24 Mayıs 2012 23:10:59
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
İBRETLİ ÖYKÜLER- 72-80
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İBRETLİ ÖYKÜLER- 72-80  (Okunma Sayısı 3431 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
huseyinruhullah
Kahraman Üye
*****

Üyeyi Alkışla 1027
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 530



« : 19 Aralık 2008 23:49:01 »


 
72- CEHENNEMDEN BİR HABER!
 

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:

Hz. İsa (a.s) havarileriyle (ashabıyla) seyahat ediyordu, halkı yol ve evlerinde ölen bir köye yetiştiler. Hz. İsa, köy halkının bu durumunu görünce şöyle dedi:

“Bunlar, kendi ecelleriyle ölmemişlerdir, kesinlikle İlahi gazaba uğramışlardır, eğer böyle olmamış olsaydı, birbirlerini defnederlerdi.”

 Havariler; “Keşke bunların durumunun neden ibaret olduğunu bir bilseydik” dediler.

Allah tarafından Hz. İsa’ya şöyle hitap edildi:

“Ey İsa! Ölüleri sesle! Onlardan biri senin cevabını verecektir.”

Hz. İsa bu vahiy üzerine; “Ey köy halkı!” diye onlara seslendi.

Onlardan biri, “Ey Ruhullah! Ne diyorsun?”dedi.

Hz. İsa, “Durumunuz nasıldır, neden bu hale düştünüz?”diye sordu.

 Ölü, “Biz sabahleyin esenlikle uykudan kalktık, fakat akşamleyin hepimiz Haviye’ye düştük.”

Hz. İsa, “Haviye nedir?”dedi.

Ölü, “Dağları içinde dalga vuran ateşten bir denizdir.”dedi.

Hz. İsa, “Neden bu azaba düçar oldunuz?”diye sordu.

Ölü, “Dünya sevgisi ve tağutlara itaat etmek bizi bu hale soktu.”dedi.

Hz. İsa, “Ne kadar dünyaya gönül bağladınız?”dedi.

Ölü, “Süt emen çocuğun annesinin göğsüne gönül bağladığı gibi! Dünya bize yönelince seviniyorduk, bizden yüz çevirdiğinde ise gamlı oluyorduk.”dedi.

 Hz. İsa, “Tağutlara ne kadar itaat ediyordunuz?”diye sordu.

Ölü, “Her ne diyorlardıysa itaat ediyorduk.”dedi.

Hz. İsa, “Neden ölüler arasından sadece sen benim cevabımı verdin?”dedi.

Ölü, “Onların ağzına ateşten bir gem vurulmuştur, sert ve haşin melekler onların başı üzerine dikilmiştir. Ben dünyada onların arasında idim, fakat onlardan değildim. Allah’ın azabı onları kapsadığında beni de kapsadı. Şimdi bir kıl ile cehennemin kenarına asılmışım, ateşe düşeceğimden korkuyorum!”

Hz. İsa (a.s) ashabına dönüp; “Çöplükte yatarak arpa ekmeği yemek, din salim kaldığı takdirde insan için daha hayırlıdır.” buyurdular.[83]

 
73- ANNENİN BEDDUASI!
 

İmam Bakır (a.s)’dan şöyle nakl edilmiştir:

“Ben-i İsrail arasında Cureyh isminde bir abit vardı, o sürekli olarak mabette ibadet yapıyordu. Bir gün annesi mabede gelip onu çağırdı. O ibadetle meşgul olduğundan dolayı annesine cevap vermedi. Annesi cevap alamayınca eve geri döndü.

Bir saat sonra tekrar mabede gidip Cureyh’i çağırdı, Cureyh yine de annesinin sözüne itina etmedi. Annesi üçüncü kez yine mabede gelip onu çağırdı, yine bir cevap alamadı.

Oğlun bu tavrından dolayı annenin kalbi kırılıp ona beddua etti.

Ertesi gün hamile olan fahişe bir kadın onun yanına geldi, orada doğum sancısı tutarak bir çocuk dünyaya getirdi. O çocuğu Cureyh’in yanına bırakarak o veledüzzina çocuğun o abidin çocuğu olduğunu iddia etti.

Bu mevzu yayılıp dillere düştü. Halk birbirine şöyle diyordu: "Halkı zina yapmaktan nehy eden ve onları kınayan bir kimsenin şimdi kendisi zina yapmıştır."

Abidin zina yapma söylentisi o zamanın şahının kulağına yetişti. Şah abidin idam edilmesini emretti. Abidin idamı için halk toplandığında annesi gelip onu o şekilde rüsva görünce rahatsızlığından yüzünü tırmalayıp ağladı.

Cureyh annesine bakıp şöyle dedi:

“Anne sus! Senin bedduan beni buraya çıkarmıştır; oysa ben suçsuzum.”

Halk Cureyh’in bu sözünü duyunca ona şöyle dediler:

“Sana isnat edilen şeyin yalan olduğunu sabit etmedikçe biz bu sözü (suçsuz olmanı) senden kabul etmeyiz.”

Bu esnada annesi kendisinden razı olan abit şöyle dedi: “Bana isnat edilen çocuğu benim yanıma getirin!”

Çocuğu abidin yanına getirdiklerinde çocuk açık bir ifadeyle; “Benim babam filan çobandır” dedi.

Böylece Allah-u Teala, annesi ondan razı olduktan sonra onun yok olan haysiyetini geri çevirdi ve halkın Cureyh’e isnat ettikleri iftirayı temizledi.

Cureyh artık ondan sonra hiçbir zaman annesini kendisinden rahatsız etmeyeceğine ve sürekli olarak onun hizmetinde olacağına dair yemin etti.[84]



 
74- HAKİMİN BURNUNDA BİR KURT!
 

Ben-i İsrail arasında adaletle hüküm veren bir kadı vardı. Bu kadı, ölüm döşeğine düştüğünde hanımına şöyle vasiyet etti:

“Ben öldüğümde bana gusül ver, beni kefenle, yüzümü ört ve beni tahtanın (tabutun) üzerine bırak; inşaallah kötü bir şey görmezsin.”

Kadı öldüğünde hanımı onun vasiyetini yerine getirdi. Bir kaç dakikadan sonra, yüzündeki örtüyü bir kenara itince aniden, bir kurdun onun burnunu delik deşik ettiğini gördü. Bu manzaradan vahşete kapıldı! Örtüyü tekrar kadının yüzüne çekti, sonra halk gelip onun cenazesini götürerek defn ettiler.

O gecesi rüya aleminde kocasını gördü. Kocası ona şöyle dedi:

“Acaba kurdu görmekle vahşete mi kapıldın?”

Hanımı, “Evet!” dedi.

Kadı- “Allah’a ant olsun ki, o ürkütücü manzara, yargılıkta kardeşinden taraftarlık etme isteğimden dolayı idi! Bir gün kardeşin, biriyle kavga yapıp benim yanıma geldiler. Hüküm vermem için benim yanımda oturduklarında içimden; Allah’ım, hakkı hanımımın kardeşiyle (kaynımla) beraber kıl! diye bir istek geçti. Onların kavgasını incelediğimde, tesadüfen hakkın kayınımla olduğu ortaya çıktı, ben durumun böyle olduğundan dolayı çok sevindim. O gördüğün kurt, düşüncemin bir cezası idi bana. Çünkü hakkın kayınımla olmasını arzu edip kalbin isteğinde bile tarafsız olmaya riayet etmemiştim.[85]



 
75- BİR ŞEHRİN YERE GÖMÜLME
SEBEBİ!
 

Ben-i İsrail’den bir kişi, güzel ve sağlam bir saray yaptırdı. Çeşitli yemekler hazırlayarak sadece şehrin zenginlerini davet edip fakirleri terk etti. Fakirlerden bazıları davetsiz olarak oraya geldiklerinde; "Bu yemekler sizin gibilere hazırlanmamıştır." dediler

Allah-u Teala, fakir şeklinde olan iki meleği oraya gönderdi, onlara da aynı sözü dediler.

Sonra Allah-u Teala zengin kıyafetinde olan iki meleğin onların meclislerine gitmelerini emretti! Bu iki melek zenginler kıyafetinde onların meclisine gittiklerinde onları ağırlayıp meclisin başında oturttular.

Bu yüzden Allah-u Teala o iki meleğe, o şehri halkıyla birlikte yere gömmelerini emretti.[86]



 
76- Keşke Allah’ın Bir Merkebi
Olsaydı!
 

Süleyman-i Deylemi isminde bir şahıs şöyle diyor:

İmam Sadık (a.s)’a arzettim ki: Filan adam, ,ibadet ve dindarlıkta şöyle böyledir... (onu İmam’ın yanında medhettim).

İmam Sadık (a.s); “Aklı nasıldır?” diye sordular. “Bilmiyorum.” Dedim.

İmam (a.s) buyurdular ki: “kuşkusuz sevap akıl miktarıncadır.”

Sonra şöyle buyurdular: “Beniisrailden bir adam, (havası ve suyu) çok güzel olan bayındır ve yeşillik bir yerde Allah’a ibadet ediyordu. Bir melek oradan geçtiğinde onu görerek Allah’a şöyle arzetti: “Allah’ım! Bu kulunun sevap ve mükafatını bana göster!”

Allah Teala, ibadetle meşgul olan adamın sevabını ona gösterdi. İbadet eden şahsın sevabı meleğe çok az geldi. Bundan dolayı, onun bu kadar ibadetle sevabının azlığına şaşırdı.

Allah Teala o meleğe şöyle buyurdu:

“Onun yanına git, meselenin sana aydınlanması için onunla arkadaş ol."

Bu emir doğrultusunda melek, bir insan şekline girerek onun yanına geldi.

Abid (ibadet eden): Sen kimsin? Diye sordu.

Melek: Ben Allah’ın bir kuluyum. Senin bu mekanda makam ve ibadet etmenden haberdar olduğumdan dolayı, buraya gelerek birlikte Allah’a ibadet etmek istedim.” dedi.

Melek o günü abidler geçirdi. Diğer günün sabahısı abide şöyle dedi:

“Buranın ne de güzel hoş hava ve sapalı yerin vardır! Gerçekten burası tam da ibadet edilecek bir yerdir.

Abid: Evet, her açıdan iyidir, ama buranın bir eksikliği vardır!”

Melek: o eksiklik nedir? Diye sordu.

Abid: Keşke Rabbimizin bir merkebi Olsaydı! Eğer Rabbimizin bir merkebi olsaydı, onu burada otlatırdık; artık bu ot ve yeşillikler zayi olmazdı!” dedi.

Melek: “Senin Rabbinin merkebi yok mu? “diye sordu.

Abid: Evet! Eğer mektebi olsaydı, bu otlar zayi olmaz ve boşu boşuna gitmezdi dedi.

Allah Teala meleğe vahyederek şöyle buyurdu: “Ben akıl miktarınca mükafat ve sevap veririm.” (Aklı az olduğundan dolayı sevabı da azdır.)[87]



 
77- Kurtuluş Yolu
 

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

Beniisrail’den üç kişi yolculuğa sıktılar Yolculuklarında bir mağarada Allah’a ibadet etmeye koyuldular. Aniden dağın başından büyük bir taş gelerek mağaranın giriş kapısını tümüyle kapattı; artık çıkmaya imkan yoktu. Onlar bu durumu görünce, öleceklerine yakin ettiler. Çok konuşup düşündükten sonra birbirlerine şöyle dediler:

“Allah’a an olsun ki, Allah Teala ile kalpten doğru konuşmadıkça artık ölüm tehlikesinden kurtulmak mümkün değildir. Allah Teala’nın bizi bu sıkıntıdan kurtarması için, herkes Allah rızası için yaptığı ameli. Allah’a arzetmelidir.

Onlardan biri şöyle dedi:

“Allah’ım! Sen çok iyi biliyorsun ki, ben çok güzel bir kadına aşık oldum, onun rızasını elde etmek uğrunda ona ulaşmam için çok mal harcadım, onunla başbaşa kalıp günah işlemeğe hazır olduğumda, o an cehennemin ateşini hatırladım. Bundan dolayı o kadından el çekerek dışarı çıktım. Allah’ım! Eğer benim bu işim, senden korkudan dolayı olup senin hoşnutluğa sebep olmuşsa, bu taşı mağaranın önünden kaldır! Bu sırada taş, ışığı görecekleri bir şekilde azacak bir kenara gitti.

İkinci bir şahıs da şöyle dedi:

Allah’ım! Sen biliyorsun ki, ben bir grup insanı bana çalışmaları için kiraladım. İş bittiğinde onlardan her birine yarım dirhem vermeyi kararlaştırmıştık. İşlerini yaptıklarında ben onlardan her birisinin ücretini verdim. Ama onlardan biri, yarım dirhemi almaktan çekindi ve şöyle dedi: “Benim ücretim bu miktardan fazladır. Çünkü ben, iki kişi kadar iş yapmışım. Allah’a ant olsun ki bir dirhemden az kabul etmem.”

Nihayet ücretini almadan gitti. Ben o yarım dirhemle tohum alıp ektim, Allah Teala da bereket verdi, çok mahsulat topladım. Bir müddet sonra, ücretle çalışan aynı adam yanıma gelerek ücretini talep etti. Ben yarım dirhem yerine 18 bin dirhem (sermayenin aslını ve karını) ona verdim. Allah’ım! Eğer bu işi, yalnız senden kırkarak senin rızan için yapmış isem, bu taşı bizim yolun üzerinden kaldır! Bu esnada taş hareket ederek, biraz daha kenara gitti; öyle ki, artık birbirlerini görüyorlardı. Ama dışarı çıkamıyorlardı.

Üçüncü bir şahıs da şöyle dedi:

Allah’ım! Sen biliyorsun ki, benim (yaşlı) bir anne ve babam vardı; her gece onlara, içmeleri için süt getiriyordum. Bir gece eve geç geldim, onların uyumuş olduklarını gördüm. Süt kabını onların yanına bırakarak gitmek istedim, ama bir böceğin onun içerisine düşmesinden korktum. Bu nedenle onları süt içmeleri için uykudan kaldırmak istedim, rahatsız olmalarından korktum, bundan dolayı, onlar uyanana dek onların baş ucunda oturdum, uyandıklarında sütü onlara verdim. Allah’ım! Eğer ben bu işi senin rızan için yapmış isem bu taşı bizim yolumuzdan uzaklaştır. Taş aniden hareket etti, bu hareket neticesinde büyük bir yarık açıldı. Böylece o mağaradan çıkıp (ölüm tehlikesinden) kurtulmuş.[88]



 
78- Boşuna Giden Üç Dua
 

Allah Teala, İsrail peygamberlerinden birine; “senin ümmetinden bir kişinin üç duası kabuldur” diye vahyetti. Peygamber, o adamı bu meseleden haberdar etti. Adam hanımının yanına giderek meseleyi ona nakletti. Kadım, o dualardan birini onun hakkında uygulamasını istedi. Kocasın da kabul etti.

Bunun üzerine kadın kocasına; “Allah’tan, benim kadınların en güzeli olmamı iste” dedi. Kocası da dua etti; derken hanımı kendi zamanın en güzel kadını oldu. Çok geçmeksizin heva ve heves düşkünü şah ve kralların, zengin ve ayyaş gençlerin ilgilerini çekti.

Kadın artık, yaşlı ve fakir kocasına itina etmiyordu, huzursuzluk çıkarıp eşine karşı kötü davranıyordu.

Kocası bir müddet onunla geçinmeye çalıştı. Ama gün geçtikçe ahlakının kötüleştiğini ve artık tahammül edilmeyecek bir dereceye geldiğini görünce, Allah’tan onu köpek şekline sokmasını istedi, bu duası da kabul oldu... Bu ilginç maceradan dolayı o kadının çocukları, babalarının etrafında toplanarak “Halk bizi kınıyor, anneniz köpek olmuştur.” Diyorlar diyerek ağlamaya başladılar. Babalarının, annelerinin ilk şekline dönmesi için dua etmesini istediler. Babaları da dua ederek kadın ilk şekline girdi. İşte böylece, o adamın icabete erişen üç duası da boşuna gitti.[89]

 
79- Amelin Karşılığı
 

Hz. Musa (a.s)’ın zamanında zalim bir şah vardı. Bu şah, salih bir kulun aracılığıyla bir müminin ihtiyacını karşıladı. Tesadüfen şah ve mümin her ikisi aynı günde dünyadan göçtüler! Halk toplanıp şahı ihtiramla defnettiler, üç gün dükkanlarını kapatıp ağıtlar okuyarak matem tuttular. Ama mümin adamın cenazesi, öylece evinde kaldı; bir hayvan ona saldırıp onun yüzünün etini yedi! Üç günden sonra Hz. Musa’nın bu olaydan haberi oldu.

Musa (a.s), Allah’a yaptığı münacatta şöyle dedi:

“İlahi! Senin düşmanın olan o şah, çok ihtiram ve izzetle defn edildi. Ama senin dostun olan bu mümin kulun cenazesi yerde kaldı ve bir hayvan da onun yüzünün etini yedi; bunun sırrı nedir?” Allah Teala tarafından Hz. Musa’ya şöyle bir vahy geldi: “Ey Musa! Dostum olan bu mümin, o zalimden bir hacetinin karşılanmasını istedi, o da onun hacetini yerine getirdi. İşte ben onun mükafatını bu dünyada verdim.

Mümine gelince, benim düşmanım olan zalimden hacetini istediğinden dolayı, ben de onun cezasını bu dünyada verdim; işte böylece her ikisi de işlerinin neticesini görmüş oldular.[90]



 
80- Bencillik Asla!
 

Hz. İsa (a.s)’ın ashabından, olan kısa boylu bir tanesi sürekli Hz. İsa’nın kenarında gözüküyordu. Hz. İsa’yla birlikte olduğu yolculukları sırasın da bir denize yetiştiler. Hz. İsa halis bir yakinle, Bismillah (Allah’ın adıyla) diyerek suyun üzerinde hareket etti! Kısa boylu şahıs da Hz. İsa’nın suyun üzerinde hareket ettiğini görünce doğru bir yakinle Bismillah deyip suyun üzerinde hareket ederek Hz. İsa’ya yetişti. Bu esnada kısa boylu adam, bencilliğe kapılıp gururlanarak kendi kendisine şöyle dedi:

“Allah’ın ruhu olan İsa, suyun üzerinde hareket ediyor, ben de (onun gibi) suyun üzerinde hareket ediyorum; buna binaen onun benden üstünlüğü nedir; ikimiz de suyun üzerinde yürüyebiliyoruz! Böyle bir düşünce esnasında suya battı ve yüksek bir sesle; “Ey Allah’ın ruhu! Beni tut, boğulmaktan beni kurtar!” demeye başladı.

Hz. İsa (a.s), onun elinden tutarak sudan çıkarıp şöyle buyurdu: “Ey adam! Ne dedin ki suya battın?”

Kısa boylu adam şöyle dedi:

“Ben kendi kendime şöyle dedim: Ruhullah (Hz. İsa), suyun üzerinde yürüdüğü gibi ben de suyun üzerinde yürüyorum. Öyleyse bizim aramızda ne gibi bir fark vardır! Bencilliğe kapılarak bu cezaya duçar oldum.”

Hz. İsa (a.s) şöyle buyurdular: “sen kendini, (bencilliğinden dolayı) layık olmadığın bir dereceye çıkardın. Bundan dolayı Allah sana gazap etti; şimdi söylediğin sözden tövbe et!

Kısa boylu adam, tövbe ederek Allah’ın kendisi için belirlediği bir makama dönmüş oldu.

İmam Sadık (a.s),ın bu olayı naklettikten sonra şöyle buyurdu: “Öyleyse Allah’tan sakının, birbirinize karşı kıskançlık etmeyin.”[91]

Son

 



--------------------------------------------------------------------------------

[1]- Bihar, c. 22, s. 83.

 

[2]- Bihar, c. 43, s. 283.

 

  [3]- Hz. Yunus (a.s) peygamberliğe seçildi ve “Neynava” şehrinde kendi kavmine tebliğ etmeğe başladı ama halk gerçeği ondan kabul etmedi. Yunus (a.s) vazifesinin sona erdiğini zannederek ilahi emir yetişmeden öfkeli bir halde şehri terkederek kavminin arasından çıkıp gitti. Durmadan yol gidiyordu, nihayet denizin kıyısına ulaştı. Denizde de gemiden dışarı atılarak balığın karnında yer aldı. Bu musibete duçar olunca kendisine gelerek tebliğ etmede sabır ve tahammül etmesi gerektiğinin ve Öfkeli bir halde şehri terk ederek kavminin arasından çıkıp gitti. Durmadan yol gidiyordu, nihayet denizin kıyısına ulaştı. Denizde de gemiden dışarı atılarak balığın karnında yer aldı. Bu musibete duçar olunca kendisine gelerek tebliğ etmede sabır ve tahammül etmesi gerektiğinin ve Allah’ın izni olmadan kavminin arasından dışarı çıkmasının doğru olmadığının farkına vardı. Bu yüzden karanlıklar arasında münacat etmeğe başladı ve Allah’tan kurtulmasını istedi. Allah Teala da duasını kabul ederek onu kurtardı.

[4]- Bihar, c. 16, s. 217.

[5]- Bihar, c. 104, s. 37.

[6]- Bihar, c. 6, s. 220 ve c. 22, s. 107 ve c. 73, s. 298.

[7]- Bihar, c. 16, s. 214.

[8]- Bihar, c. 77, s. 136.

[9]- Bihar, c. 20, s. 63.

[10]- Bihar, c. 77, s. 182.

[11]- Bihar, c. 75, s. 108.

[12]- Bihar, c. 41, s. 108 ve 111.

[13]- Bihar’ul-Envar, c, 21, s.72.

 

[14]- Bihar c. 40, s. 113.

[15]- Bihar’ul - Envar,c. 41,s. 135.

[16]- Bihar’ul-Envar, c. 41,s. 52.

[17]- Bihar’ul-Envar, c. 20, s. 52, c. 41 s. 73

[18]- Bihar’ul-Envar, c. 43, s. 93.

[19]- (Bir rivayete göre de, çeyiz eşyalarını Resulullah’ın yanına getirdiklerinde Hazretin gözlerinden yaşlar aktı ve başını göğe doğru kaldırıp şöyle dedi: “Allah’ım bu evliliği, kaplarının çoğu çömlekten olan kimselere mübarek eyle.” Çev.)

Bihar’ul-Envar, c. 43, s. 94.

 

[20]- Bazı rivayetlerde 34 defa Allah’u Ekber, 33 defa Elhamdulillah, 33 defa da Subhanellah olarak nakledilmiştir.

[21]- Bihar’ul-Envar, c. 43, s. 82 ve 134.

[22]- Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 3.

[23]- Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 8.

[24]- Bihar’ul-Envar, c. 43, s. 81 ve c. 89, s. 313 ve c. 93, s. 388.

[25]- Bihar’ul-Envar, c. 43, s. 25.

[26]- Bihar’ul-Envar, c. 43, s. 352.

[27]- (Diğer bir savaşta da düşmana saldırmakta ihtiyat edince Hz. Ali (a.s); “Sen annene benzemişsin”buyurup kendisi onlara saldırdı. Müt.)

Bihar’ul-Envar,c. 43,s. 345.



 

[28]- Bihar’ul-Envar, c. 44, s. 119-120.

*-Bazı rivayetlerde bu Kızın ismi Ümmü Gülsüm ve İmam Hasan yerine de İmam Hüseyin’in ismi zikredilmiştir.

 

[29]- Bihar’ul-Envar,c. 43,s. 352.

[30]- Bihar’ul-Envar, c. 44, s. 292

 

[31]- Bihar’ul-Envar, c. 78, s. 126.

 

[32]- Bihar’ul-Envar, c. 44, s. 394.

[33]- Bihar’ul-Envar, c. 45, s. 335.

[34]- Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 116.

[35]- Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 142.

 

[36]- Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 67.

 

[37]- Bihar’ul- Envar, c. 46, s. 81.

 

[38]- Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 65.

 

[39]- Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 247.

[40]- Bihar’ul- Envar, c. 2, s. 236.

 

[41]- Bihar’ul- Envar, c. 52, s. 126.

 

[42]- Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 134.

 

[43]- Bihar’ul- Envar, c. 47, s. 123.

 

[44]- Bihar’ul- Envar, c. 48, s. 118.

[45]- Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 20.

*- Zille-i Ben-i Saide, halkın sıcak günlerde, sıcaktan korunması için altında toplandıkları bir gölgelik, geceleri ise fakir ve garip kimselerin orada istirahat etmeleri için uygun bir yer idi.

[46]- Bihar’ul- Envar, c. 47, s. 39.

 

[47]- Bihar’ul- Envar, c.47, s.77.

 

[48]- Bihar’ul- Envar, c. 104, s. 37.

 

[49]- Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 79 ve c. 68 s. 118.

 

[50]- Şura/52.

[51]- Bihar’ul- Envar, c. 47, s. 374.

 

[52]- Bihar’ul- Envar, c. 47, s. 117.

 

[53]- Bihar’ul-Envar, c. 100, s. 441.

 

[54]- Bihar’ul- Envar, c. 47, s. 59.

 

[55]- Bihar’ul- Envar, c. 48, s. 103.

 

[56]- Bihar’ul- Envar, c. 48, s. 174 ve 313.

 

[57]- Hacc/25.

[58]- Enbiya/47.

[59]- Bihar’ul-Envar, c. 48, s. 141.

 

[60]- Enfal/41.

[61]- Haşr/7.

[62]- Bakara/44.

[63]- Bihar’ul- Envar, c. 49, s. 288.

 

[64]- Bazı kitaplarda şöyle nakledilmiştir: Memun elinin üzerindeki avcıl bir doğanı turaç kuşunun peşine salıverdi. Doğan kısa bir süreden sonra, kakasında henüz diri olan bir küçük balık olduğu halde geri döndü. Memun da o balığı elini alıp saklayarak imam Cevad (Muhammed Taki)’ın yanına geldi ve elindeki nedir? diye sordu.

İmam Cevad (a.s) şöyle buyurdular: “Allah Telaa bir takım denizler yaratmıştır, bulutlar o denizlerden göğe yükselince küçük balıkları da kendisi ile birlikte götürür ve şahların avcıl doğanları onları avlıyorlar; şahlarda onları ellerine alıp saklayarak onlarla, peygamber soyundan olan ilim ve bilgi sahiplerini deniyorlar!”

Memun bu cevabı duyar duymaz şaşırıp kaldı ve şöyle dedi: kuşkusuz ki sen, imam Riza’nın oğlusun ve öyle bir şahsiyetin oğlundan böyle ilginç bir cevap duymak garipsenmemelidir.

[65]- Bihar’ul- Envar, c. 50, s. 56.

[66]- Mâide/6.

[67]- Bihar’ul-Envar,c. 50,s. 85.

* Tarsus eskiden İslam toprakları ile Rum ülkesi arasında bir bölgenin ismi idi.

[68]- Bihar’ul-Envar,c. 50,s. 154.

[69]- Bihar’ul- Envar, c. 50, s. 144.

[70]- Bihar’ul- Envar, c. 50, s. 311.

[71]- Bihar’ul- Envar, c. 51, s. 2.

 

[72]- Bihar’ul-Envar, c. 52, s. 175.

[73]- Bihar’ul-Envar, c. 52, s. 70.

[74]- Bihar, c. 42, s. 142.

[75]- Bihar’ul- Envar, c. 45, s.311.

[76]- Bihar’ul- Envar, c. 46, s. 118.

[77]- Bihar’ul- Envar, c. 46, s. 336.

 

[78]- Bihar’ul- Envar, c. 48, s. 176- 177.

[79]- Bihar’ul- Envar, c. 77, s. 169.

[80]- Bihar’ul-Envar, c. 14, s. 111.

 

[81]- Bazı nakillere göre dilinin.

[82]- Bihar’ul-Envar, c. 13, s. 262.

[83]- Bihar’ul-Envar, c. 14, s. 322.

 

[84]- Bihar’ul-Envar, c. 14, s. 487.

 

[85]- Bihar’ul-Envar, c. 14, s. 489.

 

[86]- Bihar’ul-Envar, c. 16, s. 113.

 

[87]- Bihar’ul-Envar, c. 1, s. 84 ve 14, s. 506.

 

[88]- Bihar, c. 14, s. 421, 427; c. 70, s. 244, 380 az bir farklılıkla.

[89]- Bihar’ul-Envar, c. 14, s. 421, 427 ve c. 70, s, 244, 380.

 

[90]- Bihar, c. 75, s. 373.

[91]- Bihar, c. 14, s. 254.

[YUKARI GIT]
« Son Düzenleme: 20 Aralık 2008 00:11:32 Gönderen: huseyinruhullah » Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |
UKAB
Huseyn Divanesi
******

Üyeyi Alkışla 1522
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7575


Site
« Yanıtla #1 : 04 Ocak 2009 09:32:02 »

ALLAH razı olsun inşallah
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

kerbela şahidi
Yönetici
*******

Üyeyi Alkışla 1129
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 7232


SELAM OLSUN SANA YA HÜSEYİN


« Yanıtla #2 : 27 Nisan 2009 16:45:07 »

Allah razı olsun
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |
Ali Aras
Tecrübeli
***

Üyeyi Alkışla 14
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 111


« Yanıtla #3 : 21 Mayıs 2009 05:43:09 »

Allah razı olsun.
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |
bedircan
Uzman Üye
****

Üyeyi Alkışla 14
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 364


« Yanıtla #4 : 23 Mayıs 2009 22:31:16 »

Allah razı olsun.
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |
embiya
Tecrübeli
***

Üyeyi Alkışla 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 138



« Yanıtla #5 : 18 Kasım 2009 19:33:38 »

Allah razı olsun.
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır

İBRETLİ ÖYKÜLER- 72-80 Etiketleri
İBRETLİ ÖYKÜLER- 72-80
İBRETLİ ÖYKÜLER- 72-80 Resimleri
İBRETLİ ÖYKÜLER- 72-80 Videoları
GoogleTagged

Gitmek istediğiniz yer:  
Konu Linki:
BB Kodu :
HTML Kodu: