Şia"nin Manevi Mesajı

Şia'nıninsanlara manevi mesajı bir cümleden fazla değildir. O da şudur:"Allah'ı tanıyınız." Diğer bir tabirle, "Saadete ve doğruluğa erişmeniziçin Allah'ı tanımanız gerekir." Bu mesaj, Resulullah'ın (s.a.a). kendidavetini başlattığı ilk cümlesidir. Peygamber efendimiz (s.a.a) şöylebuyuruyordu:
"Doğruluğa erişmeniz için, Allah'ı bir olarak tanıyın ve birliğini itiraf edin."
Bu mesajı açıklarken kısaca şöyle diyoruz: Biz insanlar, tabii olarakyaşantının bir çok maksatları ve maddi lezzetler peşindeyiz. Yemek,içmek, şık giyinmek, sarayları, güzel manzaraları, güzel hanımı, samimiarkadaşları, çok malı ve serveti, diğerlerinin sultamız altındaolmasını, makamı ve isteklerimize karşı çıkan her şeyi yok etmekisteriz.
Ama ilahi fıtratla, insanın bu lezzetler için değilde, bu lezzetlerin insanlar için yaratıldığını anlıyoruz. Onlar,insanın peşine düşmelidir, insan onların peşine değil.
Tamahve şehvetin hedef edilmesi öküz ve koyunun içgüdü ve sıfatlarından,yırtıp parçalamak, başkalarına zulüm etmek, kaplan, kurt ve tilkininözelliklerindendir. Ama insanın mantığı, sadece fıtri akıl mantığıdır.
Akıl ve mantık, gerçekliğiyle bizleri hakkı izlemeye iletir,böbürlenmeye bencilliğe ve nefsi istekler tarafına değil. Akli mantık,insanı kendisinden hiçbir istiklali olmayan ve yaratılanlardan birisiolarak biliyor. Kendisini tabiata hakim gören vahşi tabiatı istediğigibi evcilleştirdiğini ve dize getirdiğini sanan insanın, kendisinin detabiatın oyuncağı ve onun emrine uyanlardan biri olduğunu söylüyor.

Akıl mantığı, insanın, bu geçici dünya ve varlığına bakışında dakikolmasını ister; ta ki bu dünyanın ve onda varolan bütün her şeyinkendiliklerinden var olmadığı, hepsinin sonsuz bir kaynağa dayalıoldukları ve yine insana müstakil gerçekler olarak gözüken bütün buiyi-kötü ve yer-gök yaratıklarının başka bir gerçek gölgesinde gerçekgibi gözüktükleri, O'nun nuru sayesinde varolup, kendilerinden ve kendiyanlarından hiçbir şeyleri olmadığı, geçmişte varolan güçlerin,azametlerin, bugün efsaneden başka bir şey görünmediği gibi, bugününgerçeklerinin de böyle olduğu ve bilahare her şeyin kendi çapındaefsaneden başka bir şey olmadığı gerçeği aydınlığa kavuşsun.
Yokolmayacak gerçek, ancak Allah'tır. Her şey O'nun varlığı sayesindevarlık rengini alır ve O'nun zatının nuruyla aydınlanır ve yaratılır.
İnsan böyle bir kavrayışla donatıldığında, işte o zaman onun varlıkdünyası gözü önünde suyun üzerindeki köpük gibi kaybolur ve açıkçadünya ve dünyadakilerin sonsuz kemal, ilim, kudret, hayat ve varlığadayandıklarını, insan ve diğer yaratıkların her birisinin kendikapasitesine göre ebedi cihanı gösteren birer ayna olduklarını görür.
İşte o zaman insan kendisinden ve diğer varlıklardan, istiklali veasaleti selbedip, hakiki sahibine geri verir. Her şeyden kopup yeganeAllah'a varır ve O'nun azamet ve büyüklüğü dışında hiç bir şeykarşısında baş eğmez.
Böyle olunca, insan Yüce Allah'ınvelayeti ve emri altına girer. Tanıdığı her şeyi Allah'la tanır.Allah'ın hidayeti ve rehberliği sayesinde temiz ahlak ve iyi amellerebürünür. (Temiz ahlak ve iyi amel, fıtrat dini olan İslam'ın içeriği veHakk'a teslim olmaktır.)
İşte budur insanın kemalinin doruknoktası ve budur kamil insanın yani Allah'ın lütfüyle bu mertebeyevaran imamın makamı. Çaba göstererek bu kemale eren bütün insanlar,farklı mertebeleriyle, o imamın gerçek takipçileridirler.
Bunoktadan şu husus anlaşılıyor ki, Allah'ı tanıma, İmamı tanıma, aslabirbirinden ayrılmayan iki unsurdurlar tıpkı birbirinden ayrılmayanAllah'ı tanımayla nefsi tanıma gibi. Çünkü mecazi varlığını tanıyankimse, muhtaç olmayan Allah'ın gerçek varlık olduğunu tanımıştır.
Hamd, Allah'a mahsustur
Allame TABATABAİ