24 Mayıs 2012 05:45:42
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Anket
Soru: oy ver
1 - 0 (0%)
2 - 0 (0%)
3 - 1 (100%)
4 - 0 (0%)
5 - 0 (0%)
Toplam oy: 1

kuranda peygamber ve imamlara imamet hakkında gelen ayetler
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: kuranda peygamber ve imamlara imamet hakkında gelen ayetler  (Okunma Sayısı 619 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Allahın Aslanı Ali
Süper Moderator
*

Üyeyi Alkışla 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471



« : 24 Kasım 2009 10:14:30 »

Kur'an'da İmamet
Kur'an-ı Kerim'e baktığımızda imamet makamının aynen nübüvvet makamı gibi ilahi iradeden kaynaklanan bir makam olduğunu görmekteyiz.

Şöyle ki; Kur'an-ı Kerim sadece İslam ümmetinde değil, geçmiş ümmetlerde de imamın bir ilahi sünnet olarak bizzat Allah Teala tarafından tayin edildiğini beyan etmektedir.

Kur'an-ı Kerim, bazı ayetlerinde, nübüvvet makamının yanı sıra imamet makamını da, bir hakikat olarak ortaya koymuş ve ilahi iradeyle kişilerin bu makama getirildiğini, hatta bazı peygamberlerin ancak bir takım zor imtihanlardan geçtikten sonra bu makama gelme liyakatini kazandıklarını ve bu makamın ilahi bir ahid olarak, zalimlere ulaşmayacağını beyan buyurmuştur.

Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinde de, bazı peygamberlerin bizzat Allah tarafından imamet makamına tayin edildiğinden söz edilmiştir. Bu ayetler, imamet makamına gelecek kişinin bizzat Cenab-ı Hak tarafından seçildiğini açıkça göstermektedir. Şimdi bu ayetlerden bazılarına kısaca bir göz atalım.
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

talip76
Allahın Aslanı Ali
Süper Moderator
*

Üyeyi Alkışla 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471



« Yanıtla #1 : 24 Kasım 2009 10:15:04 »

1- Hz. İbrahim'in İmamet Makamına Tayin Edilişi
Hz. İbrahim (a.s)'ın imamet makamına tayin edilişini açıklayan ayetler imamet makamının ilahi bir makam olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Allah Teala bu konuda şöyle buyuruyor: "Rabbi İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "seni insanlara önder kılacağım" demişti. O "soyumdan da" deyince, "zalim­ler benim ahdime erişemez" buyurmuştu."[9]

Görüldüğü üzere, Cenab-ı Hak Hz. İbrahim'i bir takım zor imtihanlardan geçirdikten ve o Hazret de o imtihanlardan başarıyla geçtikten sonra böyle bir makama getirmiş ve Hazret'in o makamı kendi zürriyeti için talep etmesinin cevabında da, bu makamın kendi ahdi olduğu ve zalim sayılan kimselerin (günah ehli olan kimselerin) böyle bir makama gelemeyeceğini açık ve net olarak o Hazret'e bildirmiştir. Bunun anlamı şudur: "Ancak senin gibi zor imtihanlardan geçerek senin derecende olan kimseler böyle makama gelebilir. Senin gibi olmayanlar ise, bu makama layık değil ve ulaşamazlar."

Bilindiği üzere, mezkur ayette geçen Hz. İbrahim'in imtihanlarından maksat, Hazret'in ateşe atılması, Şam'dan Hicaz'a hicret ederek kendi ailesini yalnız başına Allah'ın emri gereği o kuru çölde bırakması ve ihtiyar yaşında oğlu İsmail'i Allah yolunda kurban etmeye gitmesi gibi zor imtihanlardır.

