ŞİA MEZHEBİNİN GEÇMİŞİ
ŞİA'NIN ANLAMI
Şia'nın Terim Anlamı: Şia kelimesi Arapçada izleyici bir kaç kişi veya izleyen toplulukanlamına gelmektedir. Şia kelimesi Kuran-ı Kerim'de de birkaç yerde buanlamda kullanılmıştır. Örnek olarak;
orada iki adamın kavgaetmekte olduğunu gördü; bu, kendi taraftarlarındandı (şialarındandı)öbürü, düşmanlarından. Derken, taraftarlarından (şialarından) olan,düşmanlarından olana karşı Mûsâ'dan yardım istedi.
Bu ayetteHz. Musa'nın (a.s) izleyicilerinden biri hakkında, Musa'nın Şiasışeklinde söz edilmektedir. Kurân-ı Kerim'in başka bir yerinde ise Hz.İbrahim'i (a.s) Hz. Nuh'un (a.s) Şiası olarak tanıtmaktadır.
Ve şüphe yok ki İbrâhim de onun taraftarlarındandı (Şia'larındandı) elbet.
İslam'ın başlangıcında Şia kelimesi sözlük anlamı olarak bir kişi ya dabelirli bir grubun takipçisi anlamında kullanılıyordu. Örnek olarak;bazı rivayetlerde Ali b. Ebu Talib'in Şia'sından ve bazı rivayetlerdede Muaviye b. Ebu Süfyan'ın Şia'sından söz edilmektedir. Ama bu kelimedaha sonraları sadece Hz. Ali'nin (a.s) imametine inananlar içinkullanılmaya başlanmıştır.
Şehristanî (548 h.k) İslamimezhep ve fırkaları ile ilgili önemli kaynaklardan biri olan el-MilelVe'n-Nihel adlı kitabında şöyle diyor:
Şia, Hz. Ali'nin (a.s)has izleyicileri ve Hz. Muhammed'in (s.a.a) açık istek ve öğretisiüzerine onun imamet ve hilafetine inanan kimselerdir.
Buçok dakik bir tariftir. Çünkü Şiîler şahsi isteklerinden dolayı değil,Peygamber'in (s.a.a) isteği üzerine Ali'nin (a.s) imametineinanmaktadırlar. Ama Şia'nın dışındaki mezhepler Peygamber'in (s.a.a)hilafet meselesini halka bıraktığına ve Peygamber'in (s.a.a) vefatındansonra da Sakife'de seçilen kimseyi izlediklerine inanmaktadırlar. OysaSakife'de bu şekilde seçilen ilk halife Ebu Bekir'in kendisi budüşüncenin tersine, halifeyi kendisinin seçmesi gerektiğine inanıyordu.İkinci halife Ömer b. Hattab ise altı kişilik bir şura kurup özelemirler vererek, içlerinden birini kendi yerine halife seçmeleri içingörevlendirdi.
İlginç olan ise; dördüncü halife olarak Ali b.Eb-u Talib'in takriben bütün Müslümanlar tarafından seçilmesidir.Üçüncü halife Osman b. Affan'ın öldürülmesinden sonra halkın baskılarısonucu, halifeliği kabul etmek zorunda kalmıştır.
Ünlü araştırmacı Hasan b. Musa Nevbahti (313 h.k) Şia Fırkaları adlı kitabında şöyle diyor:
Şia, Ali b. Eb-u Talib'in fırkası ve cemaatidir. Onlara hemPeygamber'in hayatında, hem de Peygamber'den sonra Şia deniliyordu.Ali'nin izleyicileri ve onun imametine inananlar diye tanınıyorlardı.
Geçmiş dönemlerin seçkin âlimlerden Ş. Müfid (413 h.k) Şia'yı şu şekilde tanımlamaktadır:
Ali'yi (a.s) izleyen ve onun Peygamber'in (s.a.a) ilk halifesi olduğuna inananlardır.
Ş. Müfid, Şia'nın 'İmamiye' olarak adlandırılmasını şu şekilde açıklıyor:
Bu unvan, imametin her zaman gerekli olduğuna, imamın Allah (c.c)tarafından seçilmesinin, masum ve kamil olmasının gerekliliğine inanankimseler içindir.
Bu anlatılanlara dayanarak Şia'nın Peygamber (s.a.a)'in halifesi hakkında ki inançlarını şu şekilde sıralayabiliriz:
1- Peygamber (s.a.a)'in halifesi olmak ilahî bir makamdır.
