İsmail Aras
Administrator
Üyeyi Alkışla 1954
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 46081
|
 |
« : 19 Ekim 2008 11:53:01 » |
|
Sakife Ehlinin Mantığı
Kur’an-ı Kerim Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) ashabını, Peygamber-i Ekrem’in vefatından sonra cahiliye düşüncelerine kapılmamaları hususunda tehdit etmektedir.
Sakife-i Benî Saide’de bir araya toplanan grubun macerası incelendiği taktirde o gün gizli kin ve düşmanlıkların nasıl da ortaya çıktığı, yeniden kavmi ve aşiretsel bağnazlıkların ve cahili düşüncelerin Peygamber-i Ekrem’in ashabının sözlerinde kendini gösterdiği açıkça görülecektir. Böylece onlardan bir çoğunun kalbinin derinliklerine İslami terbiyenin nüfuz etmediği, İslam ve imanın, bir çoklarının çirkin cahiliye yüzlerini örtmekten başka bir şey olmadığı açıklığa çıkmış oldu.
Bu tarihi olay incelendiği taktirde, o toplantının, o konuşmaların ve birbirine karşı sert çıkışların hedefinin menfaatçilik ve rant elde etmekten başka bir şey olmadığı açık bir şekilde görülür. Onlardan her birisi, ümmetin en lâyık insanının giymesi gerektiği hilafet elbisesini kendi üzerine giymeye çalışıyordu. O toplantıda olmayan tek şey İslam ve Müslümanların genel maslahatıydı. Onlar asla akıllıca tedbiri, geniş ilmi, büyük ruhu ve beğenilmiş ahlakıyla İslam’ın kırık gemisini kurtuluş sahiline götürebilecek lâyık bir kişinin arayışı içinde değillerdi.
Sakife olayı incelendiği taktirde, Sakife’yi tertipleyenlerin kendilerinin ve menfaatlerinin dışında bir şey düşünmedikleri her ferdin kendi menfaatlerinin peşinde koşturduğu ve kendi hakimiyetini sağlamaya çalıştığı ispat edilmiş olur.
Şimdi de bu tarihi faciayı inceleyelim:
Henüz Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) cesedi yerdeyken ve Benî Haşim ile Peygamber-i Ekrem’in gerçek ashabından bir grup Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) defni konusunda gerekli işlerle meşgul iken, aniden Ensar grubu Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) evinin birkaç adım ötesinde, Sakife-i Benî Said adlı gölgelikte Müslümanların halifesi ve Peygamber’in (s.a.a) vasisini tayin için bir araya toplandılar. Adeta onlar için halife tayin etmek, Peygamberi yıkamak ve def etmekten çok daha önemli bir konuydu!
Ali (a.s) Haşimoğulları’ndan ve Muhacirlerden bir grupla birlikte, evin içinde ve dışında büyük bir sabırsızlıkla kendilerini namaz merasimine ve Resulullah’ı (s.a.a) defnetmeye hazırlarken o anda evin dışında olan Ömer, Ensar’ın Sakife’de toplandığından haberdar olunca, hemen biri vesilesiyle Ebu Bekir’e haber gönderdi ve bir an önce evi terk ederek dışarı çıkmasını istedi. Ebu Bekir Ömer’in kendisini neden çağırdığını bilmediğinden özür dileyerek, “Benim şu anda işim var” dedi. Ama sonunda Ömer’in ısrarları sebebiyle, evi ve Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) cesedini terk etmek zorunda kaldı. Ebu Bekir de olaydan haberdar olunca Sakife’ye gitmek dışında her şeyi unuttu ve ikisi birlikte Sakife’ye doğru yola koyuldular. Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı da kendileriyle birlikte götürdüler. Şimdi de iki tarafın tartışmalarını ve ortaya koydukları delilleri dinleyin ve onların hangi mantıkla kendilerini ve kabilelerini hilafete diğerlerinden daha lâyık gördüklerine bakın.