Bütün bu imtihanlar, Hazret'in nübüvvet makamına ulaşmasından sonra gerçekleşmiştir. Demek ki, Hazret nübüvvet makamına ulaştıktan sonra bu gibi zor imtihanlardan geçmek suretiyle imamet makamına liyakat kazanmıştır. İşte bu ayet, imamet makamının önemini ve imamet makamına ulaşacak kimselerde hatta nübüvvet makamında aranan şartlardan daha ağır şartlarının arandığını göstermeye yeterlidir.

Zaten bizim de iddiamız imamet makamının aynen nübüvvet makamı gibi ağır bir ilahi makam olduğu ve o makama gelenlerde nübüvvet makamına gelen kimselerde aranan şartların arandığıdır. İşte bu ayet hem başlangıcı hem de sonu itibariyle bunu tam anlamıyla ortaya koymaktadır.

Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

talip76
Allahın Aslanı Ali
Süper Moderator
*

Üyeyi Alkışla 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471



« Yanıtla #2 : 24 Kasım 2009 10:15:40 »

2- Bazı Peygamberlerin Allah Tarafından İmamet Makamına Getirildiğini Açıklayan Ayetler
Kur'an-ı Kerimde bazen de imamet makamından hilafet makamı olarak söz edilmiş ve bu makama gelen kimseyi de Allah Teala'nın kendisinin tayin ettiği belirtilmiştir. Hz. Davud'un imamet makamına getirilişi bunun bir örneğidir.

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Davud (a.s)'dan şöyle söz edilmektedir: "Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. Öyleyse, sen insanlar arasında hak ve adalet ile hükmet...." [10]

Görüldüğü üzere, bu ayet-i kerimede masum olup, nübüvvet makamına ulaşmış olan Hz. Davud'u bizzat Allah Teala'nın kendisi imamet ve hilafet makamına tayin ettiğinden bahsedilmektedir. O halde bu ayet de bizim, imamın masum olması ve Allah tarafından tayin edilmesi gerektiğine dair olan inancımızı doğrulamaktadır.

Keza, Hz. Talut'un imamet makamına bizzat Allah Teala tarafından tayin edildiğini açıklayan ayetler, imamet makamının ilahi bir makam olduğunu ve o makama getirilecek kişide ilahi ilim sahibi olmak gibi özel şartlar arandığını açıkça gözler önüne sermektedir.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "Peygamberleri onlara: "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gön­derdi" dedi.

Onlar: "Nasıl o bize hükümdar olabilir? Oysa biz iktidara daha lâyığız, o zengin de değildir" dediler.

Peygamberleri: "Doğrusu Allah onu sizin içinizden seçkin kıldı. Ona fazla ilim verip, vücutça güçlü kıldı" dedi. Allah, hükümdarlığı dilediğine verir. Allah, imkanları bol olan ve sonsuz ilim sahibidir." [11]

Görüldüğü üzere, bu ayet-i kerimede Hz. Talut'un bizzat Allah Teala tarafından imamet makamına seçildiği ve bunun sırrının da, o Hazret dışındakilerin imamet makamına gelecek kişilerde aranan şartlardan yoksun olmaları olduğu kaydedilmiştir.

Ayrıca, bu ayetten önceki ayette açıklanan; o zamanın İsrailoğulları'nın kendilerine imam tayin edilmesi için peygamberlerine müracaat etmeleri, imamet makamına ancak ilahi tayin ile gelinebileceğinin ayrı bir kanıtıdır.

Çünkü, imamet makamına halkın kendi seçimi veya ümmetin ileri gelenlerinin kararı ile gelmek caiz olsaydı, onlar bu hususta peygamberlerine müracaat etmez ve kendi kendilerine bir önder tayin ederlerdi. Özellikle de, onların Hz. Talut'un imamete seçilmesine karşı çıkıp kendilerini bu makama daha evla görmeleri, bu doğrultuda hareket etmeye daha yatkın olduklarını göstermektedir. Dolayısıyla eğer, bir ilahi zorunluluk olmasaydı, onlar peygamberlerine müracaat ederek, ayette görüldüğü üzere, başlarını ağrıtacak kararla karşılaşmayı hiç istemezlerdi.

Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

talip76
Allahın Aslanı Ali
Süper Moderator
*

Üyeyi Alkışla 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471



« Yanıtla #3 : 24 Kasım 2009 10:18:03 »

HZ. ALİ VE ON BİR EVLADININ İMAMETİNİ İSPATLAYAN DELİLLER
Hiçbir zaman ve mekanda hiçbir toplum önderi olmadan yaşamını sürdüremez.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Halk için, iyi veya kötü bir önder gereklidir. Yırtıcı aslan zalim padişahtan iyidir. Zalim padişah da, sürekli kargaşa ve fitneden iyidir."[15]

Bir topluma hükümet eden kimse, o toplumun bekasını ve saadete ermesini gönülden isterse, onu korumak için çaba göstermeye mecburdur. Sahip olduğu kudret, sorumluluk ve bilgi dahilinde, toplumun kaderini daima ideal bir saadet alanına yaklaştırmak için toplumun şimdiki zamanını ve geleceğini düşünmeli, bunu temin için, bir metot ve planı olmalıdır. Bu esas ve zaruret gereğince, hükümet sahipleri kısa bir yolculuğa çıktıklarında bile, birini kendi yerine vekil tayin ederler. Bu mesele bütün rehberiyet alanlarında geçerlidir. Hatta bir aile reisi kısa bir yolculuğa çıktığında bile, çocuklarından yetenekli olanını kendi yerine seçer ve kendinin yokluğunda aile fertlerinden onun sözüne uymalarını ister. Bu mesele o kadar açıktır ki, bu hususta delil getirmek akıl sahiplerince boş ve gereksiz işle iştigal telakki edilir.

Şimdi bu açık ilkeyi dikkati nazara alarak, İslam ümmetinin önderlik konusuna gelelim. Hz. Resulullah (s.a.a)'in önderler arasında toplumuna karşı her önderden daha şefkatli, daha hayır sever ve daha akıbetendiş olduğunda hiçbir kimsenin bir kuşkusu olamaz.

Allah Teala İslam'ın aziz Peygamberi'nin bu özelliğine işaretle şöyle buyuruyor: "Andolsun! Sizden olan öyle bir elçi size gelmiştir ki, sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir, üzerinize düşkün, mü'minler için şefkat ve rahmetle doludur." [16]

Durum böyle olunca, ümmeti üzerinde bu kadar hassas olan bir peygamberin, ümmeti için hayati bir mesele olan hilafet konusunu beyan etmemiş olmasını akıl kabul etmemektedir.

Peygamber-i Ekrem (s.a.a) İslam'ın evrensel olduğunu, onun ebediyete kadar korunması gerektiğini ve öndersiz bir saat bile ayakta duramayacağını herkesten daha iyi biliyordu. Dolayısıyla o şefkatli ve akıbet düşünür Peygamber'in, İslam'ın geleceğini (halife tayin etmemekle) ihmal etmesi nasıl tasavvur olunabilir? Oysa o Hazret, İslam nurunun yansıdığı her grubu idare etmek için, her ne kadar küçük olsaydı dahi, bir önder seçmeyi ihmal etmezdi. Hatta Medine'den çıkıp kısa bir yolculuğa gittiğinde, Medine öndersiz kalmasın diye, mutlaka kendi yerine birini tayin ederdi. Bu durumda, böyle bir ilahi önderin ümmetini ebedi olarak terk edip gideceği, Cenab-ı Hak tarafından kendisine bildirildiği halde, ümmetini kendi başına terk edip gider miydi? Acaba Hz. Resulullah, ümmetine bir aile reisinin aile fertlerine karşı hissettiği sorumluluğu hissetmiyordu mu? Böyle bir şey söylemek Kur'an-ı Kerim ve Hazret'in yaşantı tarzıyla çelişkiye düşmek değil midir? O halde Hazret'in ümmetini en hayati konuda ihmal etmesi imkansızdır.

Zaten biz Ehl-i Beyt dostlarının da sözü bundan başka bir şey değildir. Biz, Hz. Resulullah'ın İslam ümmetinin önderliği konusuna ilgisiz kalmadığına ve çeşitli münasebetlerle onu belirlediğine inanıyoruz. Biz, hem Kur'an-ı Kerim, hem de Hz. Resulullah'ın sünnetinde İslam ümmetinin önderliğinin açıklanmış olduğuna inanıyoruz.

Gerçi, Kur'an-ı Kerim'de on iki imamın isimleri anılarak imam oldukları açıkça belirtilmemiştir. Ama Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayetinin, Peygamber-i Ekrem'in hadisleriyle imamet makamıyla ilgili olduğu açıklanmıştır. Bu konu, ister Ehl-i Beyt, ister Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin kaynaklarından nakledilen hadislerle kesin olarak sabittir.

Ayrıca imamet meselesi, Hz. Resulullah'ın hadislerinde net bir şekilde ortaya konulmuştur. Taassuptan uzak, her insaflı araştırmacı bunları inkar edemez.

Ancak bizim, bütün bu ayet ve hadislere burada yer vermemiz mümkün değildir. Bununla birlikte, özet halinde bu ayet ve hadislerin bazısına işaret edeceğiz.

Fakat, Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz tarafından; "bunlar sizin kendi yorumunuz ve kendi kaynaklarınızda bulunan hadislerdir, bizim tarafımızdan kabul edilemezler" denilmesin diye, Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin kendi tefsir ve hadis kitaplarını kaynak alacağız.

 Elbette bizim inancımız, Hz. Resulullah (s.a.a)'tan sonra Allah'ın hüccetinin, Hz. Ali ve ondan sonra da, onun on bir evladı olduğudur. Dolayısıyla işaret edeceğimiz delillerin bazısı Hz. Ali (a.s)'ın imametini ispatlayıcı nitelikte olup, bazısı da on iki imamın tamamının imametini ispatlar niteliktedir. Şimdi bu delillerin bazısına kısaca bir göz atalım.

Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

talip76
Allahın Aslanı Ali
Süper Moderator
*

Üyeyi Alkışla 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471



« Yanıtla #4 : 24 Kasım 2009 10:18:50 »

BİRİNCİ DELİL
İnzar Ayeti
İnzar ayeti nazil olduğunda tahakkuk bulan olay, Hz. Ali (a.s)'ın imametini açıkça ispat etmektedir.

Olay kısaca şundan ibarettir: Hz. Resulullah (s.a.a)'a "En yakın aşiretini uyar" [17] ayeti nazil olmuş ve Allah Teala Hz. Resulullah'ı kendi akrabalarını uyarmakla görevlendirmiştir. Bunun üzerine, Hz. Resulullah, Hz. Ali (a.s)'ı yemek hazırlayarak, yakın akrabalarını yemeğe davet etmekle görevlendirmiştir. O gün Hazret'in daveti üzerine, aralarında Ebu Talip, Hamza, Abbas ve Ebu Leheb'in de bulunduğu yaklaşık kırk kişi Hz. Ebu Talib'in evinde toplanmıştır.

Hz. Resulullah (s.a.a), yemek yendikten sonra, kendisinin Allah tarafından peygamberlikle görevlendirildiğini onlara şöyle açıklamıştır: "Ey Abdülmuttalip oğulları! Andolsun Allah'a ki; ben Arap gençleri arasında kendi kabilesine benim getirdiğim şeyden daha hayırlı bir şey getiren bir genci tanımıyorum. Ben sizin için dünya ve ahiret hayrını getirmişim. Allah beni, sizleri O'na davet etmekle görevlendirmiştir. Sizlerden kim benim bu görevimde bana yardım etmeye hazırdır ki, benim kardeşim, vasim ve sizin aranızda halifem olsun?"[18]

"Orada hazır bulunanların hiçbirinden bir ses çıkmaz ve yalnızca Hz. Ali (a.s) kalkıp "Ey Allah'ın Peygamberi! Sana yardım etmeye ben hazırım"der.

Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Ali'ye: "Ey Ali! Sen otur" der ve bu sahne üç defa tekrarlanır. Her üçünde de o Hazret'e icabet eden yalnızca Hz. İmam Ali (a.s) olur.

Bunun üzerine, Hz. Resulullah (s.a.a) mübarek elini Hz. Ali (a.s)'ın omuzuna koyarak: "Bu benim kardeşim, vasim ve sizin aranızdaki halifemdir, onu dinleyin ve ona itaat edin" [19] buyurur.

Bunun üzerine, orada bulunanlar gülerek kalkıp Ebu Talib'e: "Sana kendi çocuğunu dinleyip, onun emrine uymanı farz kıldı!"diyerek dağılıp giderler." [20]

Bu hadisi şerif, Hz. Emir-ül Mü'minin Ali (a.s)'ın Hz. Resulullah'tan sonra onun bilafasl halifesi, vasisi ve Allah'ın hücceti olduğunu açıkça belirtmektedir. Bu hadisi ayrı manalara yorumlamak açıkça bir inatçılıktan başka bir şey değildir
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

talip76
Allahın Aslanı Ali
Süper Moderator
*

Üyeyi Alkışla 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471



« Yanıtla #5 : 24 Kasım 2009 10:19:35 »

İKİNCİ DELİL
Velayet ayeti
Velayet ayeti olarak tanınan Allah Teala'nın "Sizin veliniz ancak Allah, O'nun peygamberi ve namaz kılan ve rüku halinde zekat veren mü'minlerdir. Kim Allah'ı, peygamberini ve inananları veli kabul ederse, bilsin ki, şüphesiz hizbullah olanlar üstün gelirler" [23] ayeti Hz. İmam Ali (a.s)'ın imametini ispatlayan delillerden bir diğeridir.

Bu ayetin Hz. Ali'nin velayet ve imametine delil olması, onun Hz. Ali (a.s) hakkında nazil oluşundan dolayıdır.

Bu ayetin Hz. Ali (a.s) hakkında nazil olduğu Ehl-i Beyt kanalıyla gelen rivayetlerde mütevatir olarak nakledilmiştir. Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin de hemen-hemen bütün tefsir yazarları, mezkur ayetin tefsiri bölümünde onun Hz. Ali (a.s) hakkında nazil olduğuna dair bir çok rivayetler nakletmişlerdir.

Biz, Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin önde gelen fakih ve tefsir yazarlarından olan Ebu İshak Ahmet bin Muhammed bin İbrahim En-Nisaburi Es-Salebi'nin "El-Kebir" adlı tefsirinde mezkur ayetin nüzul sebebi olarak Ebuzer'den naklettiği rivayeti aynen buraya aktarıyoruz:

Ebuzer şöyle demiştir:"Ben şu iki kulağımla işittim, aksi taktirde her ikisi de sağır olsun ve şu iki gözlerimle gördüm, aksi taktirde her ikisi de kör olsun ki, Hz. Resulullah şöyle buyurdular: "Ali insanların önderidir, Ali kafirleri katledendir, ona yardım edene yardım olunur, onu yalnız bırakan yalnız bırakılır."

Daha sonra Ebuzer şöyle devam etmiştir: "Bilin ki, bir gün benim Hz. Resulullah ile birlikte namaz kılmakta olduğum bir sırada bir dilenci mescitte talepte bulundu kimse ona bir şey vermedi. Bu sırada Hz. Ali rüku halindeydi. Elinin küçük parmağını ona doğru uzattı. O parmağına yüzük takardı. O dilenci gelip yüzüğü Hazret'in parmağından çıkarıp aldı.

Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

talip76
Allahın Aslanı Ali
Süper Moderator
*

Üyeyi Alkışla 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471



« Yanıtla #6 : 24 Kasım 2009 10:20:06 »

ÜÇÜNCÜ DELİL
Tebliğ ayeti
Hz. Ali (a.s)'ın imametini ispatlayan ayetlerden bir diğeri de olarak meşhur olan "Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilen mesajı ilet. Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini ulaştırmış olamazsın. (Hiçbir şeyden korkma) Allah seni insanlara karşı koruyacaktır" [34] ayetidir.

Bu ayetin beyan üslubundan Hz. Resulullah'ın insanlara ulaştırmak üzere önemli bir mesaj almış olduğu, ancak onu açıklamaktan çekindiği anlaşılmaktadır.

Bu ayette Allah Teala, Resulü'ne ihtar edercesine kendine verilen mesajı halka iletmesini emretmekle birlikte, Hazret'i bizzat kendi koruması altına aldığını da bildirmiştir.

Burada şu soru ortaya çıkıyor: Acaba o mesaj neydi ki, Hazret onu insanlara iletmekten çekiniyor ve Allah Teala da onu iletmeyi risaleti yerine getirmek ve iletmemeyi de risaleti terk etmek kadar önemsiyordu?

Bütün bunları, bu ayetin ne zaman indiğine ve bu ayetin nazil olmasından sonra Hz. Resulullah'ın ümmete ne mesaj ulaştırdığına baktığımızda anlayabiliriz
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

talip76
HUSEYNİ SEVDA!..
Administrator
*

Üyeyi Alkışla 1706
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7218



« Yanıtla #7 : 24 Kasım 2009 12:26:40 »

Allah razı olsun inşallah
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

HÜSEYNİ SEVDA!..
Ateşlere atılırken, İbrahim gibi “Hasbunallahu we ni’mel wekil” zikriyle, Allah’tan başka kimseden yardım istememenin adıdır,
Hüseyni Sevda.
Karanlık denizlerde Hut’un karnında, Yunus gibi sadece Allah’a el açmanın halidir,
Hüseyni Sevda.
Nefsine aldanıp ilah olduğunu savunan Firavun ve ordusunu, denize batıran Musa’nın elindeki asa’dır,
Hüseyni Sevda.
Peygamberlerin hatemi, kainatın efendisi,Allah ’ın habibi
Hz. Muhammed (s.a.v)’ın “Ümmeti! Ümmeti” derken, Mübarek gözlerinden dökülen gözyaşlarından bir damladır,
Hüseyni Sevda.
Kerbela çölünde yalnız… Kerbela çölünde yardımsız…
Kerbela çölünde bikes bırakılan İmam Hüseyin’in; “Heyhat mine zillet!.. İslam için öleceksem, ey kılıçlar alın canımı! feryadıdır.
Dünya hayatına önem vermeyip, kendini kardeşlerine feda etmenin…
İzzet ve şeref ile şehadete kucak açıp,
''Kulli yevmin Aşura kulli erzin kerbela'' diyebilmenin adıdır
Allahın Aslanı Ali
Süper Moderator
*

Üyeyi Alkışla 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471



« Yanıtla #8 : 24 Kasım 2009 12:38:01 »

sendende
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

talip76
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır

kuranda peygamber ve imamlara imamet hakkında gelen ayetler Etiketleri
kuranda peygamber ve imamlara imamet hakkında gelen ayetler
kuranda peygamber ve imamlara imamet hakkında gelen ayetler Resimleri
kuranda peygamber ve imamlara imamet hakkında gelen ayetler Videoları
GoogleTagged

Gitmek istediğiniz yer:  
Konu Linki:
BB Kodu :
HTML Kodu: