İsmail Aras
Administrator
Üyeyi Alkışla 1954
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 46081
|
 |
« : 30 Eylül 2008 09:37:33 » |
|
Kur'an-ı Kerim'de, Ehlibeyt'i Sevmek
Aşağıda, Ehlibeyt'i sevmek hususunda nazil olan veya muteber kaynaklardan açık rivayetlerle Ehlibeyt'i sevmeye tefsir edilen en önemli Kur'an naslarına işaret edeceğiz.
1- "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum."[1]
Bu ayet, tefsir, hadis, siret ve tarih kitaplarından bir çoğunun, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in yakınları olan Ali, Zehra, Hasan, Hüseyin ve onların pâk soyunu sevmek hususunda nazil olduğunu tekit ettiği meveddet ayetidir.
Siyuti ve diğerleri bu ayetin tefsirinde İbn-i Abbas'a istinat ederek şöyle rivayet etmişlerdir: "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum" ayeti nazil olunca, -insanlar- ya Resulullah! sevgileri bize farz olan yakınlarınız kimlerdir? diye sordular. Bunun üzerine o hazret, "-Yakınlarım- Ali, Fatıma ve onların iki oğludur" buyurdu.[2]
Bu ayet, kimlikleri net hadislerle bilinen Ehlibeyt'i sevmenin farz olduğuna delalet ediyor. Fahr-ur Râzi buna üç şekilde istidlal etmiştir; hadisi Zemahşeri'den rivayet ettikten sonra diyor ki: Onların, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in dört yakını olduğu sabittir ve böyle olunca da onların fazladan bir tazime has olmaları gerekiyor ve buna da birkaç delil delalet etmektedir:
a) Allah Teala'nın, "İll'el meveddete fi'l kurba=Sadece Ehlibeyt'e sevgi" buyruğu.
b) Şüphesiz Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, Fatıma'yı aleyhisselam seviyor ve "Fatıma benim bedenimin bir parçasıdır; onu inciten beni incitir" buyuruyordu. Ve mütevatir rivayetle Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'ten o hazretin, Ali'yi, Hasan ve Hüseyn'i sevdiği de sabittir; böyle olunca da bütün İslam ümmetinin o hazret gibi onları sevmesi gerekiyor; çünkü Allah Teala buyuruyor ki: "Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız."[3] ve yine, "Elçinin emrine aykırı davrananlar sakınsınlar."[4]
c) Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in evlatlarına dua etmenin yüce bir makamı var; işte bu nedenle namazda bu dua teşehhütten sonra yer almıştır. Bu dua şöyledir: "Allahumme salli ala Muhammed'in ve Âl-i Muhammed=Allah'ım! Muhammed ve Ehlibeyt'ine rahmet eyle" Ehlibeyt dışında hiç kimse hakkında böyle bir tazim yoktur; bütün bunlar, Muhammed ve Ehlibeyt'ini sevmenin farz oltuğunu gösteriyor.
İmam Şafiî diyor ki:
Ey süvari Mina'da taşlamada dur
Duran ve hareket edenlere duyur
Seher vakti Mina'ya akınca hacılar
Fırat'ın akışı gibi bir akınla:
Âl-i Muhammedi sevmek Rafizilikse eğer
Şahid olsun Rafiziliğime insanlar, cinler.[5]
Sonra Şafiî Meveddet ayetinin Ehlibeyt hakkında inişine işaret ederek şöyle diyor:
Ey Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in Ehlibeyt'i! Sizin sevginiz
Farzdır Allah'ın indirdiği Kur'an'da[6]
Bu Ayet Hakkında Ehlibeyt İmamları aleyhimusselam'dan Rivayet Edilenler Ehlibeyt İmamları aleyhimusselam, bu ayetle, kendilerini sevmenin, sevgi beslemenin ve haklarını gözetmenin bütün Müslümanlara farz olduğuna istidlal etmişlerdir. Zâdan İmam Ali aleyhisselam'dan şöyle rivayet ediyor: "Hâ Mîm (Resulullah'ın) Ehlibeyt'i olan bizim hakkımızda ayet vardır; bizim sevgimizi ancak mümin korur." Sonra şu ayeti okudu: "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum."[7]
Kumeyt-i Esedi de şiirinde buna işaret ediyor:
Âl-i Hâ Mîm (Ehlibeyt) hakkında sizin için bir ayet bulduk
Bizden olan takvalı ve asaletli kimseler tefsir etmişlerdir onu[8]
İmam Zeynulabidin aleyhisselam'dan şöyle buyurduğu rivayet edilir:
Hz. Ali aleyhisselam şehid edilince Hasan b. Ali halka okuyduğu bir hutbesinde Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: "Ben, Allah'ın, sevgilerini her Müslüman'a farz kıldığı Ehlibeyt'tenim. Allah Teala buyuruyor ki: "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik kazanırsa, onun iyiliğini artırırız." Ayetteki "iyilik"ten maksat, biz Ehlibeyt'in sevgisidir."[9]
İbn-i Cerir, Ebu Deylem'den şöyle tahriç etmiştir: Ali b. Hüseyin esir olarak Şam'a götürüldüğünde, Dimaşk kapısında Şam halkından birisi kalkarak dedi ki: Sizi öldüren, kökünüzü kazıyan ve fitne boynuzunu kesen Allah'a hamdolsun.
Bunun üzerine Ali b. Hüseyin aleyhisselam ona, "Sen Kur'an okudun mu?" diye sordu. Adam, "evet" dedi. İmam aleyhisselam, "Acaba, Âl-i Hâ Mîm'i okudun mu?" buyurdu. Adam, "Ben Kur'an okudum; fakat Âl-i Hâ Mim'i okumadım." Bunun üzerine İmam, "Acaba "De ki: Ben buna karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum" ayetini okumadın mı?" diye sordu. Adam, "Onlar sizler misiniz?" dedi. İmam aleyhisselam, "Evet" buyurdu.
İsmail b. Abdulhalik -bir hadiste- Ebu Abdullah (İmam Cafer-i Sadık)'tan şöyle rivayet ediyor: İmam'ın aleyhisselam Ebu Cafer-i Ehvel'e, "Basra halkı "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum" ayeti hakkında ne diyor?" diye sorduğunu ve onun da, "Fedanız olayım! Basra halkı bunların Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in yakınları olduğunu söylüyor" dediğini duydum. Bunun üzerine İmam, "Yalan söyüyorlar; bu ayet sadece biz Ehlibeytin, ashab-ı Kesâ olan Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'in hakkında nazil olmuştur", buyurdu."[10]
Ayetle İlgili Diğer Yorumlar Buraya kadar Meveddet ayetinin açık ve net bir şekilde Ehlibeyt'i sevmenin farz olduğunu ortaya koytuğu anlaşıldı. Kirmanî[11] ve Aynî[12] gibi alimlerin de değindiği gibi bu ayetten ilk etapta anlaşılan da buydur. Bunun dışında bu ayetin tefsiri doğrultusunda Ehlibeyt'ten, sahaden, tabiinden, hadis imamlarından nakledilen rivayetler de bunu ortaya koymaktadır.[13]
Bu ayetin delalatinin, öğle vaktindeki güneş gibi açık olmasına rağmen, bazıları hakkı izale etmek istemiş ve hiçbir ilmi dayanağı olmayan veya ayetten maksadın ne olduğunu anlatmak için yeterli bir burhan sayılmayan gevşek sözlerle Allah'ın buyruğunu canları istediği gibi yorumlamaya çalışmışlardır. Bunların en önemlisi şöyledir:
A) Bu ayette Kureyş'e hitap edilmektedir; istenilen mükafat ise, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in yakınları olmalarından dolayı onları sevmektir. Bunun izahı ise şöyledir: Onlar yalanlıyor ve bazı rivayetlerde geçtiği gibi o hazret onların ilahlarına çattığı için ona düşmanlık ve kin besliyorlardı. İşte bu nedenle Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'e, iman etmedikleri durumda onlarla yakın olduğundan dolayı onlardan sevgi istemesi, kendisine eziyet etmemelerini ve düşmanlık beslememelerini dilemesi emredildi.
