İsmail Aras
Administrator
Üyeyi Alkışla 1954
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 46081
|
 |
« : 04 Eylül 2008 19:23:50 » |
|
TAHMİL EDİLEN BARIŞ VE ONUN MADDELERİ
İmam Hasan (a.s.)'ın Irak halkının za'fını görmekle savaştan vazgeçmiş olduğunu farzetsek bile, Muaviye'nin kendi elçilerini Medaîn'e göndermesi ve -önceden de değindiğimiz-İmamın sözleri nazara alındığında Muaviye'nin de savaşa ve kan dökülmesine sarılmadan meselenin çözümlenmesine meyilli olduğu kesinleşir. Muaviye, kurnazca kendini sessiz-sedasız ve sabırlı biri olarak halka göstermekle, savaşmadan Irak'a musallat olmak istiyordu. Haliyle böyle bir tutum Irak halkının ona karşı kinci bir şekilde hareketlenmelerini önlüyordu. Buna ilaveten, Muaviye kendi girişimine resmî ve kanunî bir cilve vermiş ve "Muaviye zora el atarak İslam'ı hilafeti kabzasına almadı; başlarında İmam Hasan (a.s.) olmak üzere halkın kendisi hilafeti ona sundular" düşüncesini halkın zihninde canlandırmıştı. Ancak Muaviye'nin barış bildirisinde her iki 'tarafın kabul ettiği anlaşmalara uymaması bütün kurnazlık ve sahtekârlıklarını iptal edip çirkin ve aldatıcı çehresini açıkça gösterdi. Tarih -tarihçilerin sonraki nesiller için her iki tarafın kabullendiğini öne sürdükleri maddeleri naklederken İmam Hasan (a.s.)'a büyük bir zulüm etmiştir. Ayrıntılı bir şekilde konuyu incelemekle, bir grup rivayet edenlerin ve tarihçilerin, tarihi haberlerini tanzim ederken mezhebî eğilimlerini bırakmayıp Emevi siyaseti yararına ve şianın zararına nasıl haber uydurdukları ve tarihî gerçekleri tahrif ettikleri kolayca anlaşılabilir. Onlar bu cinayeti işlemekle aşağıda gelecek olan bir kaç noktayı isbat etmek istiyorlardı:
1 - İmam Hasan (a.s.) acizane bir şekilde barış istedi.
2 - İmam maddi isteklerinden dolayı ve dirhem ve dinar kazanmak için böyle bir işe teşebbüs etti.
3 - O sadece kendini düşünüyordu ve halkı Muaviye'nin karşısına salıvermişti...
Hişam b. Abdül Melik'in sarayına bağlı ve Beni Ümeyye'-nin faal taraftarlarından ve de bu tahrifi çıkaran asıl kaynaklardan biri olan Zühri, bansın esasının sadece malî şartlar ve "Ahvaz" ve "Darabcerd"in maliyatını almak olduğunu söylemiştir43.
Amacımız kısa olarak geçmek olduğundan barışın maddeleri hakkındaki tarihin bütün rivayetlerini araştırıp incelemeye fırsatımız yoktur. Bu yüzden, sadece eski kaynaklarda kamil bir metin olarak nakledilen bir rivayeti zikretmekle yetinecek ve onun hakkında açıklamalarda bulunacağız. Bu rivayet senetleri tamamen birbirinden ayrı olup, birbirine yakın ve benzer bir şekilde rivayet edilen iki eski tarihçiden nakledilmiştir. Bu iki rivayetin, barışın kamil metnini nakletmedeki yakınlık ve benzerliği bunların doğruluğunun alametlerindendir. Bu rivayetde şöyle belirtilmiş:
İmam, Abdullah b. Nufel'i "halkın can ve malına dokunulmayacağı taktirde önerilen barışı kabul etmeye hazır olduğunu" söylemesi için Muaviye'nin yanına gönderdi. Ama Abdullah b. Nufel Muaviye'nin yanında başka bir takırtı şartlar da öne sürdü.'Onlar da şundan ibaret:
1. Muaviye'den sonra hilafet imam Hasan (a.s.)'a bırakılması,
2. Darab-cerd'in maliyatının yanısıra her yıl ellibeşbin dirhem ödenmesi...
Muaviye de bu şartları kabul ettii. Abdullah b. Nufel İmamın yanına dönüp kendi şartlarını bildirince hazret onları kabul etmeyip "Ben hilafet peşinde değilim ve Muaviye'nin bana vermesine taahhüt ettiği mallar da beyt-ül maldan olduğu için onun, müslümanların beyt-ül malında böyle bir yetkisi yoktur" buyurdu. Bu sırada kâtibini sesleyerek bu aşağıdaki metni yazmasına emretti:
"Hasan b. Ali ve Muaviye b. Ebi Süfyan'ın üzerinde ittifak ettikleri anlaşma budur:
Muaviye'nin Allah'ın kitabına, Rasulullah (s.a.a.)'in sün- netine ve salih halifelerin siyerine uyması şartıyla Hasan b.
Ali (a.s.), Müslümanlar üzerinde olan vilayet yetkisini ona bırakıyor. Muaviye kimseyi kendine halife olarak tayin etmemeli ve ondan sonraki halifenin kim olduğu müminlerin oy ve görüşünce seçilmelidir. Halk ülkenin herhangi bölgesinde olursa olsun Şam'da, Irak'da, Tahatne ve Hicaz'da tam bir güvence ve emniyette yaşamlarını sürdürmelidirler. Aynı şekil Emir-ul Müminin (a.s.)'in ashab ve şiaları can, mal ve evlatları bakımından emniyette olmalıdırlar. Muaviye, Hasan b. Ali ve kardeşi imam Hüseyin'in aleyhine açıkta veya gizlice komplo düzenlemeyeceğine dair taahhüt ediyor."44
Tafsilatıyla veya hülasa olarak nakledilen diğer şartların da bu noktaya işaret olup hadiscilerin tabirlerinden olduğu ilgi çekmektedir. Gerçi bu metnin kendisinde bile kullanılan bazı tabirlerde tarihçiler tarafından müsamaha edildiği muhtemeldir.
Ancak malî şartı İmamın şahsen tekzib ettiği önceden de söylendi. Ama başka bir rivayette Camel ve Sıffiri şehidle-rinin ailelerinin geçimini sağlamak için bu şartın dikkate alındığı da söylenmiştir45. O halde antlaşma metninin dışında böyle bir şarta ittifak edilmiş olması muhtemeldir. Her ne olursa olsun imamın, tarihin kendisi hakkında yazdığı onca cömertliği ile böyle bir şartı şahsi çıkarları için konu edinmediği kesindir. Gerçi ehl-i beytin müslümanların beyt-ül malında büyük bir hakkı vardır.
Ayrıca tarihî bir haber şekline giren bu malî şart şayiası belki de Muaviye'nin barışı kabullendirmek için imama gönderdiği haberden menşe bulmuştur. Şöyle ki; Muaviye sulhu kabullendirmek için her yıl Darabcerd" ve "Fasa"nın maliya-tıne ilaveten bir milyon dirhem İmam Hasan (a.s.)'a teslim etmeye hazır olmuştu46 ama sonraları kasıtlı veya cahil tarihçiler bu şartı da antlaşmanın maddelerinden biri olarak nakletmişler. Aynı şekil naklettiğimiz rivayetteki Muaviye'den sonra imam Hasan'ın (a.s.) halife tayin edilmesi mevzuu, antlaşmanın metninde mevcut olmamakla birlikte İmam tarafından da tekzib edilmiştir. Bu konu hakkındaki tarihî haberlerin Çokluğuna rağmen bunların tümünün, Muaviye'nin bir takım taahhütler zımnında kendinden sonra hilafeti İmam Hasan (a.s.)'a bırakacağına, dair verdiği sözden kaynaklanmış olması hakikatten uzaktır.
İmam nakledilen antlaşmada sadece şöyle buyurmuştu: "Halife tayin etmeye Muaviye'nin hakkı yoktur ve bu, müminlerin şûra ve istişaresi yoluyla gerçekleşmelidir." İmamın bu sözü, Ömer'in şûrası veya yeni bir kalıba giren şûra gibi "halife tayin etme şûrasını" resmiyete tanımak anlamına gelmez; çünkü İmamın maksadı, bir hakimin bütün halk kitlelerine uygunluğu ve kabul edilmesidir. Bu da, şia itikatına aykırı değildir. Çünkü herhalükârda masum imam bile hükümeti ele almak isterse halkın kendisini kabul etmesine muhtaçtır. Allah bile ister halk istesin, ister istemesin bütün varlık alemi üzerinde mutlak tekvini vilayeti olmasına rağmen, teşriî hakimiyete de sahip olabilmesi için halk Allah'ı ve dinini kabul etmelidir.
İmam Hasan (a.s.)'ın böyle bir girişimde bulunmasının nedeni bir taraftan Muaviye'nin, hilafeti miras gibi değerlendirmesini umulan şeklinden kurtarmak-, başka bir taraftan da ö dönemin halkı, hilafeti, hubre ehlinin özgürce biat etmesiyle eşit bildiğinden İmam bu ilkeyi ihya ederek, Muaviye'yi bu ilkeden tecavüz ettiği taktirde halkın muhalefeti mahzuruyla karşı karşıya bırakmak idi. Muaviye öyle cahil bir halk arasında muradına eremeyecek biri değil idiyse de, en azından Muaviye'nin nifak çehresini halka göstermek ve menfi şahsiyetini gelecek nesiller için tarihte tersim etmek için İmamın öyle zor bir durumda yapabileceği en büyük önlemci tedbir bundan ibaret idi.
Bu antlaşmanın en mühim hususları kısaca şunlardan ibaret idi:
1 Halkın, özellikle Osmanlılara karşı Camel ve Sıffin savaşlarına katılan Emir-ül Müminin (a.s.)'ın şialannın güvencesini sağlamak.
2 Hilafetin Muaviye'den sonra miras olarak bırakılmaması.
3 Hasaneyn (İmam Hasan ve Hüseyin) başta olmak üzere Rasulullah'ın(s.a.a.) ehl-i beytinin emniyetini temin etmek.
Fakat Muaviye bu maddelerin hiçbirine riayet etmedi; hatta şimdi bile Muaviye'ye sevgi duyan kimselerin Muaviye-'nin kendi kabul ve imza ettiği bu şartların en basit ve en kolayına dahi amel etmediğini bilmeleri daha dikkat çekicidir. Muaviye, antlaşmanın maddelerini kabul edip imzaladıktan sonra Kûfe'ye girip halkın faltaşı gibi fırlayan gözleri önünde konuşma yaparak konuşmasında İmam Hasan'ın (a.s.) karşısında antlaşma hakkında yüklendiği taahhütlerin sırf hakimiyeti kazanmak olduğunu ve bu antlaşmanın kendi açısından hiçbir değer ve itibar taşımadığını söylemesi daha da dikkat çekicidir.
"Savaşın ateşini söndürmek ve fitneyi yatıştırmak için birtakım şartları kabullendim ve bazı vaadlerde bulundumsa da Allah, söz birliğini ve Müslümanlar arasındaki dostluğu bizim lehimize sağladıktan ve bizi ihtilaf tehlikesinden kurtardıktan sonra o şartların tümünü ayak altına alıyorum."47
"Ant olsun Allah'a namaz kıtasınız, oruç tutasınız, hacc edesiniz veya zekât veresiniz diye sizinle savaşmadım. Siz bunları yapıyorsunuz. Ben sadece hüküm sürmek için sizinle savaştım ve şimdi de siz hoşlanmadığınız halde Allah bunu bana verdi."48
Ebu Sasan Hasîn b. Münzir şöyle diyor: "Muaviye İmam Hasan'a verdiği sözlerin hiçbirine amel etmedi, Hücr ve dostlarını şehid etti, kendinden sonra halife seçme konusunu müminler şûrasına bırakmayıp oğlu Yezid'i kendin veliaht tayin etti ve de İmam Hasan (a.s.)'ı zehirletti.49
43) Bakınız: Taberi, c: 4, s: 125/Tabakat-ul Kubra (İbn-i Sa'd), s:168.
44) el-Futuh (ibn-i A'sem). c: 4, s: 158 ila 160/Ensab-ul Eşraf (Bela-zeri), c: 2, s: 42/Menakib (ibn-i Şehraşûb), c: 4,'s: 33. Bu antlaşmanın metni Belazeri'den çevirisi ise el-futuh'tandır.
45) Bihar-ul Envar (Allame Meclisi), c: 44, s: 30/Avalim-ul Ulûm, c: 16, s: 182-18X^188.
46) Ensab-ul Eşraf (Belazeri), s: 42.
47) Ensab-ul Eşraf (Belazerî), c: 2, s: 44-46-48/Ve "el-Futuh" (İbn-i A'sem), c: 4, s: 163. -
48) Makatil-ut Talibin (el-isfahani), s: 44, Necef basımı.
49) Ensab-ul Eşraf (Belazerî), c: 2, s: 47-48.
|