2- Peygamber (s.a.a) nasıl Allah tarafından seçildiyse, halife veyaimamda aynı şekilde Allah tarafından seçilir ve Peygamber (s.a.a)'inaracılığı ile halka tanıtılır.
3- İslam Peygamber'inin (s.a.a) ilk halifesi Ali'dir.
ŞİA'NIN DOĞUŞU
Şia kavramı açıklandıktan sonra doğal olarak Şia'nın ne zaman başladığısorusu akıllara gelecektir. Şia ve Şia olmayan fırkaların güvenilirkabul ettikleri kaynaklarda nakledilen rivayetlerde, imamet meselesihakkında birçok hadis göze çarpmaktadır. Bu hadisler Şia'nın inançlarıile ilgili olan bölümde incelenecektir. Ama burada da konunun açıklığakavuşması için Peygamber (s.a.a)'den nakledilen Ali'nin Şia'sı diyeadlandırdığı topluluğu içeren hadisleri sunup, İslam tarihi vehadislerden başka delillere de işaret edeceğiz. Burada sunulacak bütünhadisler Ehl-i Sünnet'in önemli kaynaklarında yer almaktadır.
Elbetteburada bu konu ile ilgili sunulacak olan hadisler sadece seçilmişbirkaç örnekten ibarettir. Ve muteber olarak kabul edilen bu kaynakkitaplarda ise daha fazla hadis bulunmaktadır.
1-İbn-i Asakir (571 h.k), Cabir Abdullah el-Ensari'den şöyle naklediyor:
Bir gün biz Peygamber'in (s.a.a) yanında iken Ali geldi. Bu sıradaPeygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: Canımı elinde bulunduran Allah'a (c.c)ant olsun ki mutlaka bu ve bunun Şiîleri, kıyamet günü kurtuluşaereceklerdir. Sonra Beyyine suresinin yedinci ayeti nazil oldu:
İman edip salih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.
Bu olaydan sonra Peygamber (s.a.a)'in ashabı Ali'yi ne zaman görseler İnsanların en hayırlısı geldi.diyorlardı.
2- İbn-i Hacer (974 h.k) İbn-i Abbas'tan şöyle naklediyor:
Beyyine suresinin yedinci ayeti nazil olduktan sonra Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Ali'ye şöyle buyurdu:
Onlar (en hayırlı insanlar), sen ve senin Şia'larındır. Sen ve seninŞia'ların kıyamet günü Allah'tan razı olmuş ve Allah da sizlerden razıolmuş ve senin düşmanların ise öfkeli ve boyunlarından tutulmuş birhalde hazır olacaklardır.
Aynı kitapta İbn-i Hacer, Ümmü Seleme'den şöyle naklediyor:
Peygamber (s.a.a) Ümmü Seleme'nin evinde bulunduğu bir gece kızı Fatıma(s.a) ve arkasından da Ali (a.s) eve geldi. Sonra Peygamber (s.a.a)şöyle buyurdu:
Ey Ali! Sen ve senin ashabın ve Şia'ların cennet ehlidir.
3- İbn-i Esir (606 h.k) Peygamber (s.a.a)'in Ali (a.s)'a şöyle buyurduğunu naklediyor:
Ey Ali! Sen ve senin Şia'ların Allah (c.c)'ın huzuruna O'ndan razıolmuş ve O'da sizden razı olmuş bir halde çıkacaksınız ve düşmanlarında öfkeli ve boyunlarından tutulmuş bir halde çıkacaklardır. SonraPeygamber (s.a.a) kendi boynunu elleriyle tutarak bu olayın nasılgerçekleştiğini gösterdi.
Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a)Ali'ye (a.s) Bizim Şiamız tabirini kullandığı başka hadislerde vardır.Bu tabir önceden işaret edilen konu ile de uyum içindedir. Yani Şia,şahsi görüşleri olarak değil, Peygamber'in (s.a.a) öğretileridoğrultusunda Ali'ye uyan kimselerdir. Aslında Ali'nin (a.s) Şia'sıPeygamber'in (s.a.a) Şia'sıdır. Buna örnek olarak İbn-i AsakirPeygamber'den (s.a.a) naklettiği şu rivayeti nakledebiliriz:
Cennette çiçek balından daha tatlı, yağdan daha yumuşak ve buzdan dahaserin bir kaynak vardır ve o kaynağın çok güzel bir kokusu vardır. Benve Ehl-i Beyt'im o kaynakta bulunan çamurdan yaratıldık ve bizimŞia'larımız da aynı çamurdan yaratıldılar.
Peygamber'in(s.a.a) Ali'ye (a.s) Soyunun Şia'sı tabirini kullandığı hadisler devardır. Bu tabir de aynı şekilde önceden açıklanan Şia kavramınıonaylamaktadır. Şia imamet meselesine temelde inandığı için Ali'yi(a.s) izlemektedir. Üçüncü bölümde daha geniş bir şekilde ele alınacağıgibi; Şialar Hz. Ali'nin (a.s) ilk imam olduğuna ve ondan sonra da onunve Fatıma'nın (a.s) soyundan gelen kimselerin, Allah'ın (c.c) seçmesive Peygamber'in (s.a.a) bildirmesiyle, imameti devam ettireceklerineinanmaktadırlar. Buna örnek olarak Zamahşeri (528 h.k) Rebiü'l-Ebrarkitabında Peygamber (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu nakleder:
EyAli! Kıyamet günü ben Allah'a (c.c) sen bana, senin evlatların sana veŞia'lar da onlara bağlanacaklardır. O zaman bizi nereye götüreceklerinigöreceksin.
Açıklanması gereken önemli noktalardan biri de,imametde olduğu gibi, nübüvvetin de peygamberlerin pak soylarınaintikal ettiği gerçeğidir. Kuran-ı Kerim'de Allah (c.c) şöylebuyuruyor:
Ant olsun ki, Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik, peygamberliği de kitabı da onların soyunda karar kıldık.
Ayetin anlatmak istediği; Allah (c.c) tarafından seçilebilmek içingerekli olan peygamberlik şartlarını ve özelliklerini taşıyankimselerin Nuh (a.s) ve İbrahim'in (a.s) soyundan gelmeleridir.
Peygamber (s.a.a)'in hayatında, bir topluluğun Şia adıyla ortayaçıkışını ispatlayan, yukarıda ki ve sonradan işaret edilecek olanimamet ile ilgili hadislere ilave olarak başka deliller de vardır.Örnek olarak; Mekke'de Peygamber (s.a.a) Allah (c.c) tarafından gelenemir doğrultusunda, akraba ve yakınlarını İslam'a davet etmesi içingörevlendirildiği zaman yemek hazırlayarak onları evine çağırdı.Yemekten sonra peygamberliğini ilan ederek onları İslam'a davet etti.Sonra peygamber (s.a.a) onların içinden kim İslam'ı kabul eder ve O'nayardım ederse vasisi ve halifesi olacağını açıkladı.
Herkesinsessizliğe büründüğü o anda, daha çocuk yaşta olan Ali (a.s) Peygamber(s.a.a)'in davetine icabet etti. Peygamber (s.a.a) Ali'nin oturmasınıisteyerek davetini iki defa tekrarladı. Her defasında sadece Ali (a.s)olumlu cevap verdi. Sonunda Peygamber (s.a.a) Ali'nin hazır oluşunu veAllah (c.c) karşısındaki teslimiyetini kabul edip, ilahî emre göre O'nuhalifesi olarak tanıttı.
Peygamber (s.a.a) önemli biraçıklamasında, Ali'nin (a.s) daima hak ile beraber olduğunu söylemiş,bütün yanlış davranış ve hatalı inançlardan uzak olduğunu ifadeetmiştir. Aslında üstü kapalı olarak Müslümanlar ve hak peşindeolanlardan Ali'ye uymalarını istemiştir. Ümmü Seleme Peygamber'in(s.a.a) şöyle buyurduğunu nakleder:
Ali her zaman hak ile Kuran-ı Kerim ve hak da Ali ile beraberdir ve kıyamet gününe kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır.
Bu hadis İbn-i Abbas, Ebu Saidî Hudrî, Ebubekir, Aişe, Ebu Leyla ve Ebu Eyyübî Ensârî tarafından da nakledilmiştir.
Aynı şekilde Peygamber'den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir:
Allah'ım Ali'ye rahmet et ve hakkı her zaman Ali ile beraber kıl.
Peygamber (s.a.a) birçok defa ashabı arasında Ali'yi (a.s) İslam-iKonuları en iyi bilen olarak ilan etmiştir. Örnek olarak; Peygamber-iEkrem (s.a.a) şöyle buyuruyor:
Hikmet on kısımdır; dokuz kısmı Ali'ye verilmiş ve diğer kalan bir kısmı da halk arasında paylaştırılmıştır.
