|
HuseyninDivaneleri
|
 |
« : 28 Mayıs 2009 20:07:02 » |
|
İMAM, ABBASİLERİN TEBLİGATI KARŞISINDA:
Şüphesiz ki Abbasilerin hilafetleri boyunca karşı karşıya kaldıkları en önemli sorun âl-i Ebi Talib'in onlara karşı başlattıkları ve Zeydiye'nin de faal olarak katıldıkları kıyamlardı.
Saffah'ın döneminin sona ermesiyle ve hatta onun zamanında bile Horasan'da bir şii alevi kıyamı -Şerik b. Şeyh el-Mehri kıyamı- gerçekleşti. Mansur, Mehdi, Hadi ve Harun... döneminde sürekli olarak Abbasi hilafeti aleyhinde kıyamlar gerçekleşiyordu, bu yüzden de Abbasi halifelerinin çoğu Ebu Talib evlatlarını ezmek için en acımasız ve gaddarca yöntemler uyguluyorlardı. Asırlar boyunca aralıklı olarak birbirini izleyen bu kıyamların alevi her defasında bir yerde yükseliyordu. Artık bu durum öyle bir boyut kazanmıştı ki, üçüncü ve dördüncü yüzyılda ciddi bir sorun olarak güncelligini korumuştu. Hatta Beni Abbas hükümetinin son günlerinde Muhâmmed Harezmşah gibi bazı sultanlar, İslami hilafetin Ebu Talib oğullarının elinde olduğunu bahane ederek Abbasi halifelere itaat etmiyorlardı.
Tarih kitaplarında, bizzat "Makatil'üt Talibin" kitabında âl-i Ebi Talib evlatlarının gaddarca ezilmeleri olayını kolaylıkla bulabilirsiniz. Abbasiler bununla da kalmayıp, Ebu Talib evlatlarını toplumdan dışlamak amacıyla muhtelif metodlar uyguladılar ve onların en önemlisi de âl-i Ebi Talib'in ilmi şahsiyetini halkın arasında itibardan düşürmek için zehir saçan propagandalara başlamaları idi. Abbasilerin takib ettikleri en önemli hedef, halkın Ehl-i beytin azameti hakkındaki düşüncelerini zedelemek idi ve bu doğrultuda zamanın koşullarını, gereksinimlerini ve durumunu göz önüne alarak tebliğlerine şekil veriyorlardı. Abbasilerin Ebu Talib evlatları aleyhindeki tebliğ metodlarından biri ihtimalen bu metodun asıl uygulayıcısı Harun'ur reşid idi veya onun zamanında bu metod meşhur oldu. "Âl-i Ebu Talib kendileri için öyle bir hak iddia ediyorlar ki halkı kendi köleleri biliyorlar." demeleri idi. Abbasiler bu mefhumu, Peygamberin bizzat şahsından ve şia imamlarından rivayet edilen Ehl-i beytin üstünlüğü veya imamet mefhumu ile ilgili hadislerden alıp tebliğlerinde su istimal ediyorlardı, halbuki bu gibi hadislerde sadece halkın sebep, neden sormadan imama itaat etmesi gerektiği belirtilmiştir ve bunun da, Abbasilerin halka yaydığı şeylerle hiçbir alakası yoktur. Çünkü Abbasiler halka diyorlardı ki: "Âl-i Ebi Talib sizi kendi köleleri biliyor ve böylece de sizi aşağılıyorlar." haliyle aslı-asaleti olmayan bu gibi tebliğler bazı sade düşünceli insanların Ehl-i beyt imamlarından uzaklaşmasına sebep oluyordu. Bununla ilgili tarihten iki örnek zikredeceğiz. Bunlardan biri Muhâmmed b. İdris-i Şafii ve Harun-ur Reşid arasında gerçekleşmiştir.
Anlaşıldığına göre Şafii Ehl-i beyte ilgi duyan ve sevgi besleyen ve bunu da gizlemeyen kimselerden biri idi. Bu hususta Şafiiden bir takım şiirler de nakledilmiştin.[63]
Şafii Yemen'e gittiği zaman bir yıl kadar orada ikamet etti ancak, Harun'a haber verdiler ki, "Şafii, Ebu Talib evlatlarından biri ile beraber sana karşı kıyam etmek istiyor." Halbuki elimizdeki nakillere göre bu haber doğru değildir.
Harun bu haberi alınca hiddetlenerek Şafii'nin yakalanıp hilafet merkezine gönderilmesini emretti. Şafii bazı yakın ashabıyla birlikte hilafet merkezine getirildi. Harun'un hizmetinde olan Hanefi fakihi Muhammed b. Hasan Şeybani bu haberi duyunca kendisinin bu işte parmağı olmadığını ispatlamak amacıyla Harun'dan, onu affetmesini istedi. Ancak Harun Şeybani'nin isteğini geri çevirdi. Bu sırada Şafii, Harun'un karşısına gelip kıyam meselesini tamamen yalanladı ve dedi: 'Toplumdaki her âl-i Ebu Talib halkı kendi kölesi görmüyor mu? O halde beni de kendisine köle edecek biriyle birleşip şana karşı nasıl kıyam ederim?"
Harun bu sözden hoşlandı ve alimlere davrandığı gibi ona ikramda bulundu.[64]
Biraz önce de belirttiğimiz gibi Şafii, Peygamberin Ehl-i beytini çok seviyor ve onlara karşı büyük bir ilgi duyuyordu ancak, Abbasilerin tebliğinin onu da etkilemiş olabileceği uzak bir ihtimal değildir.
İkinci örnek ise birçok kaynak kitapların nakletmiş olduğu bir rivayettir. Merhum Küleyni, Muhammed b. Zeyd Taberi'nin şöyle dediğini nakleder: Ben İmam Rıza (a.s.)'ın yanı başında durmuştum ve Beni Haşim'den bir grup da imam'ın yanında idiler. İmam Rıza (a.s.) İshak b. Hüseyn Abbasi'ye hitaben şöyle buyurdu:
"Ya İshak, duyduğuma göre halk, bizim onları kendi kölelerimiz gördüğümüzü söylüyormuş, Resulullah (s.a.a.) ile olan yakınlığıma, akrabalığıma and olsun ki böyle bir şey yoktur; ne ben böyle bir şey demişim, ne babalarımdan birinden böyle bir şey duymuşum ve ne de babalarımdan biri bana böyle bir şey rivayet etmiş ancak, ben diyorum ki: Bize itaat etmek halka farz olduğundan dolayı bizim emirlerimize uymak zorundadırlar ve dini açıdan da bizim dostlarımızdırlar. Burada olanlar olmayanlara bunu duyursun."[65]
Ebu Salt'tan rivayet edilen başka bir rivayette de Ebu Salt İmam'a şöyle diyor: Halk sizden neler naklediyor bir bilseniz! İmam "Halk bizden neyi naklediyor?" buyurdu. Dedim ki: "Halkın sizin köleleriniz olduğunu iddia ettiğinizi söylüyorlar."
İmam buyurdu;
"Ey gökleri ve yeri yaratan, açık ve saklıyı bilen Allah, sen kendin şahitsin ki ben böyle bir şey dememişim, babalarımdan da böyle bir şey dediklerini duymamışım, halkın bize reva gördüğü zulümleri görüyorsun (Allah'ım), ki bu da onlardan biridir."
İmam daha sonra yüzünü bana çevirip şöyle buyurdu: "Eğer halk bizim onları kendi kölelerimiz bildiğimizi bizden naklediyorsa, o halde biz onları kime satıyoruz?" Dedim ki: Evet, doğru söylüyorsunuz, ey Resulullah (s.a.a.)'in torunu." Daha sonra İmam velayet ile halkı köle bilme arasındaki farkı açıklayarak şöyle buyurdu: "Ey Abdüsselam, Allah'ın bize vermiş olduğu velayeti inkar mı ediyorsun?" "Hayır, Allah'a sığınırım bundan, ben sizin velayetinizi kabul ediyorum." Dedim.[66]
Beni Abbas'ın hak bir meseleden (velayet) bir süre alarak onunla halkı İmamlardan uzaklaştırmaya çalıştıkları bu iki rivayetten iyice anlaşılmaktadır.
Abbasilerin dışındaki muhalifler de Ehl-i beytin halk arasındaki itibarını sarsmak ve şahsiyetini zedelemek için başka bir yöntem seçerek tebliğe başladılar ve bu doğrultuda hadis uydurup onları Ehl-i beyte isnad ettiler. İmam Rıza (a.s.) bu
korkunç hiyanetin üstündeki perdeyi de kaldırdı. O hazretten rivayet edilen bir hadisde İmam şöyle buyuruyor:
"Muhaliflerimiz bizim faziletlerimiz hakkında hadisler uydurarak onları bize isnad ediyorlar ve bunda da belirli bir amaçları vardır. Böyle hadisler üç kısımdır:
a - Bizi olduğumuzdan daha üstün gösteren gulüv içerikli hadisler.
b - Bizi aşağılayan, olduğumuzdan daha aşağı gösteren hadisler.
c - Düşmanlarımızın hatalarına ve eksik yönlerine açıkça değinen hadisler.
Halk gulüv içerikli hadisleri gördüğünde şialarımızı tekfir ederek onların bizi ilah gördükleri inancını onlara isnad ederler, bizi aşağılayan hadisleri gördüklerinde onların seviyesinde bize itikat ederler ve bizim düşmanlarımızın hatalarını duyduklarında da aynı şeyleri bize nisbet verirler."[67]
Ehl-i beyt imamlarını ve onların şialarını halka kötü tanıtmak ve halkı onlara karşı kötümser bir duruma getirmek için muhaliflerin çeşitli yollara başvurdukları bu rivayetten iyice anlaşılmaktadır,
|