa) ümmetin rehberlik ve imametini üstlendi ve Küfe halkı ve önde gelen büyükleri o hazrete biat etti. Halkın imam Hasan (sa)'a geniş katılımlı biatı, Şam'da iktidar olan Muaviye için beklenmedik bir olaydı. Bu yüzden Muaviye her ne pahasına olursa olsun, imam Hasan (sa) ve sahabelerine karşı mücadele etmeye karar verdi. O dönemde İslam ümmetinin durumu çok perişandı. İmam Hasan (sa) Muaviye'ye inatçılığı bırakmasını tavsiye etti, ancak imamın tavsiyesi etkili olmadı ve Muaviye, imam Hasan'la savaşmak için bir ordu hazırladı. İmam Hasan (sa) da kaçınılmaz olarak Muaviye ile mücadele için 4 bin kişilik bir ordu tedarik gördü. Fakat maalesef imamın ordusunda iman zafiyeti hakimdi ve imam, imanları bu denli zayıf olan bu ordu ile amacına ulaşamayacağını anladı. İmam Hasan'ın (sa) tahminleri doğru çıktı, çünkü ta baştan Muaviye, imamın en yakın adamları arasında nüfuz ederek onları ya tehdit veya para zoru ile imam Hasan'a eşlik etmekten alıkoydu. Hatta imam ordusunun baş komutanı Ubeydullan Bin Abbas, Muaviye ordusuna katıldı ve bu mesele, imam ordusunda psikolojik bozulmada etkili oldu. Bu şartlar altında imam Hasan (sa) şöyle buyurdu: Bundan önce de defalarca sizlerin vefasız olduğunuzu ve dünyaya kul köle olduğunuzu söylemiştim. Ne din ne de utanmaları olan bu insanlara şaşıyorum, of olsun siz dünya kullarına. Böylece imam Hasan (sa) askeri yüzleşmeden vazgeçti ve İslam ümmetini korumak gibi büyük bir maslahat uğruna barışı kabul etmek zorunda kaldı. Öte yandan o hassas günlerde İslami toprakların sınırları doğu Roma imparatorluğu tarafından tehdit edilmeye başlamış ve her an müslümanlara saldırı ihtimali söz konusu olmuştu. Kuşkusuz müslümanların kendi aralarında savaşmaları onları zayıf konuma düşürecek ve Romalıları amaçlarına yakınlaştıracaktı. Bu yüzden imam Hasan (sa) barış kararına itiraz edenlere şöyle buyurdu: Müslümanların kökünün yer yüzünde kurumasından korktum ve Allah dini korunsun istedim. Ben müslümanların kanını korumak için barışı kabul ettim. Nitekim o şartlarda imam Hasan'ın (sa) barışa boyun eğmesi ile birlikte İslam ümmetinin fırtınaya yakalanmış gemisi sağ salim limana ulaştı. İmam Hasan (sa) Muaviye ile barış anlaşmasında onu Allah'ın kitabı ve peygamberin sünnetine uymakla yükümlü kıldı ve hiç kimseyi kendi yerine belirlememesi gerektiğini şart koştu. Öte yandan Emevi hükmüdür, müslümanların ve Şiilerin nerede olursa olsun, Hicaz'dan Yemen'e ve Irak'a kadar her yerde canını güvence altına almakla yükümlendi. Ancak Muaviye daha sonra tüm bu yükümlülükleri hiçe saydı ve hepsini çiğnedi. Barış anlaşması imzalandıktan sonra imam Hasan (sa) Medine'ye geri döndü. Öte yandan kendi konumlarını pekiştiren Emeviler, din adına İslam tealiminden uzak olan her türlü icraata imza atmaya başladı. Onların çizgisi dinden sapmalara ve hurafenin yaygınlaşmasına sebep oldu. Bu yüzden imam Hasan'ın (sa) Medine'de fikri ve kültürel faaliyetleri İslam dini ile ilgili şaibeleri gidermek ve gerçek İslam tealimini ve Kuran-ı Kerim öğretilerini yaygınlaştırmak üzerine odaklandı. İmam Hasan (sa) İslam ilkelerini şeffaf bir şekilde bilginlere ve sıradan insanlara beyan etmekle uğraştı. Tarihte belirtildiği üzere imam Hasan (sa) yoksullara ve mağdurlara yardım için büyük çaba harcadı ve hiç bir muhtaç insan o hazrete perişan halini anlatırken eli boş dönmezdi. İmam Hasan (sa) şöyle buyururdu: Biz gönüllerde umut çiçeklerini filizlendiren insanlarız. Bizden bir şey istenmeden önce biz yardım ederiz ki talepte bulunan kimsenin onuru zedelenmesin. Dünya, zorluklar ve musibetlerle doludur. İnsanlara bu tür kırıcı hadiselere karşı güç kazandıran şey ise, sabırla birlikte Allah'a tevekkül etmektir. İmam Hasan (sa) insanlarda yaşamlarının tüm aşamalarında sabırlı olmalarını tavsiye ederken şöyle buyururdu: Bizim ve başkalarının deneyimleri hiç bir şey sabırdan daha yararlı olmadığını ve sabırsızlıktan daha zararlı bir şey olmadığını gösteriyor. İmam Hasan (sa) Medine kentinde izlediği siyasi, sosyal ve kültürel programları sayesinde insanlar arasında aydınlanma ve uyanış bağlamında yeni bir dalga başlattı. Bu yüzden nerede imam Hasan'dan (sa) söz edilirse insanlar ve bilginler o hazreti ziyaret etmek için Medine'ye akın ederdi. Öte yandan imam Hasan'ın zulüm karşıtlığı da birçok mazlum insanı o hazretin çevresinde toplamıştı. Muaviye'nin adamları imam Hasan'ın (sa) bu davranışları ile babası imam Ali'nin (sa) anısını ihya ettiğini bildirdiler. Bu durumda Emeviler imam Hasan(sa)'a karşı daha düşmanca bir tavır sergilemeye başladılar ve sonunda o hazreti yok etmeye karar verdiler. Böylece imam Hasan (sa) Emevilerin komplosu sonucu zehirlenerek şehit düştü. İmam Hasan'dan (sa) bir çok tavsiyeden oluşan değerli bir miras geride kalmışken bu tavsiyeler tarih boyunca bir hidayet ışığı olarak hakikat talep insanların yolunu aydınlattı ve aydınlatmaya da devam ediyor. Bir kez daha imam Hasan'ın şehadeti dolaysıyla taziyelerimizi sunarken sözü o hazretten seçtiğimiz bir vecize ile noktalamak istiyoruz. İmam Hasan (sa) şöyle buyuruyor: Düşünün, çünkü düşünmek gönülleri diriltir ve ilahi rahmetin anahtarıdır. irib
|