Toplantıda Ensar adına konuşan kimse Sa’d b. Ubade ve Habbab b. Munzir idi. Muhacirler adına konuşanlar ise, Ebu Bekir, Ömer ve Ebu Ubeyde idiler. Sonunda Ensar’dan iki kişi de Sa’d bin Ubede’nin işini bozmak için bir konuşma yaptı. Şimdi onların konuşmalarının metni:
Sa’d (Ensar’a hitaben şöyle dedi): “Sizler başkalarının sahip olmadığı bir üstünlüğe sahipsiniz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) yıllarca kendi akrabaları arasında insanları tevhid dinine davet etti. Ama az bir grup dışında hiç kimse ona iman etmedi. Onlar da Peygamberi savunacak bir güce sahip değillerdi. Ama siz Ensar ona iman ettiniz. Onu ve ashabını savundunuz, düşmanlarıyla savaştınız ve sonunda insanlar onun dinini kabul ettiler. Sizin kılıçlarınızla Arap onun karşısında teslim oldu. Peygamber dünyaya gözlerini yumunca sizlerden razıydı ve gözleri sizinle aydındı. Bu yüzden işlerin dizginlerini elinize almanız gerekir. Siz bütün insanlardan bu işe daha lâyık ve uygunsunuz.”[59]
Sa’d’ın mantığı şuydu: “Biz Peygamber’e ve ashabına sığınak verdiğimiz, onu ve ashabını savunduğumuz ve düşmanlarıyla savaştığımız için diğerlerinden bu yöneticilik işine daha layığız.” Şimdi de mecliste hazır bulunan Muhacirlerin onlar karşısındaki mantığının ne olduğuna bir bakalım:
Ebu Bekir: “Muhacirler ona iman eden ilk kimselerdir ve onlar bu faziletle övünmektedirler. Onlar zorluklar ve sıkıntılar karşısında sabrettiler, sayılarının azlığından korkuya kapılmadılar. Düşmanların eziyetlerini canlarıyla kabullendiler, Peygambere imandan ve dininden el çekmediler. Biz, siz Ensar’ın fazilet ve hizmetlerini inkâr etmiyoruz. Şüphesiz Muhacirlerden sonra sizler diğerlerinden üstünsünüz. Bu yüzden yöneticilik meselesi Muhacirlerin, vezaret ve yardımcılık konusu ise sizlerin olsun. Biz emir olalım, siz ise vezir. Hiç bir işi size danışmadan yapmayalım.”[60]
Muhacirlerin kendilerinin üstün olduğu noktasındaki dayanakları da, Peygamberi tasdik eden ilk kimseler olmaları ve dinine iman etmeleri idi.
Habbab b. Munzir: Ey Ensar grubu! İşlerin dizginlerini elinize alınız. Başkaları sizin kudretiniz sayesinde yaşamaktadır ve size aykırı hareket etmeye hiç kimse cesaret etmemektedir. Sizler daha büyük bir kudret ve topluluk sahibisiniz. Asla ikilik ve ayrılığa düşmeyin. İkiliğe ve ayrılığa düşmenin sonu helak olmaktır. Eğer Muhacirler hakimiyeti ele almak hususunda ısrar ederlerse, durumu iki emir tayin ederek halletmeye çalışmamız gerekir. Bizden bir yönetici, onlardan da bir yönetici tayin edilsin.”[61]
Ensar’ın bu tartışmadaki mantığı ise sayılarının çokluğu ve kendi cephelerinin çok oluşudur. Onlar şöyle diyorlardı: “Biz güçlü olduğumuz için yönetici de bizim aramızdan seçilmelidir.”
Ömer: “Asla iki kılıç bir kına girmez. Allah’a yemin olsun ki Arap sizin hakimiyet ve yöneticiliğinize teslim olmaz. Allah’a yemin olsun ki peygamberlerinin sizden başkasından olması sebebiyle, Araplar sizin hakimiyet ve yöneticiliğinize teslim olmaz. Ama Araplar, peygamberlerinin kendi kabilelerinden olan kimselerin, işlerin dizginlerini ele almasına bir ses çıkarmaz. Muhammed’in kurduğu hakimiyette kim bizimle çatışıp savaşabilir. Zira biz Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) yakınları ve akrabalarındanız.”
Ömer bu konuşmasında, ümmetin yöneticiliği için liyâkatin ölçüsünün Peygamber ile akrabalık olduğunu ifade etmiş ve bu yüzden de Muhacir grubunu ve onların başında da Kureyş’i o makamı elde etmek için daha çok hak sahibi ve lâyık kabul etmiştir.[62]
Habbab b. Münzir yeniden Ensar’ın kudret ve güçlülüğüne işaret ederek şöyle dedi: “Ey Ensar grubu! Ömer’in ve onunla aynı düşüncede olan kimselerin sözlerine kulak asmayın. Onlar sizi idarecilikten alıkoymak istiyorlar. Eğer kabul etmezlerse, hepsini topraklarınızdan dışarı sürün. Siz bu işe başkalarından daha layıksınız. Zira sizin kılıçlarınız sayesinde başkaları bu dine inanmıştır.”
Ömer: “Allah seni öldürsün!”
Habbab: “Allah seni öldürsün.”
Ebu Ubeyde: (Ensar’a bir tür rüşvet vererek hakimiyetin Muhacir grubuna bırakılmasını önemle vurgulamış ve şöyle demiştir:) “Ey Ensar grubu! Sizler Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) yardım eden ilk kimselersiniz. Dolayısıyla da Peygamber-i Ekrem’in sünnet ve yolunu değiştiren ilk kimselerden olmanız doğru değildir.”
Bu esnada Ensar’dan Sa’d bin Ubade’nin (Sa'd, Ensar’ın yarısının halife adayı idi) amcası Beşir b. Sa’d adında birisi ayağa kalktı ve olayı kendi menfaatlerine tamamlaması beklenirken, bu beklentinin tam aksine Sa’d b. Ubade’ye olan kini ve düşmanlığı sebebiyle kendisi Ömer’in mantığını teyit etti ve akrabalarına dönerek şöyle dedi:
“Muhammed Kureyş’tendir. Onun akrabaları hilafete herkesten daha lâyık ve evladır. Sakın sizin bu konuda onlarla çekiştiğinizi görmeyeyim.”
Taraflar sözlerini ifade ettiler. Ama hiç birisi diğerini ikna edemedi. Bu esnada Ebu Bekir fırsattan istifade ederek, tecrübeli bir diplomat gibi yeni bir sayfa açarak bir adım ileri gitti ve insanların ikisinden birini seçmesi için kendilerine iki kişiyi tanıtmayı kararlaştırdı. Özellikle de Ensar cephesinde söz birliğinin olmadığını ve Beşir bin Sa’d’ın, Hazrec kabilesinin reisi olan Sa’d b. Ubade’ye muhalefetini görünce bu konuda daha çok kararlık gösterdi.
Bu yüzden özel bir üslupla konuşmasına son verdi ve şöyle dedi: “Sizlerden ihtilaf ve ayrılıktan kaçınmanızı rica ediyorum. Ben sizlerin hayrını diliyorum. Dolayısıyla da sözü kısaltmanızı ve Ömer veya Ebu Ubeyde’ye biat etmenizi istiyorum.”
Ömer ve Ebu Ubeyde şöyle dediler: “Bizim asla senin gibi birisi varken işin dizginlerini ele alma liyakatimiz yoktur. Muhacirler arasında hiç bir fert fazilet hususunda senin makamına ulaşamaz. Sen Peygamber-i Ekrem’in Sevr mağarasındaki arkadaşıydın. Peygamber-i Ekrem’in yerine namaz kıldın. Senin mali durumun bizden daha iyidir. Elini bize ver de sana biat edelim.”
Bu esnada Ebu Bekir konuşmadan ve hiç bir iltifat etmeden hemen elini uzattı ve içinde gizlemiş olduğu sırrı böylece açığa çıkarmış oldu. Dolayısıyla Ömer ve Ebu Ubeyde’yi öne sürmesinde ciddi olmadığı ve sadece bir iltifat ve kendisi için ortam hazırlamak amacını taşıdığı açığa çıkmış oldu.
Ama Ömer biat için Ebu Bekir’in elini sıkmadan önce Beşir bin Sa’d her ikisinden öne geçti ve herkesten önce biat ederek elini sıktı. Ardından bu iki kişi Ebu Bekir’in elini Allah Resulü’nün vasisi olarak sıktılar ve bu esnada Ensar cephesinde Beşir’in konuşmasından beklenilen derin bir bölünme ortaya çıktı ve böylece Ensar’ın geri çekilmesi kesinleşti.
Habbab b. Munzir kendisi de Ensar’dan olan Beşir’in biat etmesine çok öfkelendi ve şöyle feryat etti: “Beşir! Sen nankörlük ettin. Amcanın oğlunu kıskandın, hakimiyetin onun elinde olmasını istemedin.” Beşir şöyle dedi:
“Asla olay dediğin gibi değildir. Aksine Allah’ın Muhacirler için karar kıldığı hak hususunda çatışmak istemedim.”
Evs kabilesinin reisi olan Useyd bin Huzeyr, Hazrec kabilesi hakkında içinde gizlediği eski düşmanlığı ile orada hazır bulunan Evs kabilesinin bireylerine dönerek şöyle dedi: “Kalkınız ve Ebu Bekir’e biat ediniz. Zira eğer Sa’d işin dizginlerini eline alacak olursa, Hazrecliler bizim üzerimizde bir tür üstünlük ve fazilet elde ederler.” Bu yüzden Evs kabilesinin bireyleri de reislerinin emri üzere Ebu Bekir’e biat ettiler.
Bu esnada ruhsal gelişim sahibi olmayan ve koyunlar gibi reislerinin emrine itaat eden topluluk da Ebu Bekir’in halife olarak elini sıktı ve onların izdihamı sebebiyle, Sa’d neredeyse ayaklar altında eziliyordu.
Yabancı birisi şöyle dedi: “Hazrec reisi ayaklar altında kaldı. Onun haline riayet ediniz.”
Ama Ömer bu saygısızlıktan mutlu gözükerek şöyle dedi: “Allah onu öldürsün! Bizim için Ebu Bekir’e biatten daha önemli bir şey yoktur.”
Ömer’in bizzat kendisi de daha sonra Sakife macerasını beyan ederek, Ebu Bekir’e biat sırrını şöyle ifşa etmiştir: “Eğer biz bir sonuca varmadan toplantıyı terk etmiş olsaydık, Ensar’ın bizden sonra görüş birliğine varması ve kendileri için bir lider seçmesi mümkündü.”
Sakife toplantısı Ebu Bekir’in hilafete seçilmesiyle beyan ettiğimiz şekilde sona ermiş oldu ve Ebu Bekir etrafında toplanmış olan Ömer, Ebu Ubeyde ve Evs kabilesinden bir topluluk ile birlikte Allah Resulü’nün mescidine doğru yöneldi. Sa’d da tüm ashabıyla birlikte kendi evine geri döndü.[63]
[59] - el-İmamet-u ve’s- Siyase, c. 1, s. 5.
[60] - a. g. e. , s. 7.
[61] - Ensar, iki emir tayin edilmesi görüşünü ortaya atarak kendi mezarlarını kazdılar ve resmen mücadele sahnesinden bir adım geri çekildiler. Böylece Muhacirler cephesi karşısında zayıflık ve düşüklüklerini itirafta bulundular. Bu yüzden Hazrec kabilesinin başkanı, Habbab’ın bu sözünü işitince büyük bir üzüntü içinde şöyle dedi: “Bu öneri bizim gevşeklik ve çaresizliğimizin başıdır.”
[62] - Gelecek konuda Müminlerin Emiri Ali’nin (a.s) bu delile getirdiği eleştiriyi okuyacaksınız.
[63] - Sakife olayının geniş izahını, Tarih-i Taberi, c. 3, H. 11. yıl olayları; el-İmamet-u ve’s-Siyaset, İbn-i Kuteybe, c. 1; Şerh-u İbn-i Ebi’l- Hadid, c. 2, s. 22 - 60 kaynaklarından iktibas ettik.
|