İsmail Aras
Administrator
Üyeyi Alkışla 1954
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 46081
|
 |
« : 18 Mayıs 2010 06:18:24 » |
|
İnsanlığın ilerici kültür şehidi İmam Hüseyin as. isimli programımızın bir yeni bölümüyle tekrar huzurlarınızdayız. Önceki programımızda İmam Hüseyin as'ın Muaviye'ye karşı yaptığı itirazları anlattık. Çünkü Muaviye şirretlik ve İslam dışı tavırlarıyla meşhur olan oğlu Yezid'i Allah'ın atanmış bir halifesi olarak nitelendirip, halkın seçim ve biat hakkını inkar ediyor ve buna rağmen halka biat dayatmaya çalışıyordu. Abdurrahman İbni Haldun tarih mukaddimesinde diyor ki; "İmam Hüseyin hakkında ne diyebilirim ki? Yezid'in fısk ve fücuruyla sapıklığı her kesçe bilindikten sonra Kufe'deki Ehli Beyti Resul sav. taraftarları Hüseyin bin Ali'ye yoğun davet mektupları göndererek O hazretten, Kufe'ye gelmesini ve Yezid'in zulmüne karşı kıyamda onlara yardımcı olmasını istediler." Buna ilaveten eğer Yezid'in 3.5 yıllık iktidarı döneminde yaptığı zulüm ve fesadı göz önünde bulundurursak, İmam Hüseyin as'ın biatı sonrası Ümeyye-Oğulları İslam'ı tamamen ortadan kaldıracaklardı ve halk kitlelerini tamamen köleleştireceklerdi. Nitekim Yezid'in büyük babası Ebu Süfyan İslam'ın 3. halifesi Osman'a şöyle demişti; "Ey Osman şimdi iktidar senin oldu. Beni ümeyye'yi de iktidarının temeli yap ve misket misali iktidarı kendi kabilen arasında elden ele dolaştır. Çünkü burada önemli olan hükümdarlıktır, İslam hilafeti değil. Ben ise cennet ve cehennemi tanımam." Ebu Süfyan oğlu Muaviye de İslam ümmetini, çeşitli sınıflara ayırmış, bazı kimseleri parayla, dünya malıyla satın almış, bazılarını da korkutarak teslim almıştı. Muaviye ayrıca bir çok sözde hadis uydurup, İslam peygamberine isnat ederek, kendi haksız hâkimiyetini meşrulaştırmaya çalışıyordu. Böylece bilinçsiz geniş halk kitlelerini kandırıp, İmam Ali as ve İmam Hasan as'a karşı seferber etmişti. İmam Hüseyin ise görünüşte İslami kuralları riayet eden Muaviye'ye karşı kıyam etmiyor, fakat halkı İslam'ın ilahi ve insani değerler hakkında bilgilendirmeye ve inançlarını takviye etmeye çalışıyordu. Çünkü halkı bilinçlendirmeden kıyam etmenin sadece oluk oluk kanların dökülmesine sebep olacağını, bunun İslam'la bağdaşmadığını biliyordu. Fakat yezid'in iktidar olmasıyla bıçak kemiğe dayanmıştı. Çünkü Yezid halkı köleleştirmek için çalışıyor ve İslam değerlerine büyük hınç ve kin besliyordu. Yezid Örneğin Bedir gazvesinde öldürülen Müşrik babalarıyla övünüyor ve onların intikamını Ehlibeyt Resullullah'tan aldıklarını ve misillemede bulunduklarını ileri sürüyordu. Nitekim Yezid diyordu ki; *Haşim Oğulları-makam ve mülkle oynadılar. Ne Allah'tan bir haber indirilmiş ne de vahiy indirilmiştir. * Ahmed evlatlarından yaptıklarından dolayı intikam almazsam ben de hendek kabilesinden olmayayım!! Bu tür tutum ve sözler "dede, baba ve oğul"un İslam'a karşı nasıl bir kin kustuklarını, Allah'ın helalini haram ve haram kıldıklarını helal saydıklarını gözler önüne seriyordu. Bu şirret Emevi akıma karşılık Tevhid anlayışını ve hakkı simgeleyen Ali -as- ve Salih oğulları şunları haykırıyorlardı: "Şehâdet ederim ki Allah tam adalet sahibidir; adaletle muamele eder; tam hikmetle hükmedendir, hakla batılı tefrik eyler ve şehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kuludur; kullarının ulusudur. Allah kullarını değiştirdikçe, geçenler geçip, gelenler geldikçe onları iki bölüğe ayırmıştır; O'nun vücudunu o iki bölüğün hayırlı kısmına vermiştir. Soyunda ne zinâ eden vardır, ne kötülük yoluna giden."... "İnsanlar iki bölüktür: Bir bölüğü şeriata uyar; öbür bölüğü bidate sapar. Bu ikinci bölüğün, noksan sıfatlardan münezzeh Allah'tan ne bir delili vardır, ne bir ışığı. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, hiç bir kimseye Kur'an'a benzer başka bir şeyle öğüt vermez; çünkü Kur'ân, Allah'ın sağlam ipidir, emin sebebidir; gönüllerin bahârı ondadır; bilgilerin kaynakları onda; gönüle ondan başka bir şeyle cilâ olamaz; ondan başka bir şey gönlü parlatamaz. Böyle olmakla beraber gene de ondan öğüt alanlar, ona uyup yol almışlardır; unutanlar, unutmaya kapılanlar, yolda kalakalmışlardır" (Nehcül- Belaga) İnsanlar için makul hayat kıstası şudur ki; çeşitli hükümetler ister hak olsun ister batıl olsun belirli bir süre geçtikten sonra sönüp batarlar. Fakat bu iki yönetim biçimi arasındaki fark şudur ki; hak hükümetinin asıl hedefi; beşeri toplumun tekamül ve evrimsel yolda ilerleyebilmesi için, yüce ilahi ve insani değerlerden oluşan nur saçan ve aydınlatan meşaleleri yakmaktır. Batıl hükümetinin asıl amacıysa, insanları süflileştirmek, hayvansı boyutlarına tutsak kılmak, bütün hak ve hakikatleri süfli ve şeytani emellere feda etmektir. Hak hükümetinin yöneticisiyse halkı aydınlatmaya, bilgilendirmeye, yükselişe geçirmeye çalışır ve bu yüce hedefi uğuruna bizzat kendisini de feda eder. İşte bunun en bariz ve gözde örneği imam Hüseyin as. ve Hüseyni kıyama katılan ashabı ve hane halkıdır. Bu kural uyarınca hak hükümetinin hakimiyet süresi ve toprak genişliği pek bir önem taşımaz. Hak hakimiyetinin önem verdiği şey; "Makul hayatın" gündeme getirilmesi ve yüce değerlerinin ispatlanmasıdır. Batıl hükümdarlar ve yöneticilerse sadece insanlara sulta kurmak, insanların maddi ve manevi kabiliyetlerini kendi çıkarları lehine kullanmak, bu yoldan güç ve iktidar olup, büyüklük taslamak ve bencilliklerini doyuma ulaştırmak için çaba harcarlar. Nitekim Yezid bin Muaviye Medine valisi Velid bin Uteybe'ye emirname gönderip dedi ki; "acilen harekete geç ve kimseye aman vermeden Hüseyin bin Ali'den benim için biat al." Yezid bu mektubunda ayrıca şunu kaydetti: "Hüseyin, Abdullah Ömer ve Ubeydullah bin Zubeyr'den acilen ve amansız olarak bana biat al." İşte bencil, müstebit ve Tağuti ruh haletine sahip kimselerin özelliği, hiçbir insan'a düşünce hakkı, karar alma hakkı, serbestçe iradesini kullanma hakkı tanımazlar ve kendilerini mutlak irade sahibi olarak nitelendirip, başka insanların iradelerini sınırlı ve kendilerine bağlıymış gibi addederler. Hatta başka insanların hayat hakkını bile kendi izinleri olmadan resmen tanımazlar. Peki böyle insan müsvettesi kimseler insanların makul hayat haklarını bir değer verebilirler mi? Halbuki bu zalim ve gaddar kimseler açısından bütün değerler kendi istekleri karşısında bir hiç ve koftur. İşte bu Tağutlarla mücadele etmek ehlibeyti Resullullah'ın asli yükümlülükleri ve mesuliyetlerinden biriydi. Nitekim İmam Hüseyin bu ilahi mesuliyet bilinciyle kıyam etti. Elbette Hüseyni kıyamın kökleri Yezid'in saltanat koltuğuna oturtulmasından çok daha öncelere dayanıyordu. Bu konuda gelecek programımızda değerlendirmelerimizi sürdüreceğiz.
|