Bu görüşün dayanağı Tavus'tan nakledilen bir rivayettir. Birisi İbn-i Abbas'tan, "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum" ayetini sordu. Said b. Cübeyr, "Muhammed sallallah'u aleyhi ve âlih'in yakınlarıdır", dedi. Bunun üzerine İbn-i Abbas, acele ettin, dedi. Kureyş'in her boyunda Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih için bir akrabalık vardı. Derken şu ayet nazil oldu: "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum." Ancak siz, benimle aranızdaki yakınlığa ulaşmalısını (onu korumalısınız).[14]
Bu görüşe yönelik eleştiriler şunlardır:
1- Bu rivayetin senedine ilk bakıldığında itibardan düştüğü görülmektedir; çünkü bu rivayetin senedinde hadis uydurmak ve yalancılıkla meşhur olan Şa'be b. Haccac ve rivayetî zayıf olanlardan Yahya b. Ubbad-i Zabî var; nitekim İbn-i Hacer, Sacî'den rivayeten buna işaret etmiştir.[15]
Zehebî, Sâcî'yi tazyif etmede onun sözünü takip etmemiştir[16] Yine bu rivayette Muhammed b. Cafer var.[17] İbn-i Hacer onu, taz'if ettiği kimselerden saymış ve İbn-i Ebi Hatem'in onun hakkındaki, "....Onun söziyle ihticac edilmez" sözünü zikretmiştir.[18]
Yine bu rivayetin senedine, Cerh ve Ta'dil ulemasının, hakkında konuştuğu ve zayıf olduğunu söyledikleri Muhammed b. Beşşar var.[19]
Buraya kadar söylenenlerden, rivayetin senedinin itibardan düştüğü ve onunla istidlal edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
2- Bu rivayet, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'ten mütevatir olarak nakledilen sahih hadislerle çelişmektedir. Biz bu hadislerden bazılarını zikrettik ve yine net bir şekilde Kurbadan (yakınlık) maksadın, İmam Ali, Zehra, Hasan ve Hüseyin olduğunu vurgulayan İbn-i Abbas[20] ve Said b. Cubeyr'in sahih hadisleriyle de çelişiyor.[21]
3- Bu ayet, nûzul sebebinde söylendiği gibi Mekki değil Medenî'dir ve bu ayetteki hitap, Kureyiş'e has değil bütün Müslümanlara yöneliktir.
B) Meveddet ayetindeki Kurba'dan (yakınlıktan) maksat, Allah Teala'ya yaklaşmaktır ve Kurba'yı sevmek ise Allah'a itaat ve yakınlıkla O'na sevgi göstermektir. Dolayısıyla, ayetin anlamı şöyledir: "Ben ona (çektiğim zahmetlere) karşılık sizden Allah'a yaklaşarak O'nu sevmenizden başka bir ücret istemiyorum."
Bu görüşün kaynağı, İbn-i Abbas'a nispet verilen şu rivayettir: "De ki: Ben size getirdiğim apaçık hükümler ve hidayet karşısında, itaatle Allah'a yaklaşmanızdan başka bir ücret istemiyorum."[22]
Bu görüşle ilgili eleştiriler şöyledir:
1- Bu görüşün dayandığı rivayet, İbn-i Hacer'in de açık bir şekilde beyan ettiği gibi ssenet bakımından zayıftır.[23]
2- Arap lügatında "Kurba" sözcüğü tekarrub ve yakınlık anlamında kullanılmamıştır.
3- Allah Teala'ya yaklaşmak, risaletin muhteva ve içeriğidir. Bu durumda Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, Allah'a yaklaşmak için Allah'a yaklaşmayı nasıl isteyebilir! Böyle bir şey makul değildir ve selim bir akla sahip olan bunu kabul etmez; çünkü böyle bir söz, mükafat ve karşılığında mükafat verilen şeyin bir olmasını gerektiriyor.
Bu ayet hakkında bu değindiklerimizden (gerçekten) daha uzak olan iki görüş daha var; bu nedenle onlara değinmiyoruz. Buraya kadar anlatılanlardan kısaca anlaşılıyor ki, kurba'yı (yakınları) sevmektan maksat, Resulullah.sallallah'u aleyhi ve âlih'in yakınlarını sevmektir; onlar da o hazretin Ehlibeytinden olan soyu olan itretidir. Bu bölümün başında da değindiğimiz gibi Sünnî ve Şiî kanalıyla meveddet ayetini bu anlamda açıklayan bir çok rivayet vardır. Her iki fırkadan Ehlibeyt-i sevmenin ve onlara sevgi beslemenin farz olduğunu destekleyen mütevatir hadisler var.
