|
imamet sevdalisi
|
 |
« : 23 Eylül 2008 18:13:06 » |
|
KUR'AN'IN TEVİLİ Sadr-ı İslam'da, Ehl-i Sünnet'in ekseriyetine göre Kur'an-ı Kerim'i delil olduğu yerde, zahiri anlamından değiştirip, zahiriyle karşıt bir anlama yorumlanması maruf bir şeydi. Genelde zahiriyle zıt olan anlama tevil adını verirlerdi. Kur'an-ı Kerim de geçen "tevil" kelimeleri de bu anlama yorumlanırdı.
Ehl-i Sünnet kitaplarında ve çeşitli mezheplerin tartışmaları yazılı kitaplarda, bir mezhebin alimlerinin icması, yahut diğer bir delille ispatlanan bir konu, Kur'an-ı Kerim'in herhangi bir ayetinin zahiri ifadesiyle çelişirse, ayetin tevil edildiği ve zahiriyle zıt bir anlama yorumlanması pek çok göze çarpar. Hatta bazen karşıt ve farklı iki görüşe, karşı taraflar Kur'an'ın ayetleriyle ihticac (delil gösterme) eder ve her birisi diğerinin delil olarak getirdiği ayeti tevil ederdi.
Bu metot ve izlenim, az çok Şia içerisine de sızmıştır ve kelam bilgisine ait bazı kitaplarda görülmektedir. Ama yeteri derecede, Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinde ve Ehl-i Beyt hadisleri üzerinde derin düşünülürse, Kur'an tatlı şivesinde, açık ve net beyanında bir muamma üslubunu izlememiş ve her konuda normal cümle kalıbından başka bir şeyle konuşmamış olduğu kanısına varılır. Kur'an-ı Kerim'de geçen "tevil" kelimelerinden kastedilen, lafzın ifade ettiği anlam türü değildir. Aksine genel olarak insanların kavrayış düzeyinden yüce olan bir takım hakikatler ve gerçekler kastedilmiştir ki, Kur'an'ın amelle ilintili ahkamı ve itikadi öğretilerinin kaynağıdır. Evet Kur'an'ın tümünün tevili vardır. Onun tevili doğrudan doğruya düşünce yoluyla idrak olunamaz. Lafız ve kelimelerle açıklanamaz. Ancak peygamberler ve beşeri özelliklerden arınan Allah'ın pak evliyası müşahede yoluyla ona erişirler. Evet, Kur'an'ın tevili kıyamet günü herkes için keşfolunacaktır.
Açıklama: Şunu iyice biliyoruz ki insanoğlunu konuşmaya ve kelimeler üretip onlardan yaralanmaya iten faktör, toplumsal maddi ihtiyaçlardır. İnsanoğlu zorunlu olarak toplumsal yaşantısında, niyetlerini ve içerisindekileri diğerlerine aktarır ve bu amaçla genelde ses ve kulaktan, bazen de az çok göz ve el işaretlerinden yararlanır. Bu nedenle sağırla kör insan birbiriyle asla ilişki kuramaz ve anlaşamazlar. Çünkü kör birisinin dediklerini sağır duymaz, anlamaz ve sağırın işaretle anlatmağa çalıştıklarını kör göremez. Bu yüzden lügat üretilirken ve eşyaya isim bırakılırken maddi ihtiyaçların temini amaçlanmıştır. Maddi ve hissedilir, yahut hisse yakın durumlar, haller ve eşya için kelimeler üretilmiştir. Nitekim duyu organlarından birini yitiren muhatabımıza, söz konusu duyu organıyla idrak olunan şeyleri anlatmak isterken bir nevi benzetme ve örneklendirmeyle iletişim sağlamaya çalışırız. Mesela doğuştan kör olan birisine renkleri ve aydınlığı yahut buluğ çağına ermeyen bir çocuğa cinsel ilişkinin zevkini düşündürmek isterken maksadımızı bir nevi kıyaslama, benzetme ve uygun örnekle ulaştırırız. Buna göre, eğer madde ve özelliklerinden arınmış bir takım gerçeklerin varlığı farz edilirse (ki gerçek de budur) ve her asırda insan toplumundan bir veya bir kaç kişi bunları müşahede etme ve kavrama yeteneğine sahip olursa, böylesine gerçeklerin sözle ifade edilmesi ve normal düşünce yoluyla kavranılması mümkün değildir. Bu tür gerçeklere teşbih ve temsilden başka bir yol ile işaret edilemez.
Allah-u Teâla Kur'an'ın da şöyle buyuruyor: "Şüphe yok ki biz, düşünesiniz ve anlayasınız diye Kur'an-ı Arap diliyle gönderdik. Ve şüphe yok ki o, bizim katımızda bulunan ana kitaptadır. Elbette pek yüce ve muhkemdir (normal akıl ona varamaz ve sızamaz)."[116]
Ve yine şöyle buyuruyor: "Şüphe yok ki bu, pek güzel ve şerefli Kur'an'dır, saklanmış bir kitapta (yazılı)dır, ona, temiz olanlardan başkaları dokunamaz."[117]
Kur'an-ı Kerim, Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beyti'nin hakkında şöyle buyuruyor: "Ancak ve ancak Allah, siz Ehl-i Beyt'ten her çeşit pisliği, suçu gidermeği ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmeği diler."[118]
Bu ayetlere göre Kur'an-ı Kerim, fikirlerin varamayacağı ve sızamayacağı bir merhaleden kaynaklanıyor. Allah'ın pak kıldığı kullardan başka hiç bir kimse, o merhalede en küçük idrake bile sahip değildir ve Peygamber-i Ekrem'in Ehl-i Beyti pak kılınan şahıslardandır.
Allah-u Teâla diğer bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: "Hayır, onlar (Kur'an'a iman getirmeyenler) ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine de henüz tevili gelmemiş bir şeyi yalanladılar." (Yani eşyanın hakikatının açıkça görüleceği kıyamet günü gelmeden onu yalanladılar.)[119]
Yine diğer bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: "Bir gün Kur'an'ın (bütün Kur'an'ın) tevili gelecektir. O zaman onu unutanlar, peygamberlerin davetinin doğruluğunu ve hak olduğunu itiraf edeceklerdir."[120]
[116]- Zuhruf/3-4
[117]- Vakıa/77-79
[118]- Ahzab/33
[119]- Yunus/39
[120]- A'raf/53
|