Sonraları ikinci halife Peygamber (s.a.a)'in bu sözlerini şu itirafıyla onaylamıştır:
Allah beni hiçbir güçlük ve zorlukta Ali'siz bırakmasın.
Bu sözlerimize ilave olarak bir insanın Hz. Ali'nin Müslümanlararasında makamını anlaması için; O'nun İslam yolunda yaptığı fedakârlıkve hizmetleri bilmesi gerekmektedir. Örnek olarak; Mekke müşrikleriPeygamber (s.a.a)'i öldürmek için plan kurdukları zaman Allah (c.c)Peygamberini bu suikasttan haberdar etmişti. Peygamber de (s.a.a)emniyetli bir şekilde Mekke'den Medine'ye hicret edebilmek için Ali'den(a.s) kendi yatağında yatmasını istedi. Bu sayede müşriklerPeygamber'in (s.a.a) evde olduğunu zannedeceklerdi. Ali (a.s) bu görevisevinçle kabul etti. Bu olayın arkasından şu ayet nazil oldu:
İnsanlardan bazıları Allah'ın rızasını kazanmak için canlarını satarlar.
Daha sonra da Peygamber'in (s.a.a) Mekke'den Medine'ye olan hicreti İslamî takvimin başlangıcı olarak kabul edildi.
Ali (a.s) İslam'ın hedeflerine hizmet etmek için Bedir, Uhut, Hayber,Hendek ve Huneyn savaşlarına katılarak önemli görevleri yerine getirdi.Bu olaylar tarih kitaplarında, Şia ve Ehl-i Sünnetin naklettiğirivayetlerde kayıtlıdır.
Bundan önce açıklandığı gibi imametkonusu ile ilgili genel ve Ali'nin (a.s) imameti ile ilgili özel nebevîhadislerin bağımsız olarak birer birer incelenmesi gerekmektedir. Amaburada konuyu Şia ve Ehl-i Sünnet'ten birçok insanın bildiği Gadir Humhadisiyle sonuçlandırmak istiyorum. Peygamber (s.a.a) yaptığı en sonhacdan (veda haccından) dönerken yanında bulunan binlerce Müslüman'dan,Gadir-i Hum denilen yerde durup, toplanmalarını istedi. Sonra Peygamber(s.a.a) deve semerlerinden oluşturulan minberin üzerine çıkarak şöylebuyurdu:
Ben kimin mevlası-velisi isem Ali de onun mevlası-velisidir.
Bunun ardından orada bulunan herkes özellikle birinci ve ikinci halifeAli'ye (a.s) bi'at ederek, onu kutladılar. Bu hadis, yüzden fazlakaynakta nakledilmiştir. Bu hadisin bulunduğu Ehl-i Sünnetkaynaklarının genel fihristini araştırmak için Mir Hamid HüseyniHindi'nin (1306 h.k) yazdığı Abagatü'l-Envar kitabına ve AllameAbdu'l-Hüseyin Emini'nin 'el-Gadir' kitabına bakılabilir.
Bazı Ehl-i Sünnet yazarları bu hadisin gerçekliğini kabul etmelerinerağmen hadiste geçen 'Mevla' kelimesini başka türlü yorumluyorlar.Onların görüşüne göre 'Mevla' kelimesi, burada velî ve yöneticianlamında değil de, dost ve arkadaş anlamında kullanılmıştır. Buyorumun doğru ve o zamanki olaylarla uyumlu olup olmadığını bir kenarabıraksak dahi, şüphe yok ki her iki durumda da bu hadis Peygamber'in(s.a.a) ashabı arasında Ali (a.s)'a özel ve ayrı bir makamkazandırmaktadır.
Yukarıda zikredilen tarihi deliller ve biraraya toplanmış çeşitli hadislere göre, Peygamber (s.a.a) zamanında kiMüslümanların birçoğunun Ali'yi (a.s) kalpten ve candan sevdikleri, herzaman onunla beraber olmayı istedikleri ve Peygamber'in (s.a.a)vefatından sonra da ona uyma kararlarının olduğu konusunda hiç şüphekalmıyor. Bu Müslümanlar genellikle Ali'nin Şiası diye anılıyorlardı.Sonraları bunlara sadece Şia denmeye başlandı. Bundan daha önemlisiAli'nin (a.s) imamet ve hilafet konusunun Peygamber'in (s.a.a)zamanında gündeme gelmesidir. Doğal olarak Peygamber'in (s.a.a) vefatetmesi, insanların imamet ve hilafet konusuna yoğunlaşmalarına nedenoldu. Böylece Ali'ye (a.s) uyma gerekliliğine inanan kimselerle,toplumun önderliği olan hilafet konusunu Peygamber'den (s.a.a) sonrailahî bir makam olarak kabul etmeyenler birbirinden ayrıldılar.
Ehl-i Sünnet tarihçilerinden Mes'udi (345 h.k) Peygamber (s.a.a)'in vefatından sonra gerçekleşen olayları şöyle anlatıyor:
Ali ve onun Şia'larından bir topluluğun, Ebu Bekir'in kendisine biâtetmelerini istediği sırada, Ali'nin evinde bir araya toplandıklarıkesin bir olaydır.'
Sonraları Ali'nin (a.s) hilafetizamanında çıkan savaşlar gibi bazı olaylar ve Şia'nın üçüncü imamı Hz.Hüseyin (a.s) ve yetmiş iki yaranının şehit olduğu Kerbela vakıasıAli'nin (a.s) Şia'larını daha belirgin ve Şiîlik kimliğini daha açıkbir hale getirdi. Örnek olarak; çok eski kitaplardan birinde şöyleyazıyor: Ali (a.s) Talha ve Zübeyir'i mahkum etmek için şöyle buyurdu:
Talha ve Zübeyir'in adamları Basra'da temsilcilerimi ve Şialarımı öldürmüşlerdir.
Ebu Mihnef (158 h.k) şöyle bir açıklamada bulunuyor:
Muaviye'nin ölümünden sonra Şia'lar Süleyman b. Sured'in evindetoplanmışlardı ve o onlara şöyle dedi: Muaviye ölmüştür ve Hüseyin(a.s) Emeviler'e biat etmekten kaçınarak Mekke'ye doğru hareketetmiştir. Sizlerse onun ve onun babasının Şia'ları olduğunuzu iddiaetmektesiniz.
İLK ŞİALAR
Şialık ilk olarakHicaz'da Peygamber'in (s.a.a) ashabı arasında ortaya çıkmıştır. Tarihve din âlimlerinin biyografisini inceleyen kitaplara baktığımızda,Peygamber'in (s.a.a) ashabı arasında ve Ben-i Haşim ailesinden (Haşim,Peygamber'in (s.a.a) büyük babası) aşağıdaki kişilerin Şia'larıntanınmış çehrelerinden olduğu anlaşılmaktadır:
Abdullah b.Abbas, Fazl b. Abbas, Übeydullah b. Abbas, Kısam b. Abbas, Abdurrahmanb. Abbas, Temam b. Abbas, Akil b. Ebu Talip, Ebu Süfyan b. Hars b.Abdulmuttalip, Nufel b. Hars, Abdullah b. Cafer b. Ebu Talip, Avn b.Cafer, Muhammed b. Cafer, Rebi'et b. Hars b. Abdulmuttalip, el-Tufeylb. Hars, el-Mugayre b. Nufeyl b. Hars, Abdullah b. Hars, b. Nufeyl,Abdullah b. Ebu Süfyan b. Hars, Abbas b. Rebie 't b. Hars, Abbas b.Utbe b. Ebu Leheb, Abdulmuttalip b. Rebie't b. Hars ve Cafer b. EbuSüfyan b. Hars.
Peygamber (s.a.a)'in ashabı arasında Haşimî ailesinden olmayan şu şahıslar da Şia'dır:
Salman, Mikdad, Ebuzer, Ammar b. Yasir, Huzeyfe b. Yeman, Huzeyme b.Sabit, Ebu Eyüp Ensarî, Ebu Heysem Malik b. Tihan, Ubeyy b. Ka'b, Kaysb. Sa'd b. Ubade, Udeyy b. Hatem, Ubade b. Samit, Bilal Habeşî, EbuRafi', Haşim b. Utbe, Osman b. Huneyf, Hekim b. Cebillah Abdi, Sahl b.Huneyf, Halid b. As, b. Huseyb el-Eslemi, Hind b. Ebi Hale el-Temimi,Cu'de b. Hubeyre, Hücr b. Adiyy Kendi, Amr b. Hemk Huza'i, Cabir b.Abdullah Ensari, Muhammed b. Ebu Bekir (birinci halifenin oğlu) Aban b.As ve Zeyd b. Suhan Zeydî. Tabi bu sahabeler Hz.Ali ve Ehlibeyte olanbağlılıklarını ve fedekarlıklarını son ahddine kadar ortaya koyankimselerdi ama büyük çoğunluk sevgilerini katı siyaset sebebi ilegizlemekteydiler.