|
huseyinruhullah
|
 |
« : 07 Mayıs 2009 22:33:44 » |
|
Ey, celal, kerem, ihsan, nimet, fazl ve büyük bahşişler sahibi. Sensin cömert, Kerim, Rauf ve Rahim. Allah’ım; Helal rızkından bana bolca ver. Dinimi ve cismimi sağlıklı kıl. Korkumu emniyete çevir ve beni cehennem ateşinden koru. Allah’ım; beni tedbirine duçar etme. Gaflet helaketine duçar etme. Aldanmama sebebiyet verme. Cin ve insanların şerlerini benden uzak eyle. Daha sonra İmam Hüseyin (a.s) mübarek başını gökyüzüne doğru kaldırdı, gözlerinden yaşlar aktığı halde yüksek sesle şöyle dua etti: Ey işitenlerin en iyi işiteni, ey görenlerin en iyi göreni, ey hesaba çekenlerin en çabuk hesaba çekeni ve ey merhametlilerin en merhametlisi; Muhammede (s.a.a) ve onun Ehlibeyt’ine (a.s) salâvat gönder. Onlar “Muhammed’in Ehlibeyt’i” halkın önderleri, hayır ve bereket vesilesidirler. Allah’ım; Senden öyle bir dileğim var ki O’nu verdiğin takdirde diğer dileklerimden mahrum etmen bana pek ziyanı olmayacaktır. Ve O dileğimi vermediğin takdirde bize verdiklerinin pek faydası olmayacaktır. Bu dileğimi yerine getirmeni ve beni ateşten korumanı niyaz ediyorum. Senden başka tapılacak bir mabut yoktur. Teksin ve ortağın yoktur. Mülk ve Hamt sana mahsustur ve Sen her şeye kadirsin, ey Rabbim, ey Rabbim!
Muhaddis Kummî’den nakle göre; Kef’emi el-Beledü’l-Emin kitabında ve Allame Meclisi, Kef’emi’ye uygun olarak Zadü’l-Mead adlı kitabında İmam Hüseyin’in (a.s) Arife gününde okuduğu duanın bu kadarına yer vermişlerdir. Fakat Seyit İbn-i Tavus (r.a) “İkbal” adlı kitabında “Ey Rabbim!” kelimelerinden sonra şu duayı ilave etmiştir:
Ey Allah’ım; zengin olduğumda bile sana muhtacım, öyleyse fakir olduğumda nasıl sana muhtaç olmamaya bilirim? Ey Allah’ım; alim olduğum halde yine cahilim, öyleyse ilimden mahrum olduğumda nasıl cahil olmayabilirim? Allah’ım; tedbir ve takdir ettiklerindeki ani değişiklikler arif kullarını, bağışına müsterih olmamaktan ve Senden gelen belaya ümitsiz olmamaktan alıkoyuyor. Ey Allah’ım; Benim amellerim, cimriliğimin, neticesidir ve Senin yaptıkların ise, kereminin neticesidir. Allah’ım; Ben güçsüz olmadan önce Sen kendini bana şefkatli ve merhametli tanıttın acaba, güçsüz ve zayıf bir duruma düştüğüm şu anda şefkat ve merhametini benden esirgiyor musun? Allah’ım; Eğer iyiliklerimi zahir edersen bu senin fazlından ve bana minnet bırakmandandır. Eğer kötü işlerimi zahir edersen buda senin adaletindir. Çünkü sen bana hücceti ve delilini tamamladın. Allah’ım; Nasıl beni kendi başıma terk edersin, Oysa benim sahibim Sensin? Nasıl Senden başkasına sığınabilirim oysa yardımcım Sensin? Veya nasıl lütfünden mahrum olabilirim Oysa bana merhamet eden Sensin? Allah’ım; Ben amelden yoksun bir halde sana yönelmiş bulunuyorum. Oysa amelden yoksun olarak, sana varmak mümkün değildir. Veyahut halimi sana nasıl şikâyet edeyim. Oysa durumum sana gizli değildir? Veya sözlerimi nasıl dile getireyim, Oysa sözlerimin hepsi sana aşikârdır? Allah’ım; Arzu ve ümitlerimi nasıl ümitsizliğe çevirebilirsin, oysa ümit ve arzularım Senin gibi bir Kerimin katına yücelmiştir? Veya nasıl olur da halimi iyi bir duruma çevirmezsin oysa halimin iyiye çevrilmesi Senin elindedir. Allah’ım; Cehaletimin çokluğuna rağmen Sen bana ne kadar da şefkatlisin?! Amelimin kötü olmasına rağmen Sen bana ne kadarda merhametlisin. “Rahmetini benden kesmiyorsun”?
Allah’ım; Sen ne kadar bana yakınsın ve ben ne kadar Senden uzağım?! Sen ne kadar bana şefkatlisin! Acaba sana yaklaşmama engel olan nedir? Allah’ım; Eser ve alametlerin değişikliğinden ve dünyada vuku bulan çeşitli olaylardan şunu anladım ki, hiç bir şeyde sana cahil kalmamam için her şeyde kendimi bana tanıtmak istiyorum. Allah’ım; Eğer acizliğim ve günahkâr olman Senin karşında konuşmamı engelliyorsa, Senin kerem ve büyüklüğün konuşmama müsaade ediyor. Kötü sıfatlarım benim ümidimi kesebilir, ama sonsuz nimet ve ihsanların beni ümitlendiriyor. Allah’ım; İyi yönleri kötü olan kimsenin, kötü yönleri nasıl kötü olmasın? Ve doğru konuşması sadece bir iddiadan ibaret olan kimsenin, iddiası nasıl sadece iddia olmasın?. Allah’ım; Hükmünün geçerliliği ve meşiyetinin galibiyeti ne söz sahibine konuşma fırsatı bırakır ve ne de hal sahibinde sebat. Allah’ım; Yapmağa kalkıştığım çok ibadette ve ihlâs sahibi olmağa azmettiğimde, yaptıklarıma güvendim ama bu güvenimi Senin adaletin yıktı, hatta fazlını bile nazara alsam yine de itaatime güvenemem. Allah’ım; Sen çok iyi biliyorsun ki ben sürekli Senin itaat ve ibadetine meşgul değilim, ama Senin sevgi ve muhabbetin kalbimde yerleşmiştir. Allah’ım; Nasıl “bir şeyi yapmağa” azmedeyim oysa Senin her şeye galeben vardır “azim ve irademi istediğinde engelleyebilirsin” ve nasıl yapmağa azmetmeyeyim oysa yapmağa emreden Sensin? Allah’ım; Senin kudret ve azametinin belirtileri hakkında düşünmek beni Senden uzaklaştırıyor. Öyleyse beni öyle bir hizmete muvaffak eyle ki onunla sana ulaşayım. Allah’ım; Kendisi zaten sana muhtaç olan bir şeyle nasıl sana istidlal olunabilir ve nasıl sana ulaşılabilir? Acaba Senden daha aşikâr olan var mı ki Sen onunla aşikâr olasın? “Her varlıkta Senin zuhur ve tecellin vardır.” Sen ne zaman gaip oldun ki, sana varmak için delile ihtiyaç olsun? Ve ne zaman bizden uzaklaştın ki, bizi sana ulaştıran eser ve belirtiler olsun? Senin kendisine olan nezaretini görmeyen göz kör olsun. Senin muhabbet ve aşkından nasibini almayan kulunun ticareti zarar etsin. Allah’ım; Kullarına Seni tanımaları için kudret ve azametinin eser ve belirtilerine müracaat etmelerini emrettin. Öyleyse sebeplere iltifat etmeksizin sana ulaşabilmem için beni nurlu tecellilerle, müşahede ve basiretle kendine yönlendir. Beni öyle bir marifet makamına ulaştır ki, artık batini sırlarım, O belirtilere teveccüh etmesin ve o belirtilere iltifat etmediğimden himmetim yücelsin. Muhakkak ki Sen her şeye kadirsin. Allah’ım; Zelil bir kulun olduğum sana aşikârdır. Perişan halim sana gizli değildir. Sana ulaşmayı Senden niyaz ediyorum ve Seninle sana istidlal ediyorum. Beni nurunla kendine yönlendir ve beni katında daima kabule şayan gerçek bir ubudiyete muvaffak eyle. Allah’ım; Beni ilim ve esrarından, yararlandır ve beni her beladan koru. Allah’ım; Beni, sana yakın olanların hakikat ve marifetleriyle tanıştır ve beni cezb, vecd ve ilahi aşk ehlinin yolundan götür. Allah’ım; Beni kendi kâmil tedbirinle noksan tedbirimden ve tercihinle yanlış tercihimden müstağni kıl ve beni, zaaflarımdan haberdar eyle. Allah’ım; beni nefsanî zilletten kurtar. Ecelim gelip çatmadan önce kalbimi şirk ve şüpheden temizle. Senden yardım istiyorum, bana yardımcı ol. Sana tevekkül ediyorum, beni kendime terk etme. Allah’ım! Hacetimi sadece Senden istiyorum, benim ümidimi boşa çıkarma. Sadece Senin fazl ve lütfüne rağbet ediyorum, beni mahrum bırakma. Dergâhına sığınıyorum, beni kendinden uzaklaştırma. Kapına geldim, beni kapından kovma. Allah’ım; Senin rıza ve hoşnutluğun, kendiliğinden herhangi bir nedene bağlı olmaktan münezzehtir. O halde ben nasıl Senin rıza ve hoşnutluğuna neden olabilirim? Allah’ım; Sen zaten gani olduğun için tarafından sana bir fayda ulaşmasına ihtiyacın yoktur; dolayısıyla benim gibi bir kulundan nasıl gani olmayasın? Allah’ım; Kaza ve kaderin bende arzulara yol açıyor, nefsanî istekler ise beni şehvet zincirine çekiyor. Bu durumda -Allah’ım- Sen benim yardımcım ol ve bana basiret nasip eyle. Fazlınla beni gani eyle, böylece lütfünle her talebimden müstağni olayım. Ey Allah’ım; Sensin evliyanın kalplerine marifet nuru düşüren; Onlar bu vesileyle marifet ve tevhit makamına ulaştılar. Sensin, âşıklarının kalplerinden kendinden başkalarını söküp atan; Bundan dolayı onlar Senden başkasını sevmezler ve Senden başkasına sığınmazlar. Dünya ehlinden korktuklarında Sensin onların munis ve yardımcıları. Delil ve belirtilerden uzak kaldıklarında Sensin, onları hidayet eden. Seni kaybeden neyi buldu ve Seni bulan neyi kaybetti? Senden başkasına yönelmeğe rıza gösteren mahrum olmuştur. Senden yüz çevirip ayrısına bağlanan hüsrana uğramıştır. Nasıl olur da Senden başkasına ümit bağlanılır, oysa Sen ihsanını kullarından kesmiş değilsin? Nasıl Senden başkasından hacet istenilir oysa Sen lütuf ve kerem sıfatını değiştirmiş değilsin? Ey muhiplerine, dostluk ve sevginin tatlılığını tattıran; onlar Allah’ın huzurunda O’nu anarak sebat gösterirler. Ey evliyasını heybet ve vakar giysisine büründüren. Onlar daima, Allah’a istiğfar ederler. Kulların Seni anmadan önce Sen onları hatırlarsın. Abitler sana yönelmeden önce, Sen ihsanınla öncülük edersin. Kulların Senden talep etmeden önce, Sen bağışınla cömertlik edersin. Sensin fazlasıyla bağışlayan. Bizlere bahşettiğinden “fakir kulların için” bizden borç istiyorsun. Allah’ım; Sana ulaşmam için beni rahmetine çağır ve sadece sana yönelmem için beni ihsanına cezp et. Allah’ım; Günahkâr olsam da Senden hiç bir zaman ümidimi kesmem. Nitekim itaat etsem bile kalbimden Senin korkun çıkmaz. Allah’ım; Gerçekten, dünya ehli beni sana terk ettiler. Senin büyüklüğüne olan yakinim, beni Senin katına çekmiştir. Allah’ım; Nasıl ümidimi keserim; Sensin benim arzum? Veyahut nasıl zelil olabilirim oysa yardımcım sensin? Allah’ım; Nasıl izzet ve yücelik tasarlayabilirim; oysa bir kul olduğumdan, Senin karşında zelilim “kendimden hiç bir şeye sahip değilim” ve nasıl izzet ve yücelik tasarlamayayım; Oysa sen beni kendine mensup ettin “Senin kulun olmam bana izzettir”? Allah’ım; Nasıl muhtaç olmayayım, Oysa Sen beni muhtaçlardan kıldın ve nasıl fakir sayılırım; Oysa Sen beni bahşişinle gani ettin? Sen öyle bir mabutsun ki, Senden başka tapılacak ilah yoktur. Kendini her şeye tanıttın. Seni bilmeyen yoktur. Her varlıkta tecelli ettin ve kendini bana tanıttın. Basiret gözüyle her şeyde Seni, aşikâr olarak gördüm. Her şeye ayan ve aşikârsın. Ey sonsuz merhametiyle her şeye istila eden. Zatında arşı saklayan, kendi varlığınla bütün varlıklara galebe çalan Allah. Başkalarını nurlu eflakle ihata ederek yok ederek onları etkisiz hale koyan Allah. Ey Allah’ım; Varlık Âlemindeki arşta kendisini gizleyerek bütün gözlerden uzak olan Allah.”gözlerle görülemeyen”.Ey varlık âleminde kemalini tecelli ederek yüceliğini kâinata gösteren. Nasıl saklı olabilirsin ki, Oysa Zahirsin. Nasıl gaip olabilirsin ki oysa hazırsın. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter. Muhakkak ki bütün hamtlar ve senalar sanadır.
23- Hz. Ali’nin (a.s) Faziletleri Hakkında (İmam Hüseyin’in (a.s) Mina’da Hz. Ali’nin (a.s) Faziletleri Hakkında Okuduğu Hutbesi) İmam Hüseyin (a.s) Mina’da iken Haşim oğullarının, Şialarının, dostlarının, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ashabının ve onların çocuklarının, toplumca saygın bilinen Ensar ve Tabiînden de kalabalık bir topluluğun bir çadırda toplanmalarını emretti. Onlar toplandığında Allah’a hamdü senadan sonra şöyle buyurdu: Bu azgının (Muaviye’nin) bizim ve dostlarımızın başına getirdiği belaları gördünüz, duydunuz, biliyorsunuz ve şahitsiniz. Bugün sizlere birkaç şey soracağım. Eğer söylediklerim doğru ise beni tasdik edin, ama eğer yanlış ise, bana yanlış söylediğimi söyleyin. Allah’ın, Peygamber’inin (s.a.a) sizler üzerindeki hakkı ve benim Peygamberinize olan nispetimin ve yakınlığımın hakkı hürmetine bu durumumu, söyleyeceklerimi saklamayın, şehir ve kabilelerinize gittiğinizde bu sözleri güvenilir bildiğiniz kimselere söyleyin.” Başka bir rivayette ise “Eğer yalan konuşsam beni tekzip edin” sözünden sonra şöyle geçmektedir: “Sözümü dinleyin ve onları yazın. Sonra şehirlerinize ve kabilelerinize dönüp, emin bilip güvendiğiniz kimseleri bizim hakkımızda bildiğiniz hak ve hukukumuza davet edin. Zira velayet meselesinin unutularak ortadan kalkmasından, mağlup olmasından korkuyorum.” “Allah elbette nurunu tamamlayacaktır, kâfirler istemese bile” Râvi şöyle diyor: İmam Hüseyin (a.s) Kuran’da Ehl-i Beyt (a.s) hakkında nazil olan ayetlerin hepsini okudu ve tefsir etti. Peygamber’in (s.a.a), Ehl-i Beyt, babası Hz. Ali (a.s), kardeşi İmam Hasan (a.s), annesi Hz. Fatıma (a.s) ve kendisi hakkındaki buyurduğu hadisleri hatırlattı. Orada bulunan cemaat bu hadisleri işittikçe hep bir ağızdan “Evet işittik, şahit olduk” diyorlardı. Tabiînden orda bulunanlar da “Evet Allah’a ant olsun ki sahabeden güvendiğimiz ve tasdik ettiğimiz kimselerden bunları biz de duyduk” diyorlardı. Sonra İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdular: “Sizleri Allah’a ant veriyorum! Benim anlattıklarımı kendisine ve dinine güvendiğiniz insanlara iletin.” Suleym şöyle diyor: İmam Hüseyin’in (a.s) yemine verdirdiği konuların bir kısmı şunlardan ibarettir: Sizleri Allah’a ant veriyorum; acaba Ali b. Ebu Talib’in (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) kardeşi olduğunu, ashap ve dostları arasında kardeşlik akdi okunduğunda Ali’yi (a.s) kendisine kardeş seçip “Sen dünya ve ahirette benim kardeşimsin, ben de senin kardeşinim” diye buyurduğunu biliyor musunuz?” Orada bulunanların hepsi; “Allah’a yemin ederiz ki söylediğin gibidir” dediler. İmam (a.s) devam etti: “Sizi Allah’a ant veriyorum! Acaba bilir misiniz ki; Hz. Resulullah(s.a.a), cami yaptıktan sonra onun etrafına on oda yaptırmıştı. Bunlardan dokuz tanesini kendisine ve odaların arasında bulunan onuncusunu da babam Ali’ye (a.s) tahsis etmişti. Daha sonra babam Ali’nin (a.s) odasının kapısı dışında kapısı camiye açılan bütün odaların kapılarını kapattı. Sahabelerden bazıları bu hususta Resulullah’a (s.a.a) itiraz edince, Hz. Resulullah (s.a.a) “Ben sizlerin kapılarınızı açıp veya kapamadım. Ancak Allah sizin kapılarınızı kapatıp Ali’nin evinin kapısının açık bırakılmasını emretti” diye buyurdu. Sonra babam Hz. Ali (a.s) hariç, halkın camide uyumalarını yasakladı. Böylece O’nun evi cami hükmüne girdi. O evde evlatlar dünyaya geldiğini biliyor musunuz? Orada bulunanlar; “Evet Allah’a ant olsun ki söylediklerin doğrudur” dediler. İmam Hüseyin (a.s) şöyle devam etti: “Ömer b. Hattab’ın, camiye bakmak için evinin duvarından ufak bir delik açmak istediğinde Resulullah’ın (s.a.a) buna izin vermediğini biliyor musunuz? Daha sonra Hz. Resulullah, (s.a.a) şöyle bir hutbe okumuştu: “Allah beni tertemiz bir mescit yapmakla görevlendirdi; bu mescitte benden, kardeşimden (Hz. Ali -a.s-) ve çocuklarımdan başkası oturamaz.” Bunu da biliyor musunuz? Orada bulunanlar; “Evet, Allah’a yemin olsun söylediklerin doğrudur” dediler. İmam Hüseyin (a.s) yine şöyle buyurdu: “Sizleri Allah’a ant veriyorum, Hz. Resulullah’ın (s.a.a), Hz. Ali’yi (a.s) Gadir-i Hum’da velayet makamına atadığını, halkı babamın velayetine davet ettiğini, orada bulunanların, orada bulunmayanlara bu haberi ulaştırması gerektiğini buyurduğunu biliyor musunuz?” Hepsi bir ağızdan; “Evet biliyoruz, Allah buna şahittir” dediler. İmam Hüseyin (a.s); “Allah aşkına, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Tebuk gazvesinde Hz. Ali’ye (a.s) hitaben; “Ey Ali senin bana olan konumun Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir ve benden sonra sen her müminin velisi ve önderisin diye buyurduğunu biliyor musunuz?’ dedi. Herkes bir ağızdan; “Evet, ant olsun Allah’a doğrudur” dediler. İmam Hüseyin (a.s) şöyle devam etti: “Sizleri Allah’a ant veriyorum; Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Necranlı Hıristiyanları mübaheleye davet ettiğinde, babam Hz. Ali (a.s), onun eşi (Hz. Fatıma -s.a-) ve iki evladından başka hiç kimseyi kendisiyle birlikte götürmediğini biliyor musunuz?” Orada bulunanlar hep bir ağızdan; “Evet, biliyoruz, söylediklerin doğrudur” dediler. İmam Hüseyin (a.s): “Allah hakkı için söyler misiniz?! Hz Resulullah’ın (s.a.a), Hayber kalesinin fethinde İslam sancağını Hz. Ali’nin (a.s) eline verdiğini biliyor musunuz? Hani sancağı ona vermeden önce şöyle buyurmuştu: Bu sancağı, öyle birine vereceğim ki o, Allah ve Resulü’nü sever; Allah ve Resulü de onu sever. O yılmadan arka arkaya saldıran, asla kaçmayan biridir. Hayber kalesi onun eliyle fethedilecektir.” Orada bulunanlar; “Evet Ant olsun Allah’a duyduk ve söylediklerin doğrudur” dediler. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdular: “Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Beraat suresini okumak için babam Hz. Ali’yi (a.s) seçtiğini ve “Bu mesajı ben ve Ehlibeyt’imden olan kimseden başkası ulaştıramaz” diye buyurduğunu biliyor musunuz? Orada bulunanlar; “Evet, duyduk” dediler. İmam Hüseyin (a.s): “Acaba Hz. Resulullah’ın (s.a.a) karşılaştığı bütün zorluk ve meşakkatlerde Hz. Ali’ye (a.s) olan güveninden dolayı zorlukları-sorunları halletmesi için gönderdiğini ve babamı hiçbir zaman ismiyle çağırmadığını; Onu çağırdığında; “Ey kardeşim veya kardeşimi sesleyin gelsin” diye buyurduğunu biliyor musunuz? Oradakiler; “Allah’a ant olsun ki böyledir” dediler. İmam Hüseyin (a.s) sözlerine devam etti: “Acaba Hz. Resulullah’ın (s.a.a), babam Hz. Ali, Cafer ve Zeyd arasında hakemlik yaptığında, “Ey Ali sen bendensin, ben ise sendenim; sen benden sonra her müminin velisi, önderisin” diye buyurduğunu biliyor musunuz? Orada bulunanlar yine hep bir ağızdan; “ Evet böyledir” dediler. İmam Hüseyin (a.s) :Şunu da biliyor musunuz ki “Babam Hz. Ali’nin, Resulullah (s.a.a) ile her gün gizli görüşmesi, her akşam özel bir meclisi vardı. Bu görüşmelerde Hz Ali(a.s) sorduğunda, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Ona özel bir ilgi gösterdiğini ve sustuğunda da Hz. Resulullah’ın (s.a.a) konuşmaya başladığını? biliyor musunuz? Mecliste bulunanlar; “Evet doğrudur, buna şahitlik ediyoruz” dediler. İmam Hüseyin (a.s) şöyle devam etti: . Resulullah (s.a.a), kızı Hz. Fatıma’ya (a.s); “Ben, Ehlibeytimin en hayırlısı, İslam’ı ilk kabul eden ve hilim açısından onların en halimi ve ilim açısından onların en âlimi olan biriyle seni evlendirdim” buyurduğunda bu sözü ile babam Hz. Ali’yi, Cafer ve Hamza’dan üstün kıldı. Bunu da biliyor musunuz? Oradakiler; “Evet Allah’a ant olsun söylediklerin doğrudur” dediler. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu: “Acaba Hz. Resulullah’ın (s.a.a); “Ben Âdemoğullarının efendisiyim, kardeşim Ali’de (a.s) Arapların efendisidir. Hz. Fatıma (a.s) cennet hanımlarının en üstünüdür, bu iki evladım Hasan ve Hüseyin de (a.s) cennet gençlerinin efendileridir” buyurduğunu biliyor musunuz? Orada bulunanlar yine hep bir ağızdan; “Bu sözünüz doğrudur” dediler. İmam Hüseyin (a.s) şöyle devam etti: “Acaba Hz. Resulullah’ın (s.a.a), Hz. Ali’yi (a.s) kendisine gusül vermekle görevlendirdiğini ve Cebrail’in de (a.s) ona yardımcı olacağını haber verdiğini biliyor musunuz? Meclistekiler; “Allah’ım sen şahit ol ki, biz doğru olduğunu onaylıyoruz” dediler. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu: “Hz. Resulullah’ın (s.a.a) son hutbesinde, Müslümanlara hitaben; “Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; onlardan birisi Allah’ın kitabı ve diğeri ise, Ehl-i Beytimdir. Bu iki emanete sımsıkı sarılırsanız asla sapmazsınız.” diye buyurduğunu biliyor musunuz? Oradakiler; “Evet biliyoruz” dediler. “Hadisi nakleden râvi şöyle diyor: Şehitlerin efendisi İmam Hüseyin (a.s), Hz. Ali (a.s) ve Ehl-i Beyt (a.s) hakkında Kurân’da nazil olan ayetleri ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) dilinden onlar hakkında nakledilen faziletleri sayıp döktü. Her defasında da peygamberin sahabesinden mecliste bulunanların şahitlik etmelerini istedi. Onlar da; “Evet, ant olsun Allah’a biz bunları duyduk” ve tabiînden olanlar ise “Biz de bu faziletleri güvenilir sahabeden duyduk” diyorlardı.” Daha sonra İmam Hüseyin (a.s) Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğu hakkında onları yemine verdi: “Beni sevdiğini söylediği halde Ali’ye (a.s) düşman olan kimse, yalancıdır ve Ali’ye buğz eden kimse beni sevmez.” Daha sonra birisi kalkıp Resulullah’tan (s.a.a) bunun sırrı nedir? diye sorduğunda; Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Zira Ali bendendir, ben de Ali’denim. O’nu seven beni sevmiş ve beni seven de Allah’ı sevmiştir. Ali’ye buğz eden kesinlikle bana buğz etmiştir, bana buğz eden de Allah’a buğz etmiştir.” Mecliste bulunanlar yine hep bir ağızdan; “Evet, biz bunları duyduk” dediler. İmam Hüseyin’in (a.s) konuşması bittikten sonra orada bulunanlar dağıldılar.
|