Zemahşeri bu görüşü seçtikten sonra diyor ki: -Eğer, "Nede illa 'meveddet'el kurbâ' veya 'ill'el meveddet'e li'l kurbâ' (yakınlarımın sevgisi) veya (yakınlarım için sevgi) söylenmedi ve "ill'el meveddet'e fi'l kurbâ" (yakınlarım hakkında sevgi) söylendi; bunun anlamı nedir? denilecek olursa derim ki:
Sevgi için bir yer ve mekan farzedilmiştir; örneğin, "Bende falancalara sevgi var ve benim onlarda büyük sevgim var" denildiğinde; onları seviyorum ve onlar benim sevgimin yer ve mekanıdır, kastedilmektedir.
Zemahşeri sonra şöyle devam ediyor: -Ayetin Arapçasındaki- "fi" edatı, "lam" edatı gibi meveddet kelimesinin sılası (taalluk ettiği şey) değildir. "İlle'l meveddet-e lil kurba" denildiğinde, "el-mal-u fil kis" cümlesinde olduğu gibi zarf'ın taalluk ettiği hazf edilmiş bir şeye taalluk eder ve bu cümlenin aslı şöyledir: "ill'el meveddet'e sabitetun fil kurbâ ve mutemekkinet'un fîha" (yakınlarımda sabit olan ve onlarda yer eden sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum.)
Meveddet ve sevginin yakınlarda sabit olduğu ve onlarda yer ettiği ve onların sevginin yer ve mekanı edilmesine yönelik vurgu üzerinde düşünüldüğünde ve yine Sekaleyin ve Sefine hadisleri gibi her iki kanaldan mütevatir olarak Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'ten rivayet edilen ve insanları, Allah'ın kitabındaki din maarifinin temellerini, ayrıntılarını ve gerçeklerinin beyanın, anlamak için Ehlibeyt'e yönlendiren rivayetler üzerinde düşünüldüğünde, Ehlibeyt'i sevmenin her Müslüman'a farn oluşunun ve bunun risaletin ücreti kılınışının, ilmî makamlarından ve ümmet hayatındaki risalet ve dinin tebliği hususundaki konumlarından dolayı insanları Ehlibeyt'e yönlendirmek için bir vesile olduğunda hiçbir şüpheye yer kalmaz.
Şüpheler ve Reddiyeler Bu ayetin, her türlü kusurdan arınmış olan Ehlibeyt'i teşkil eden İmam Ali, Fatıma, Zehra ve bu ikisinin soyundan gelen masum imamlarına has olduğu ispatlandıktan sonra Ehlibeyt muhalifleri ve düşmanları tarafından ayeti doğru yönünden çevirmek için bir takım şüpheler söz konusu edilmiştir. Aşağıda bu şüphelerle reddiyelerine değineceğiz.
1. Şüphe: Şurâ suresi Mekkî'dir Bu şüphe, rivayetler Şurâ suresinin Mekkî olduğunu onayladığından Meveddet ayetinin Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in Ehlibeyt'i hakkında nazil olmadığını anlatmaya çalışıyor ve demek istiyor ki Şurâ suresi Mekkî'dir; dolayısıyla bu sure nazil olduğunda İmam Ali aleyhisselam Hz. Fatıma'yla evlenmemiş, Hasan ve Hüseyin de dünyaya gelmemişti; dolayısıyla bu ayetin onlar hakkında nazil olduğu düşünülemez.
Cevap
a) Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih ve Ehlibeyt imamlarından rivayet edilen hadislerin ashab, tabin ve ulemanın bu ayetin Ehlibet hakkında nazil olduğu doğrultusunda açık beyanı bu şüpheyi reddetmek için yeterlidir.
b) Kur'an-ı Kerim'de Medeni ayetlerin Mekkî surelerde veya Mekki ayetlerin Medeni surelerde yer aldığına oldukça fazla rastlamaktayız; bunu hiç kimse inkâr edemez. Örneğin, Mekki surelerde yer alan Medenî ayetlerin bir kaçı şöyledir:
1- Ra'd suresi, "inkâr edenlerin başlarına ani bir bela gelecek..." cümlesi dışında tümü Mekkidir.[24]
2- İsrâ suresi, "Neredeyse seni yurdundan çıkarmak için... ...ve bana katından yardım eden bir delil ver" cümlesi dışında tümü Mekkidir.[25]
3- Müddesir suresi, son ayeti dışında Mekkidir.[26]
4- Mutaffifin suresi, Mk. ayeti dışında Mekkidir.[27]
Medenî surelerde yer alan Mekki ayetlerden bir kaçı da şöyledir:
1- Mucadele suresi, ilk on ayeti dışında Medenidir.[28]
2- Beled suresi ilk dört ayeti dışında Medenidir.[29]
Bunlar gibi bir çok örneğe rastlamak mümkündür.
c) Ulema ve müfessirlerden büyük bir çoğunluğu meveddet ve ondan sonraki üç ayetin Medine-i Münevvere'de nazil olduğunu açık bir şekilde beyan etmektedir.
Bu alanda Şevkanî diyor ki: İbn-i Abbas ve Katade onun -Şura suresinin- Medine'de inen dört ayet "De ki: Ben buna karşılık sizden..." dışında Mekki olduğunu rivayet etmişlerdir.[30]
Alusî ise şöyle diyor: Bu sure "De ki: Ben buna karşılık sizden..." ayetiyle başlayan dört ayet dışında Mekkîdir. Mekatil de bu surede Medeni ayetler olduğunu bildirmiştir.[31]
Kurtubî şöyle demiştir: İbn-i Abbas ve Katade, "De ki: Ben buna karşılık sizden..." ayetinden itibaren dört ayetin Medenî olduğunu söylemişlerdir.[32]
Nişaburî ve Hazin de tefsirlerinde böyle zikretmişlerdir.[33]
2. Şüphe: Meveddet ayeti peygamberlik makamıyla ve diğer ayetlerle bağdaşmamaktadır Bu şüphenin içeriği şudur: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih tarafından elçilik ve hidayet ücreti istenmesi, yüce peygamberlik makamına münasip değildir; çünkü peygamberlik Allah Teala'da fanidir; Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in çektiği azap, zorluk, hicret, karşılaştığı kötü davranışlar, kuşatılma, savaş; hatta kendi kavmiyle savaşması, bütün bunlara eşsiz bir iman ve sabırla dayanması, Allah için ve Allah yolundadır; O'na Allah Teala'nın rızasından başka bir şey dilemesi ve risaletinin karşılığı olarak Ehlibeyt'i için sevgi istemesi o hazrete münasip değildir.
Ve yine diyorlar ki: Meveddet ayeti, Kur'an-ı Kerim'in ücret ve karşılık talebini reddeden bazı ayetleriyle çelişmektedir. Örneğin: "De ki: Ben sizden buna karşılık bir ücret istemiyorum ve ben yapmacık yapanlardan değilim."[34]
Ve yine: "De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim yalnız Allah'adır. O her şeye şahittir."[35]
Ve yine: "De ki: Ben buna karşılık, Rabb'ine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum."[36]
Ve yine: "De ki: Ben sizden buna karşılık bir ücret istemiyorum. O, sadece bütün alemlere bir öğüttür.[37]
Cevap:
Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in siretini, özellikle İslamî davetin başlarında sergilediği davranış ve hareketlerini inceleyen birisi, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in kabile asabiyeti ve o zamanki cahiliye toplumunda baş alıp giden cahilane savaşlarda sabit adımlarla ve sağlam imanla durduğunu ve İslam'ın bunun karşısında, ortaya, üstünlük göstergesi olarak takva ve salih amel isminde başka bir ölçü koyduğunu görür; Allah Teala buyuruyor ki: "Allah katında sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır."[38]
Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih bu esas üzere İslam'la savaşan ve amcası Ebuleheb gibi en yakın akrabaları bile olsa, İslam'ın yayılmasını engelleyen herkese karşı savaşmıştır. İşte bu nedenle amcası Ebuleheb'e lanet edip ondan teberî ettiğini görüyoruz. "Ebuleheb'in iki eli kurusun, zaten kurudu da. Ne malı, ne de kazandığı onu kurtaramadı."[39] Diğer taraftan, ona iman edip, elçiliğini doğrulayan, hiçbir bağla veya akrabalıkla kendisiyle bir ilişkisi olmayan bir kişinin, Habeşi bir köle olsa bile ona yaklaştırıldığını görüyoruz; nitekim Selman-i Farsî hakkında buyurmuştur ki: "Selman, biz Ehlibeyt'tendir"[40]
Dolayısıyla Peygamber sallallah'u aleyhi ve âlih akrabaları için sevgi istediğinde ve bunu elçiliğinin ücret ve karşılığı kıldığında bununla kesinlikle tüm akrabalarını kastetmiyor; çünkü bu, Kur'an-ı Kerim'in apaçık ayetiyle çelişmektedir; zira; çünkü Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, Allah'ın, Kur'an-ı Kerim'in muhkem ayetiyle lanetlediği Ebuleheb gibi birisini sevmeyi nasıl isteyebilir?! Şüphesiz Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, meveddet ve sevgiyi, akrabalarından belli kişiler ve özel bir grup için istemiştir; o kimseler için istemiştir ki, İslamî risalet ve Muhammedî peygamberliğin korunması onlarla tamamlanır; doğru din onlardan alınır; insanlar ihtilaf ve sapıklıktan onların vasıtasıyla kurtulur; işte onlar Ehlibeyt olan masum imamlardır.
Dolayısıyla, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih kendisi veya Ehlibeyt'i için değil, Müslümanlar'ın kendisine dönen bir ücret istemektedir; çünkü onların şahsen bu sevgiye ihtiyacı yoktur; onlar bu sevgiye, dinin temel ilkelerini, Allah'ın apaçık kitabını ve Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in sicet ve gidişatını korumak için diğer insanlara faydası olabilecek miktarda ihtiyacı var.
İşte buradan, maveddt ayetiyle, ücret istemeyi nefyeden diğer ayetler arasında çelişki olmadığı anlaşılıyor. Ayetlerdeki ücret, gerçek ücrettir; bu ise Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in istemediği bir ücrettir; çünkü Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in ameli sadece Allah içindir. Meveddet ayetindeki ücret ise lafzî bir ücrettir ve bu ücretin bütün getirileri ve bağışları Müslümanlara dönüyor; Kur'an-ı Kerim bunu açık bir şekilde şöyle buyuruyor: "De ki: Benim sizden istediğim ücret, sizin içindir."[41]
Buraya kadar söylediklerimiz, meveddet ayetinin ve bu ayeti tefsir eden nasların her Müslümana Ehlibeyt'i sevmenin farz olduğunu ispatlamaya yeter; fakat burada bu konuyu daha bir kökleştirmek ve delaletini derine indirmek için bu manayı tefsir eden bazı ayetleri zikrediyoruz:
2- "İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman, gönüllerde bir sevgi yaratacak."[42]
Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet edilir: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih Ali b. Ebutalib'e buyurdu ki: "Ya Ali, de ki: Rabbim! Müminlerin kalbinde benim için (bir) sevgi yerleştir. Rabbim! Kendi yanında bana bir ahid kıl. Rabbim! Kendi yanında bana bir sevgi kı.l" Sonra Allah Teala şu ayeti indirdi: "İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman, gönüllerde bir sevgi yaratacak." Dolayısıyla kalbinde Ehlibeyt aleyhimusselam sevgisi olmayan hiçbir mümin erkek ve kadın bulamazsın.[43]
Bu hadis, Said b. Cubeyr kanalıyla İbn-i Abbas'tan[44] ve Ebu Said-i Hudrî'den[45] ve Berra b. Azib'den[46] ve Muhamed b. Handfiyye'den[47] rivayet edilmiştir.
3- "Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha güzeli vardır."[48]
İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'dan şöyle rivayet edilir: Ebu Abddullah Cedelî, Emirulmüminin -Ali'nin huzuruna çıkınca İmam aleyhisselam ona, "Ya Eba Abdullah! Sana, "Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha güzeli vardır..." ayetinden haber vereyim mi?" diye buyurdu. Ebu Abdullah, "Canım size feda olsun, evet", diyince, İmam aleyhisselam şöyle buyurdu: "Hasene ve iyilik, biz Ehlibeyt'i sevmek, seyyie ve günah ise, bize düşman olmaktır." Sonra ayeti okudu.[49]
Bu hadis, Ebu Abdullah-i Cedeli'nin dilinden de rivayet edilmiştir.[50]
4- "Onlar inanmışlardır ve kalpleri, Allah'ı anmakla yatışır; iyi bilin ki ancak Allah'ı anmakla kalpler yatışır."[51]
İmam Ali aleyhisselam'dan şöyle rivayet edilir: Bu ayet inince Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyurdu ki: "Bunlar Allah'ı ve Resulünü seven, yalancı olarak değil, gerçekçi olarak Ehlibeytimi seven, müminleri hazırda ve gayıbda seven kimselerdir. Bilin ki onlar birbirlerini Allah'ın zikriyle severler."[52]
Bu alanda, sahih kanallarla Ehlibet tarafından elimiz ulaşan rivayetlere, bir çok ayetin tefsiri bu anlamı vurgulamaktadır; ancak biz kitabımızda konuya özetle değinmek istediğimiz için onların tümünü zikretmekten sakındık.
1] - Şurâ, 23.
[2] - Durr-ul Mensur- Siyutî c.6, s.7; Fezail-us Sahabe -Ahmed b. Hanbel-, c.2, s.669/1141; el -Müstedrek-u ala's Sahihayn, c.3, s. 172. Şevahid-ut Tenzil -Haskanî-, c.2, s.130 birkaç kanalla. Savaik-ul Muhrika -İbn-i Hacer-, s.170; Tefsir-ur Râzi, c.27, s.166; Mecma-uz Zevaid- Heysemi-, c.9, s.168; el-Keşşaf -Zemahşeri-, c.4, s.219; Zehair-ul Ukba el-Muhibb Taberî- s.25; İs'af-ur Rağibin -Sabban- s.113 ve diğer menakıp ve tefsir kitapları. Bkz. Kitab-ut Teşeyyu -Seyyid Ğureyfi- s.215-216.
[3] - A'raf, 158.
[4] - Nur, 63.
[5] - Tefsir-i Râzi, 27/166.
[6] - Savaik-ul Muhrika -İbn-i Hacer- s. 148-175; Şerh-ul Mevahib -Zerkanî-, c.7, s.7, el-İthaf bi hubb-il Eşraf -Şebravi- s.83, Mısır- Matbaat-il Edebiyye; İs'af-ur Rağibin -Sabban- s. 119.
[7] - Mecma-uz Zevaid, c.9, s.146; Tarih-i İsbehan, c.2, s.165; Kenz-ul Ummal, c.2, s.290/4030, bunu İbn-i Merdeveyh ve İbn-i Asakir'den tahriç etmiştir; Savaik-ul Muhrika, s.770; Şevahid-ut Tenzil, c.2, s.105 /838, Mecma-ul Beyan c.9, s.43.
[8] - Kumeyt'in, Bâ harfiyle başlayan kasidesinin Hâşimiyat bölümünden.
[9] - el-Müstedrek-u ala's Sahihayn, c.3, s.172; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.146, Savaik-ul Muhrika, s.170; el-Fusul-ul Muhimme -İbn-i Sabbağ-ı Malikî- s.166; Zehair-ul Ukba, s.138; Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c.16, s.30.
[10] - Kâfi, c.8, s.89/66; Kurb-ul Esnad- Ebu Abbas Himyerî, s.128/450, Kum- Müesseset-ul Âl-il Beyt li İhya-it Turas, 2. baskı.
[11] - Kevakib-ud Derarî fi Şerh-i Sahih-i Buharî -Kirmani-, c.18, s.80, Beyrut- Dar-ul Fikr basımı, 1. baskı.
[12] - Umdet-ul Karî fi şerh-i Sahih-i Buharî -Aynî-, c.19, s.157, Beyrut-Dar-ul Fikr basımı.
[13] -Bu ayetin Ehlibeyt'i sevmek hususunda nazil olduğunu Masum Ehlibeyt imamlarından aleyhisselam altısı, sahabe ve tabiinden ondan fazlası rivayet etmiştir ve bu hadis, hadis imamlarının yaklaşık elli dokuz kitaplarında kaydedilmiştir. Bkz. Teşyid-ul Muraciat ve Tefnid-ul Mukabirat -Seyyid Milanî c.1, s.236-239. el Gadir -Allame Eminî, c.3, s.172.
[14] - Müsned-i Ahmed, c.1 s.229 ve 286; Sahih-i Buharî, c.6, s.231/314 Tefsir Kitabı; Metalib-ul Âliye -İbn-i Hacer-, c.3, s.368.
[15] - Mukaddimet-u Feth-il Bârî -İbn-i Hacer Askalanî s.452, Beyrut- Dar-u İhya-it Turas'il Arabi, 2. baskı.
[16] - Mizan-ul İ'ltidal, c.4, s.387.
[17] - Muhammed b. Cafer (Buhari'nin rivayetinde)
[18] - el- Cerh-u ve't Ta'dil, c.7, s.222 ve bkz. Mukaddimet-u Feth-il Bârî, s. 437.
[19] - Mukaddimet-ul Feth-il Bârî, s.437; Mizan-ul İ'tidal, c.3, s.490.
[20] - el- Bahr-ul Muhit, c.7, s.516; Zehair-ul Ukba, s.35; Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.192/263, Beyrut-Dar-ul Ezva.
[21] - Yenabi-ul Meveddet, c.1, s.215-216/1,2 ve 3.
[22] - Tefsir-ur Razi, c.27, s.165; Feth-ul Bârî -İbn-i Hacer-i Askalanî, c.8, s.458, Beyrut-Dar-u İhya-it Turas-il Arabî, 2. baskı.
[23] - Feth-ul Bârî bi Şerh-i Sahih-i Buharî, c.8, s.458.
[24] - Tefsir-u Kurtubî, c.9, s.287; Tefsir-ur Râzî, c.18, s.130, Mısır - Mektebet-u Abdurrahman Muhammed, 1. baskı; Sırac-ul Munir -Şerbinî, c.2, s. 137.
[25] - Tefsir-u Kurtubî, c.10, s.203; Tefsir-ur Râzî, c.20, s. 145; Sırac-ul Munir, c.2, s.261.
[26] - Tefsir-u Hazin, c.4, s.343, Beyrut-Dar-u Marifet.
[27] - Tefsir-u Kurtubi, c.30, s.58.
[28] - Tefsir-i Ebi Seud, c.8, s. 215, haşiyede, Beyrut-Dar-u İhya-it Turas-il Arabî, Sırac-ul Munir, c.4, s.210.
[29] - el-İtkan, c.1, s.17.
[30] - Feth-ul Kadir, c.4,s. 677-672.
[31] - Ruh-ul Meanî -Alusî, c.25, s.10.
[32] - Tefsir-u Kurtubî, c. 16, s.1.
[33] - Tefsir-i Hazin, c.4, s.49.
[34] - Sâd, 86.
[35] - Sebe, 47.
[36] - Furkan, 57.
[37] - En'am, 90.
[38] - Hucurat, 13.
[39] - Mesed, 1-2.
[40] -Usd-ul Gabe, c.2, s.421; Müsned-i Ebu Ya'lâ, c.6, s.177/6739, Dimaşk-Dar-ul Me'mun lit Turas, 1. baskı.
[41] - Sebe', 47.
[42] - Meryem, 96.
[43] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s. 464/489; Ğayet-ul Meram, s. 373, 73. bab.
[44] - Mecma-uz Zevaid, c.9, s.125; Hasais-ul Vahy-il Mubin, s.108, 7. bölüm; Durr-ül Mensur, c.4, s.287.
[45] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.474/504.
[46] - Feraid-us Simtayn, c.1, s.8, 14. bab; Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.327/374; Keşf-ul Ğumme, c.1, s.314, Tefsir-ul Keşf ve'l Beyan fi Tefisr-il Ayet. Hasais-ul Vahy-il Mubin, s.71, 7. bölüm.
[47] - Riyaz-un Nezire, el-Muhibb'ut Taberî, c.2, s.125, Beyrut, Dar-ul Kutub; Sevaik-ul Muhrika, s.172; Nur-ul Ebsar, s.124.
[48] - Kısas, 84.
[49] - Keşf-ul Ğumme, c.1, s.321 ve 324; Tefsir-ul Burhan, -Hüseynî Behranî-, c.3, s.212, Kum- Bi'set Müessesesi, 1. baskı; Mecma-ul Beyan, bu ayetin tefsirinde; Yenabi-ul Mevedde, c.1, s,292/5; Feraid-us Simtayn, c.2, s.297-299; Erceh-ul Metalib, s.84; Menakıb-ı İnb-i Meğazilî, s.138.
[50] - Feraid-us Simtayn, c.2, s.297; Tefsir-ul Keşf-i ve'l Beyan -Sa'lebi- bu ayetin tefsirinde.
[51] - Ra'd, 28.
[52] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.250; Durr-ul Mensur, c.4, s.58.
|