24 Mayıs 2012 05:51:50
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Kuran'dan Kıssalar Ve ibretler
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Kuran'dan Kıssalar Ve ibretler  (Okunma Sayısı 835 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Allahın Aslanı Ali
Süper Moderator
*

Üyeyi Alkışla 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471



« : 26 Kasım 2009 00:58:31 »

Eshab-ı Keyf (Mağara Arkadaşları)

Hazreti Isa aleyhisselâmdan sonra încil ehlinin işi karmakarışık, alt
üst olmuş, aralarında günahkârlar büyümüş, hükümdarlar azgınlaşmış ve
putlara tapar; putlar için kurbanlar keser hale gelmişlerdi. Bu yolda en
ileri gidenlerden birisi de Rum hükümdarlarından Dekyanus idi. Bu hükümdar
Rum diyarını dolaşıp putperestliği kabul etmeyen Isa ümmetini
katlediyordu.
Dekyanus bu gezisi sırasında nihayet Eshâb-ı Kehf'in şehri olan
Dekinos'a da indi. İner inmez de îman ehlini takip ve toplanmasını
emretti, iman ehli bunu duyduklarından dolayı şuraya buraya kaçıp
gizlenmişlerdi. Şehrin kâfirlerinden tâyin ettiği zabıtası, îman
sahiplerini takip ediyor, gizlendikleri yerlerden çıkarıp Dekyanus'a
getiriyorlardı. O da putlara kurban kesilen mezbaalara sevkedip
kendilerini putlara tapmak ile öldürülmek arasında muhayyer bırakıyordu.
Alçak dünya hayatına rağbet gösterip de bu katliâmdan korkanlar onun
dediğini yapıyorlar, ebedî hayatı tercih edenleri ise öldürüp parçalayıp
şehrin sûrlarına ve kapılarına asıyorlardı.
Bu durumu gören bir kaç genç ki, onlar Rum'un asilzadelerinden bir
rivayete göre de hükümdarın yakınlarından idiler. Kendileri hür
kimselerdi. Bunlar bu vaziyetten çok müteessir oldular, bu fitnenin defi
için Allahü Teâlâ'ya göz yaşlarıyla yalvararak namaz kılıp dua
ediyorlardı. Zalim hükümdarın adamları bunları ihbar ettiler. Bunun
üzerine Dekyanus, onları bir sohbet halinde iken bastırıp huzuruna
getirtti ve biraz şeyler söyledikten sonra kendilerini «Ya putlara tapmak
veya ölüm»den birini seçmek üzere muhayyer bıraktı. O vakit o yiğitler de
Allahü Teâlâ'nın kendilerine verdiği rabıta ve metanetle kıyam edip
dediler ki:
— Bizim bir ilâhımız vardır ki, O'nun azamet ve kudreti Gökleri ve
Yeri kaplar. O, Göklerin ve Yerin Rabbidir. Biz O'ndan başka birine ilâh
demeyiz, asla ibadet etmeyiz. Senin davetine uyma ihtimalimiz ebediyyen
yoktur. Doğrusu biz öyle yaparsak o vakit akıldan uzak, haddini aşmış,
yalan söylemiş oluruz. Çünkü ondan başka ilâh muhaldir, yalandır. Hükmün
ne ise yap!
Böylece bu yiğitler müşriklere karşı baş kaldırıp Allah'ın birliğini,
tevhidi ilân ettiler. Hâsılı bu gençler, Allah'dan başka ilâh tanımayan
hakikî mü'min idiler, işleri de Allahü Teâlâ'nın hidayetiyle dinlerini
korumak için zalim müşriklerin zorlama ve şiddetlerine karşı baş kaldırmak
olmuştu. Şirke sapan ve dünya hayatına rağbet gösteren Hıristiyanlara
benzemiyorlardı. Hükümdarın ve müşriklerin huzurunda böyle kıyam edip
olanca rabıta ve kalb metanetiyle söz birliği halinde tevhidi ilân ederek
kendileriyle beraber hakkı söylemeyip şirke sapan kavimlerini tahkir ve
takbih ederek şöyle söylediler:
— Bak hele, şunlar, şu bizim kavim Allahü Teâlâ'dan başka ilâh kabul
ettiler. Allahü Teâlâ'nın ilâh olduğuna ve Rab olmasının büyüklüğüne
Gökler ve Arz gibi açık deliller var. Fakat O'ndan başkasının ilâh
olduğuna dair açık bir delil getirseler ya bakalım? Ne mümkün?.. Delilsiz
dâva kabul edilir mi? Veya şunun bunun keyfî tahakküm ve tasallutu delil
tutulur mu?
Yiğitlerin böyle kıyam edip gereken cevabı vermeleri üzerine Dekyamıs,
onların üzerlerindeki asalet elbiselerinin soyulmasını emredip yanından
çıkardı ve kendisi mühim bir iş için Ninova şehrine gitti ve geri
dönünceye kadar onlara düşünmek için mühlet verdi; kendisinin dediğine
uyarlarsa uyarlar, yoksa diğer müslümanlara yaptığını yapacaktı.
Bunun üzerine gençler kavimlerinden de böyle yüz çevirdikten sonra
çekilip kendi kendilerine dinlerini muhafaza etmek için karar verip şehrin
yakınındaki Benclüs dağında sarp bir mağaraya gizlenmeyi kararlaştırdılar.
Her biri babasının hanesinden bir şeyler aldı, bazısını sadaka olarak
verdiler, kalanını da nafaka edinerek gidip o mağaraya sığındılar. Burada
gece ve gündüz namaz kılıyorlar, Allahü Teâlâ'ya inleyerek, yalvararak
niyaz ediyorlardı. Nafakalarına ait işleri Temliha'ya vermişlerdi. O,
sabahleyin bir miskin kıyafetine girerek şehre giriyor, lâzım olanı
alıyor, biraz da havadis öğrenerek arkadaşlarının yanına dönüyordu.
Dekyanus şehre geri dönûnceye kadar bu şekilde durdular. Zalim gelir
gelmez bunları isteyip babalarını getirtti. Babaları onların kendilerine
isyan ve mallarını da yağma ederek çarşılarda israf ile dağa kaçtıklarını
söyleyip özür beyan ettiler. Temliha bu fena durumu görünce pek az azık
alıp ağlayarak mağaraya vardı ve arkadaşlarına dehşeti haber verdi. Hepsi
ağlaşarak secdelere kapanıp Allahü Teâlâ'ya yalvardılar, sonra başlarını
kaldırıp oturdular, yapacakları iş hakkında konuşmaya başladılar. Derken
Allahü Teâlâ bunlara bir uyku verdi, yattılar, nafakaları baş uçlarında
olduğu halde uyuyup kaldılar.
Beri tarafta Dekyanus hiddetinden ne yapacağını düşünüyordu. Onları
uykuya daldıran Allahü Teâlâ bunun kalbine de mağaranın kapısını kapatmayı
getirdi. Bunun üzerine Dekyanus mağaranın kapısının ördürülmesini emretti:

— Açlıktan, susuzluktan ölsünler, mağaraları kabirleri olsun! dedi.
Adamları da öyle yaptılar. Ancak Dekyanus'un hanesinde îmanını
gizleyen iki mü'min vardı. Birinin adı Pendros, diğerininki ise Runas idi.
Bunlar Eshâbı Kehf'in isimlerini, neseblerini ve kıssalarını iki kuru
levhaya yazıp bir bakır sandığa koyarak yapılan duvarın içine koymayı
kararlaştırdılar ve bu şekilde yaptılar.
Bu yiğitler öyle bir vaziyette uykuya dalmışlardı ki, görülse uyanık
zannedilir, fakat hakikatte ise uykuda idiler. Uykuda oldukları halde
gözleri açık, sağa ve sola dönüyorlardı. Köpekleri Kıtmîr ise mağaranın
girişinde kollarını serîvermiş bir vaziyette uyuyordu. Üzerlerine çıkıp
varılsa muttlak dönülür kaçılır, korkudan donakalırlardı. Zira vaziyetleri
öyle heybetli, öyle korkunç idi. Bu itibarla kendilerine kimsenin muttali
olması mümkün değildi. Öyle bir rahatlık içinde uyuyorlardı ki Güneş
doğduğu zaman mağaralarından sağ tarafına meyillenir, batarken de onları
sol taraftan makaslardı. Yani üzerlerine gün bile değmez, değse de nihayet
batış sırasında soldan biraz kırkar geçerdi. Çünkü mağaranın vaziyeti
buydu. Her tarafı m'ahfuz, ancak kapısı biraz batıya meyilli olarak kuzeye
bakıyordu. Onlar ise mağaranın bir geniş yerinde sıkıntısız bir şekilde
yatıyorlardı.
Eshâbı Kehf in o suretle Allah için baş kaldırması ve kavimlerini
terkedip mağarada böyle yatmaları, Allahü Teâlâ'nın kudret ve rahmetinden
bir delil, bir keramettir.
İşte böylece ilâhî bir rahmet olarak bu yiğitlerin o mağarada
senelerce uyuyup muhafaza edilmesinden sonra Allahü Teâlâ onları bir delil
olarak ba's de etti, ölü diriltir gibi uykudan uyandırdı. Eshâbı Kehf
uyandıkları vakit aralarında soruşturmaya başladılar ve içlerinden biri:
— Ne kadar durdunuz, ne kadar uyudunuz? diye sordu. Kimisi:
— Bir gün, diye cevap verdi. Kimi de:
— Bir günden âz, dediler. . Nitekim kıyamette diriltilecekler de böyle
sanacaklardır. Bu konuşma esnasında kimi de daha fazla durulduğunu sezerek
aralarındaki ihtilâfı kesmek için dediler ki:
— Ne kadar durduğunuzu Rabbiniz en iyi bilir. Binaenaleyh ihtilâfı
bırakınız da, hemen birinizi şu gümüş paranızla şehre gönderiniz, en temiz
yiyecek hangisi baksın ve size ondan bir rızık getirsin, çok dikkat ve
nezaketle hareket etsin, sakın sizi kimseye sezdirmesin. Zira başınıza
binerlerse şüphe yok ki, ya Sizi öldürecekler veya irtidad ettirip
milletlerinin dinî putperestliğe döndürecekler. O zaman da ebedî kurtuluş
bulamazsınız. Öîdürülürseniz şehîd olur kurtulursunuz ama, dininizden
dönüp küfre girerseniz dünyada ve âhirette ebediyyen felaha eremezsiniz.
Hülâs'a böyle konuştular ve bu sözü kabul ettiler de, içlerinden
Temliha'yı şehre gönderdiler. Fakat Hüdânın takdirine bak ki, o derece
sakınmalarına rağmen Allahü Teâlâ, bu suretle kendilerini tanıttırdı.
Çünkü Yemliha'nın elindeki para, o zamanki insanlara göre hayli eski
olduğundan dikkati çekmiş ve yakalanmasına sebep olmuştu. Bu şekilde
Allahü Teâlâ va'dinin hak ve saatinin şüphesiz olduğunu insanlar muhakkak
bilsinler diye, bu duruma muttali kılmıştı. Zira mağarada ne kadar
durduklarını bilemeyen Eshâb-ı Kehf senelerce yattıkları yerden kabirden
kalkar gibi uyanıp kalktıklarını anlamış ve vaktiyle baş kaldırdıkları
müşriklere karşı muvaffak olduklarını ve taleb ve ümid ettikleri ilâhî
rahmetin bir tecellîsini görmek ve daha önce îman ettikleri şekilde
Alah'ın va'dinin hak olduğunu müşahede ile bilmiş oluyorlardı. Ve bu
suretle gerek kendileri ve gerek diğerleri için Kıyametin şüphesiz
olduğuna da bir delil ve misâl olmuş bulunuyorlardı.
Eshâb-ı Kehf in uyudukları mağaranın mevkii ile alâkalı olarak
muhtelif yerler rivayet edilegelmiştir. Ancak bugün ziyaret edilmekte olan
Tarsus yakınlarındaki mevkiin onlara ait yer olduğu bilinmektedir.
Bu kıssaya ait hususlardan biri de onların üç kişi olup kelbleriyle
birlikte dört, veya beş kişi olup kelbleriyle beraber altı, yahut da yedi
kişi olup kelbleriyle beraber sekiz olduklarına dair rivayetlerdir ki,
doğruya en yakın olanı sonuncusudur. Doğrusunu Alahü Teâlâ bilir.
Adetlerin bilinmesi kıssa noktası nazarından herkese lâzım değildir.
Onları hakkiyle bilenler pek azdır. Çokları bu mevzuuda gaybî taşlamaktan
başka bir iş yapmamaktadırlar. Şu hâlde Eshâb-ı Kehf kıssasını yalnız
Kur'an'ın beyanına dikkat ederek mütalea etmeli, şundan bundan sormaya
kalkışmamalıdır.
Eshâb-ı Kehf'in mağarada uyuma sürelerinin ise üç yüz dokuz sene
olduğu yine Kur'an'ın beyanıdır
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

talip76
İLAHİ AŞK
Huseyn Divanesi
******

Üyeyi Alkışla 54
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 725


« Yanıtla #1 : 27 Kasım 2009 10:55:47 »

ALLAH RAZI OLSUN
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |
Ali aşığı
Kahraman Üye
*****

Üyeyi Alkışla 20
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 526


« Yanıtla #2 : 27 Ocak 2010 15:12:33 »

ALLAH RAZI OLSUN
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

Ya Amerika'ya düşman ol,
İsrail'le savaş.
Ya Amerika'ya dost ol,
İran'la savaş...!

ALLAHUMME SALLİ ELA MUHAMMEDİN VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır

Kuran'dan Kıssalar Ve ibretler Etiketleri
Kuran'dan Kıssalar Ve ibretler
Kuran'dan Kıssalar Ve ibretler Resimleri
Kuran'dan Kıssalar Ve ibretler Videoları
GoogleTagged

Gitmek istediğiniz yer:  
Konu Linki:
BB Kodu :
HTML Kodu: