24 Mayıs 2012 12:25:20
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Nura giden yol-Kuran tefsiri-165
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Nura giden yol-Kuran tefsiri-165  (Okunma Sayısı 164 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Heyderiyem
Huseyn Divanesi
******

Üyeyi Alkışla 129
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3868


« : 21 Mart 2010 09:52:22 »

Bismillahirrahmânirrahîm
Maide suresinin 36 ve 37. ayetleri.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُواْ بِهِ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ (*) يُرِيدُونَ أَن يَخْرُجُواْ مِنَ النَّارِ وَمَا هُم بِخَارِجِينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
Yani:
Şüphe yok ki kâfir olanlar, yeryüzündeki her şey ve bunun yanında da bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler onlardan asla kabul edilmez; onlar için acı bir azap vardır.
Ateşten çıkmak isterler, fakat onlar oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap vardır.
Müminleri iyilik ve takva ve cihada davet eden geçen ayetlerin devamında bu ayetler şöyle buyurmakta: Ey müminler, kâfirlerin malı ve serveti gözünüzde büyük gözükmesin ve sizleri umutsuzluğa sürüklemesin, çünkü tüm bu cilveler ve haşmet, fani dünya ile ilgilidir ve kıyamet gününde güç ve servet işe yaramaz. Sadece yeryüzündeki tüm servetler değil hatta bunun iki katı bile insanları cehennem ateşinden kurtarmaya yetmez.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 - İlahi adalet mahkemesinde cehennemden kurtuluş için hiç bir fidye kabul edilmez.
2 - İnsanların saadet etkeni iç etkenlidir, dış etkenli değil. İman ve amel saadet sebebidir, mal ve servet değil.
3 - Dünyada küfür üzerinde ısrar edenler kıyamette azabını da çekmelidir.
Şimdi, Maide suresinin 38. ayetini dinliyoruz.
وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُواْ أَيْدِيَهُمَا جَزَاء بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Yani:
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
Bu ayet özel şartlar altında hırsızlığın hükmünü açıklıyor. Bu durumda hırsız gizlice halkın malını çalıyor ve genellikle bu işi eli ile yaptığından, halkın malına ihanet eden el değersiz olmaktadır. Bu yüzden yüce Allah bu ayette şöyle buyurmakta: Kim hırsızlık ederse, ister kadın ister erkek, elini kesin ki bu onun kendi amelinin cezasıdır, Allah'ın zulmü değil. Hekim olan Allah toplumun güvenliği için böylesine ağır bir ceza belirlemiştir.
Kuşkusuz her hırsızın eli kesilmez ve çalınan malın değeri en az bir gram altın değerinde olmalı ve hırsız bu malı zorda kaldığı için çalmamış olmalı ve yine fıkhi hükümlerde eli kesmekten maksadın sadece dört parmağın kesilmesi olduğu ve elin bilekten kesilmesi olmadığı ifade edilir.
Tabi bazı aydınlar bu hükmü şiddet dolu ve insanlık dışı bir hüküm olarak yorumlamakta, ama gerçekte bu hüküm toplumun güvenliğini korumak için tamamen insani bir hükümdür ve deneyimler bu hükmü yerine getiren toplumlarda hırsızlık oranının büyük ölçüde azaldığını göstermektedir.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 - İslam'ın ceza kanunlarında suçlunun cezalandırılmasının yanı sıra başkalarının da ibret alması gerekir ve bu yüzden verilen cezalar genellikle kamu alanlarında ve halkın görebileceği yerlerde uygulanır.
2 - İslam'da mülkiyet hakkı ve sosyal güvenliğe çok önem verilir ve kim bu iki hakkı çiğnerse en sert biçimde cezalandırılır.
3 - İslam birey dini değil, toplumun da dinidir ve toplumu ıslah etmek için bir takım programları vardır.
Şimdi, Maide suresinin 39 ve 40. ayetlerini dinliyoruz.
فَمَن تَابَ مِن بَعْدِ ظُلْمِهِ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ اللّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ (*) أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَاء وَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاء وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Yani:
Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir; dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.
Geçen ayette hırsızlığın cezası anlatıldı. Lakin ilahi rahmet kapıları her zaman açıktır ve Allah'ın rahmeti gazabından önce gelir. Bu yüzden bu ayetler şöyle buyurmaktadır: Eğer biri işlediği suçtan pişman olur ve tevbe eder ve geçmişini telafi ederse Allah da onu affeder. Kuşkusuz gerçek tevbe mahkemede suçu ispatlanmadan önce gerçekleşen tevbedir, yoksa kendini ağır bir ceza ile karşı karşıya gören suçlunun tevbe ettiğini iddia etmesi asla kabul edilemez. Eğer biri hırsızlık yapmış ve bu işten pişman olup tevbe ederek malı iade etmişse tevbesi kabul edilir ve yüce Allah onu bağışlar.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 - Tevbe sadece iç pişmanlık değil, geçmişi telafi etmekle birlikte olmalıdır.
2 - Eğer insan tevbe eder ve hatadan geri dönerse Allah da onu affeder.
3 - Ceza ve bağışlamak, her ikisi Allah'ın elindedir ve Allah'ın kulları hakkında eli kolu bağlı değildir. Lakin Allah adalete göre suçluyu cezalandırır ve tevbekar insanın tevbesini kabul eder.
 
 
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır

Nura giden yol-Kuran tefsiri-165 Etiketleri
Nura giden yol-Kuran tefsiri-165
Nura giden yol-Kuran tefsiri-165 Resimleri
Nura giden yol-Kuran tefsiri-165 Videoları
GoogleTagged

Gitmek istediğiniz yer:  
Konu Linki:
BB Kodu :
HTML Kodu: