|
huseyinruhullah
|
 |
« : 07 Mayıs 2009 23:29:01 » |
|
Nehcu’l Hak ve Keşfu’s Sıdk’tan Seçmeler İMAMET İmam Cemaluddin Ebu Mansur Hasan b. Yusuf b. Ali b. Muhammed b. Mutahhar Hilli (Allame Hilli) H. 648-736 Not: Kitabın orjinali yaklaşık 700 sayfadır ve tamamı tercüme edilmiştir. Kitabın tamamını bir anda çıkarma imkanımız olmadığından, imkân dâhilinde bölüm bölüm kitapçıklar halinde çıkamaya karar verdik. Başarı Allah’tandır. İÇİNCEKİLER ÖNSÖZ ALLAME’NİN DEĞİŞİK DALLARDAKİ ESERLERİNDEN BİR KISMI Birinci KONU: İMÂMIN MASUM OLMASININ GEREKLİLİĞİ İkinci KONU: İMÂM, ÜMMETTEN EFDÂL (Üstün) OLMALIDIR Üçüncü KONU: İMÂM SEÇİMİNİN YOLLARI Hz. ALİ (A.S) İMÂM OLMASININ ÂKLİ OLARAK AÇIKLAMASI Hz. ALİ’NİN (A.S) İMÂMETİNİN KURAN’LA AÇIKLANMASI 1- “VELAYET” Ayeti 2- “TEBLİĞ” Ayeti ALİ (A.S) HAKKINDADIR 3- “TATHİR” Ateti 4- “MEVEDDET” Ayeti 5- “NEFSİNİ (ALLAH’A) SATAN” Ayeti 6- “MÜBAHELE” Ayeti 7- “FE TELEKKA ADEME” Ayeti 8- “İNNİ CAİLUKE” Ayeti 9- “VUDD” Ayeti 10- “HÂDİ” Ayeti 11- “SUAL” Ayeti 12- “LEHNİ KAVL” Ayeti 13- “MÜSABAKA” Ayeti 14- “SİGAYETU’L-HAC” Ayeti 15- “MÜNACAT” Ayeti 16- “PEYGAMBERLER NİÇİN GÖNDERİLMİŞTİR” Ayeti 17- “BELLEYİCİ KULAKLAR” Ayeti 18- “HEL ETÂ (İnsan)” Süresi 19- “SIDK” Ayeti 20- “YARDIM” Ayeti 21- “SANA UYANLAR” Ayeti 22- “MUHABBET” Ayeti 23- “SIDDIGUN” Ayeti 24- “ELLEZİNE YUNFİGUN” Ayeti 25- “PEYGAMBERE SALEVÂT GETİRME” Ayeti 26- “MARECE’L-BAHREYN” Ayeti 27- “İLMU’L-KİTAB” Ayeti 28- “YEVME LA YUHZİ” Ayeti 29- “HALKIN EN HAYIRLISI” Ayeti 30- “SUDAN BİR İNSAN YARATAN” Ayeti 31- “DOĞRULARLA BERABER OLUN” Ayeti 32- “İHVANEN ALA’S-SURUR” Ayeti 33- “MİSAK” Ayeti 34- “SALİHU’L-MÜMİNİN” Ayeti 35- “İKMÂL” Ayeti 36- “NECM” Ayeti 37- “ÂDİYÂT” Süresi 38- “EFE MEN KANE” Ateti 39- “ŞAHİT” Ayeti 40- “FESTAVA ALA SUGUHİ” Ayeti 41- “YUSKA Bİ’MAİN VAHİD” Ayeti 42- “MİNE’L-MUMİNİNE RİCÂLUN” Ayeti 43- “SÜMME EVRESNE’L-KİTAB” Ayeti 44- “İTTİBA” Ayeti 45- “BİLEN KİMDİR” Ayeti 46- “E HESİBE’N-NAS” Ayeti 47- “MUŞAKKETU’N-NEBİ” Ayeti 48- “SAHİBU’L-FÂZİLET” Ayeti 49- “ZEMMU MEN KEZİBE EN-NEBİ Fİ ALİYYİN” Ayeti 50- “ET-TEVEKKÜL ALEYHİ TEÂLA” Ayeti 51- “KİFÂYET” Ayeti 52- “LİSANU’S-SIDK” Ayeti 53- “ASR” Süresi 54- “ET-TEVÂSİ Bİ’S-SEBR” Ayeti 55- “ES-SABİGUN” Ayeti 56- “BEŞARET” Ayeti 57- “MEN CAE Bİ’L-HASENE” Ayeti 58- “MEN SEBEGET LEHUMU’L-HUSNA” Ayeti 59- “TE’ZİN” Ayeti 60- “Fİ MEGEDİ SIDGİN” Ayet 61- “VELÂYETE DAVET” Ayeti 62- “ALİ’NİN İSA’YA BENZEMESİ” Ayeti 63- “ÜMMETU’L-HADİYE” Ayeti 64- “TERA’HUM RUKKEEN” Ayeti 65- “İZAU’L-MUMİNİN” Ayeti 66- “ULU’L-ERHAM” Ayeti 67- “MÜJDE” Ayeti 68- “İTAAT” Ayeti 69- “BÜYÜK HAC GÜNÜNDE DUYURU” Ayeti 70- “HUSNU MEAB” Ayeti 71- “İNTİKAM” Ayeti 72- “ADALETLE EMREDEN” Ayeti 73- “SELÂMUN ALA A’Lİ YASİN” Ayeti 74- “MEN UTİYE KİTABUHU” Ayeti 75- “KARDEŞLİK” Ayeti 76- “KÂFİRLERİ ÖFKELENDİREN” Ayeti 77- “EM YAHSUDUNA” Ayeti 78- “NUR” Ayeti 79- “VELA TEKTULU” Ayeti 80- “ALLAH MÜMİNLERE VADE VERMİŞTİR” Ayeti 81- “İSTİRCA” Ayeti 82- KURAN’DA ALİ (A.S) HAKKINDA NÂZİL OLAN KERAMETLERİ 83- “BİLENLERDEN SORUN” Ayeti 84- “AMME YETASELUN” Ayeti Hz. ALİ’NİN (A.S) İMÂMETİNİN SÜNNETLE TAYİNİ 1- “ALİ, ALLAH KATINDA BİR NUR İDİ” Hadisi 2- “HİLAFET” Hadisi 3- “VÂSİYET” Hadisi 4- “ASHABINDAN EN SEVDİĞİN KİMDİR?” Hadisi 5- “BÜTÜN PEYGAMBERLERİN VÂRİSİ VE VÂSİSİ VARDIR” 6-“BERAAT SÜRESİNİ OKUMA” Hadisi 7- “MÜNACAT” Hadisi 8- “MUBAHELE” Hadisi 9- “MENZELET” Hadisi 10- “YARIN BAYRAĞI ÖYLE BİR ERE VERECEĞİM Kİ” Hadisi 11- “İMÂNLA ŞİRKİM KARŞILAŞMASI” Hadisi 12- “ALİ’NİN KAPISININ DIŞINDAKİ KAPILARIN KAPATILMASI 13- “MUAHAT (KARDEŞLİK)” Hadisi 14- “ŞUPHESİZ ALİ BENDENDİR” Hadisi 15- “SENİNLE İSA’NIN BENZERLİĞİ VARDIR” Hadisi 16- “MÜMİNDEN BAŞKASI SENİ SEVMEZ” Hadisi 17- “ALİ KURAN’IN TEVİLİ VE ÇIKLAMASI İÇİN SAVAŞACAK” 18- “TAİR” Hadisi 19- “BEN İLMİN ŞEHRİYİM” Hadisi 20- “ALİ’YE EZİYYET EDEN PEYGAMBER’E EZİYYET ETMİŞTİR” Hadisi 21- “PEYGAMBERİN (S.A.A) ALİ’Yİ (A.S) EVLENDİRMESİ” 22- “OTUR EY TOPRAĞIN BABASI!” Hadisi 23- “PUTLARIN KIRILMASI VE GÜNEŞİN DÖNDÜRÜLMESİ” 24- “HAK, ALİ İLEDİR; ALİ, HAK İLE” Hadisi 25- “SAKALEYN” Hadisi 26- “KİSA” Hadisi 27- “KURTULUŞ” Hadisi 28- “ON İKİ HALİFE” Hadisi DİĞER BÂZI FÂZİLETLERİNİN ZİKRİ DOĞUMUYLA İLGİLİ FÂZİLETLERİ HZ. ALİ’NİN (A.S) NEFSİ FÂZİLETLERİ 1-İMÂNI: 2-İLMİ: İMAM ALİ (A.S) İLİMLERİN BABASIDIR KELÂM ve USUL İLMİ: ASTORONOMİ İLMİ: TEFSİR İLMİ: FESAHET (Güzel Konuşma) İLMİ: TARİKÂT İLMİ: SAHABE İMAM ALİ’YE (A.S) MÜRACAAT EDERDİ 3) GAYB HABERLERİ İMAM ALİ’NİN (A.S) CESARETİ İMAM ALİ (A.S) ZAHİTLİĞİ İMAM ALİ’NİN (A.S) KEREMİ VE CÖMERTLİĞİ 6-DUASININ KABULÜ, AHLAKININ GÜZELLİĞİ İKİNCİ BÖLÜM FİZİKSEL ÜSTÜNLÜKLERİ 1-İBÂDETTE ALİ (A.S): İMAM ALİ’NİN (A.S) SAVAŞLARDA Kİ CESARETİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: DİĞER FÂZİLETLERİ İMAM ALİ’NİN (A.S) DEĞERLİ HANIMLARI VE ÇOCUKLARI İMAM ALİ’NİN (A.S) SEVGİSİ VE ONU TAKİP ETMEK DÖRDÜNCÜ BÖLÜM İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ Abbasi hükümetinin başkenti Bağdat, H.656 yılında Moğollar tarafından ele geçirildi. Böylece Abbasiler tarih sayfasına karıştılar. Bunun en büyük darbesini de dolayısıyla, hilafeti, nübüvvet ve risaletin devamı olarak bilen Abbasilerin hizmetindeki alimler yedi. Bu alimler zahmetlerinin karşılığı olarak da, hilafet kapısının nimetlerinden yararlandılar. Abbasi halifeleri onları, Cuma imanlığı, hakimlik, siyasi mevkiler, tedris ve diğer hayati görevlere atadılar. Bu alimler, muhalifleri, hilafet kılıcıyla acımasızca susturmasını da bildiler. Muhalifleri tarafından ileri sürülen ve cevap veremedikleri konularda, hilafet mühürlü tekfir fetvalarını verdiler. Böylece de İslam’da her zaman özellikle de, Sevgili Peygamberimiz zamanında var olan, düşünce özgürlüğünü yok ederek, fikirlerin yeşerip gelişmesine neden olan, tartışma ve görüş alışverişi ortamını yok ettiler. Hakikat ehli alimler ise, hep bu imkanlardan ve görevlerden uzak tutuldu, baskı gördü. Kelâm, fıkıh, hadis ve diğer konulardaki inanç ve görüşlerini açıkça beyan etmelerine, ders vermelerine izin verilmedi. Bu alimlerin kitapları yakıldı, işkence gördüler, sürgüne yollandılar, zindanlara atıldılar ve öldürüldüler. Bütün bu cezaların altında da hilafet kapıcısı alimlerin fetva ve mühürleri vardı. Onlar hilafet, hilafet onları korudu durdu. Ama sonuçta ölüm fetvasını verenlere de, öldürenlere de “’âlim” deniliyordu ve denilmektedir. İşte böyle bir dönemde Yüce Allah, dünyanın bilinmeyen bir köşesinden Moğolları gönderdi. Ne acıdır ki, zalim Müslüman Abbasi hilafetinde gün görmeyen alimler, özellikle de Şiiler, Moğolların gelişiyle baskı ve zulümden kurtuldular ve onlara altın bir fırsat doğmuş oldu. Merhum Şehriyarın da dediği gibi: Gidip de şu kafire mi sığınsak, Şu dinsiz, imansız Müslüman elinden Rahat ve özgür bir ortam bulan Şiiler, artık kelâm ve diğer konularda, Ehl-i Sünnetle açıkça tartışmaya başladılar. Hatta bunların bazılarına Moğol kralının da katılması, toplantıların daha renkli ve görkemli olmasını sağlıyordu. Bu dönemde, Şia’nın dinamik görüşleri benimsenmeye, Resulullah’ın (s.a.a) Ehl-i Beyt’ine karşı sevgi ve mârifet çoğalmaya başladı. Bu, rahatça insanların görüşlerini beyan etme ortamı, asırlar boyu var olan Şia-Sünni ihtilaf ve kininin ortadan kalkmasına sebep oldu. Bu da o dönemdeki İslam toplumu için en iyi gelişmelerden biridir. Bu yüzden olacak ki o dönemde, Ehl-i Sünnet alimlerinden birçoğu, İmam Ali’nin (a.s) Nehcu’l-Belağa’sına şerh yazmışlar, Şia inançlarına yazdıkları ret ve itirazları bir kenara bırakmışlardır. Böyle bir ortamda, Moğol kralı Olcayto’nun Şia mezhebini seçmesine, şaşırmamak gerekir. Bu dönemde, Hille şehrinde kurulan medresenin önemi büyüktür. Bu medreseyi, daha sonra Cebel Amul, Kerbela, İsfahan, Horasan, Kum ve diğer yerlerde kurulan ilim merkezleri izlemiştir. Abbasilerin çöküşüyle Hille şehrindeki fakih, mütekellim, müfessir ve hadis alimleri çoğaldı. Hatta birbirleriyle konuşmaktan dahi çekinen Şia ve Sünni alimleri, Müslümanların hakim olduğu dönemde bulamadıkları rahat bir ortam buldular. Böyle bir ortamda, İslami konularda görüş alışverişinde bulunma cesareti kazandılar. Zira emir ve yetki, Müslümanların Sünnilik veya Şialığıyla fazla bir ilgisi olmayan, tabiri caizse; tam demokratik bir yönetim sergileyen, Moğolların elindeydi. Zaten Moğolların, İslam dinine karşı savaş açmaması, yok etmeye çalışmamaları, bu sözümüzü onaylamaktadır. Hatta, Moğollar kendilerinden Müslüman olanlara karşı da, hiçbir baskı uygulamamışlardır. Bir bakıyorsunuz putperestlikten dönüp Hıristiyan olmuşlar, daha sonra İslam diniyle tanışınca, taassupsuz mantıklı bularak, bu dini kabul etmişlerdir. Bazıları Hanifi mezhebini seçerken, bazıları Şafii, bazılarıysa Şia mezhebini kabullenmişlerdir. Buradan da, Moğolların İslam ülkelerine saldırmasının, sadece buralara askeri ve siyasi yönden hakim olmak istediklerinin yattığı anlaşılmaktadır. Tarih kaynakları, İlk Müslüman Moğol kralı olarak, Ahmet Tekodar’ı (H.681) göstermektedir. Daha sonraları başa geçen Türk hakanı, Sultan Mahmud Gazanhan (H.693) Şia idi. İslam dinini, devletin resmi dini olarak ilan etti. İslam dininin ve onun hükümlerinin yayılması için, büyük çabalar harcadı. Moğolların anayasası olan “Yasa”nın yerine İslam hükümlerini bıraktı ve put tapınaklarını yıktırdı. Ehl-i Beyt’e karşı büyük sevgisi vardı. Irak’taki Ehl-i Beyt türbelerini yaptırılmasında büyük çabalar harcamıştır. Onun şu sözü meşhurdur: “Ben sahabelerin hiçbirinin faziletini inkâr etmiyorum. Ama rüyamda iki kere, Resulullah’ı (s.a.a) gördüm. Onunla beraber her defasında Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyni gördüm.” Her zaman Horasanda İmam Rıza’yı (a.s) ve diğer imamların kabirlerini ziyaret eder ve seyitlere çok büyük saygı duyardı. Daha sonra onun yerine Sultan Olcayto (Hudabende) geçmiştir. Abbasiler döneminin aksine, böyle açık görüşlü kralların ve özgür ortamın sonucu olarak, mezhep taassubundan uzak, Allame Hilli’nin derslerine katılan birçok Ehl-i Sünnet alimlerini ve onların Allameyi öven sözlerini görmek mümkündür. Aynı şekilde, Hace Nasruddin Tusi’nin de Ehl-i Sünnetin ileri gelen birçok alimine, üstatlık yaptığını görüyoruz. Nasruddin Tusi’nin önemli hizmetlerinden biri de, İslam-i kitapların yakılmaması konusunda, Moğol kralı Hulagu’nun onayını almasıdır. Bunu yaparken de, Şia-Sünni ayrımı yapmamıştır. Doktor Yahya Haşşab “eş-Şergi’l-İslami fi Ahdi İlhaniyye” kitabında bunu açıkça itiraf etmiştir. Bu durum, Şehid-i Evvel (Muhammed b. Cemaleddin Mekki el-Amuli H.787) döneminde devam etmiştir. Şehid-i Evvel, İbn-i el-Hazin’e yazdığı icazette şöyle diyor: “Ben, Ehl-i Sünnet’in Mekke, Medine, Bağdat, Mısır, Şam, Beytu’l-Mukaddes ve Mekan’ı-Halil’de bulunan, kırk tane alimlerinden rivayet naklettim.” (Mukaddime-i el-Lüme ed-Dimeşkiyye, c.1, s.76) Bu gidişat, Şehid-i Sani’nin (Ali b. Ahmed el-Cabi el-Amuli H.966) zamanında da devam etmiştir. Şam ve Mısırdaki bir kısım Şafii, Hanbeli ve Maliki mezhebinin ileri gelenleri, Şehid’in (r.a) kendi sahihlerindeki rivayetleri nakletmesine ve fıkh-i eserlerinden istifade etmesine izin vermişlerdir. (Mukaddime-i el-Lüme ed-Dimeşkiyye, c.1, s.169) Ama maalesef bu gidişat Şehid-i Sani’nin şahadetinden sonra (H.966) da kesilmiş, tarih sayfalarında kalmıştır. İşte böyle bir ortamda,İmam Cemaluddin Ebu Mansur Hasan b. Yusuf b. Ali b. Muhammed b. Mutahhar Hilli, Hicri 648 de, Ramazan ayının 27. Cuma gecesi, Irak’ın Hille şehrinde dünyaya geldi. Babası, büyük bilginlerden fakih, muhakkik ve müderris, Sediduddin Yusuf b. Mutahhar’dır. Asıl ismi Hasan, künyesi Ebu Mansur olmakla beraber, diğer bir künyeyle (İbn-i Mutahhar) meşhurdur. En meşhur lakabı, Allame’dir. Mütekellimler ve tarihçilerin yanında, meşhur olan lakabı ise Cemaluddin’dir. Künyesiyle beraber (Cemaluddin b. Mutahhar.) olarak denilir. Allame; Arap edebiyatı, fıkıh, usul, hadis, kelâm ve diğer İslam-i ilimleri babasının ve Muhakkik Hilli olarak tanınan, “Şerai-i İslam” kitabı yazarı, dayısı Şeyh Necubuddin Cafer’in yanında okudu. Daha çocuk yaşta bütün bu ilimleri tamamlayarak, büyük üstatlardan ders almaya başladı. Felsefeyi, İbn-i Sina’nın “eş-Şifa” kitabını ve heyet ilmini, o dönemin büyük filozofu, Hace Nasruddin Tusi’nin yanında tamamladı. Akli ilimlerde diğer bir üstadı; Şemsuddin Muhammed b. Muhammed Keşşi Şafii’dir. Çoğu zamanlar, öğrencisi olan Allame Hilli’nin soruları karşısında aciz kaldığını, kendiside ikrâr etmiştir. Meysem b. Ali b. Meysem Behrani diğer bir üstadıdır. Mantık dalındaki dakik eserlerden bir olan “Şerh-i Keşfu’l-Esrar en Gevamizi’l-Efkar” kitabını, Necmuddin Ali b. Kazvini (Debiran Kazvini)’nin yanında okudu. Seyyid Ali b. Tavus ve Seyyid Ahmed b. Tavus diğer meşhur üstatlarıdır. Allame kendi kitaplarında, babasının görüşlerini de nakletmiştir. Değerli babası hakkında şu tarihi olay nakledilir: Moğol kralı Holagu’nun Bağdat’ı kuşatma haberi diğer şehirlere yayılınca, Hille halkı da şehri terk ederek, vadilere çekildiler. Şehirde az bir gurup kaldı. Allame’nin babası Saduddin Yusuf b. Mutahhar da şehirde kalanlardandı. Moğol imparatoru, elçilerini göndererek, şehrin ileri gelenlerini huzuruna istedi. Onun ne yapacağını bilmediğinden, gitmekten korktular. Saduddin gelen elçilere “Sadece ben gelirsem yeterli midir?” deyince, evet dediler. Allamenin babası, onlarla beraber kralın huzuruna gitti. (Bu olay Bağdat’ın alınmasından öncedir) Şah ona: -İşin sonunun ne olacağını bilmeden niçin geldin? Canının amanda olduğunu nereden biliyorsun? Deyince Saduddin şöyle cevap verdi: “Tereddüt etmeden geldim. Zira İmamımız Ali b. Ebu Talib’den (a.s) naklettiğimiz “Zevra” hutbesinde o Hazret şöyle buyuruyor: ‘Zevra! Siz Zevra'nın ne olduğunu nereden bileceksiniz? Orası zengin ve güçlü bir yerdir. Orada büyük binalar dikilmiştir. Sakinleri pek de boldur. Büyük su hazneleri vardır. Abbas oğulları orayı, daha iyi bir yaşam için vatan edinirler. Onların ayyaşlık ve gayri meşru işler yaptıkları evleri vardır. Orada hem zulüm ve zalim hem de korku ve korkutan vardır. Önderleri sapık, yöneticileri fâsık, vezirleri haindir. Herkesin hüzünlü olduğu, gözyaşlarının dinmediği, keder ve acının olduğu bir dönemde, onlar çıkagelirler. Küçük (çekik) gözlüdürler. Benzersiz ve çekici bir yüzleri vardır. Elbiseleri demirden öfkeli süvariler... Yüksek sesli, amansızca saldıran, bir kralları vardır. Hiçbir şehri fethetmeden geçmez. Onlara karşı açılan bayraklar, toprağa düşerler. Vay onlara düşman olanın haline, sonunda zafere ulaşır, muzaffer olurlar.” Sonra Saduddin şöyle devam etti: “Bu sıfatları sizde buldum. Bizi hoşgörüyle karşılayacağınızı ümit ederek geldim.” Saduddin’in bu fasih ve akıl dolu sözleri hedefine ulaştı. Bu sözleri çok beğenen Holagu, onun adına yazılı bir ferman vererek, Hille ve etrafının amanda olduklarını bildirdi. Allamenin babasının cesaret ve hürmetine Hille, Küfe, Meşhed Moğol talanından korunmuş oldu. Öte taraftan büyük Moğol imparatoru Sultan Gazanhân H.703 de İran’ın başşehri Tebriz’de öldü. Yerine kardeşi Olcayto geçti. H.716 da vefat edinceye kadarda Moğol devletinin başında idi. Annesi Karaiyet, Hıristiyan olduğundan onu bir Hıristiyan gibi yetiştirdi. Olcayto annesi ölünceye kadar Hıristiyan idi. Daha sonra Müslüman bir kadınla evlenince, o dönemde etkin olan Hanifi alimleri vesilesiyle, Hanifi mezhebini kabul ederek, Hıristiyanlığı tek etti. Olcayto felsefe, kelâm ve diğer ilimlere olan büyük alakasından dolayı, İran’a hüküm süren Moğol hanedanının büyük ve tanınan düşünürlerindendir. Düşünce özgürlüğüne olan saygısı, semâvi dinler ve mezhepler konusundaki kitapları mütalaa etmeğe olan düşkünlüğüyle meşhurdur. münazara ve karşılıklı tartışmaya çok alakasının olması onun Hıristiyanlığı terk ederek İslam dinini kabul etmesindeki en büyük etkendir. Huda Bende, sarayın kapılarını dört mezhebin âlim ve bilginlerine açarak onlarla sabahlara kadar süren tartışmalar yapıyordu. Birçok âkide, kelâm, felsefe ve fıkıh konularında onlarla konuşarak müzakere ediyordu. O İslam dininin, yaşamın bütün zorluklarını çok dakik olarak hikmetle çözdüğüne inanıyordu. Bu sebepten yeni ortaya çıkan olaylarda ve halledilmeyen konularda fâkihlerden, Şeriat’ın kesin hükümlerine dayanarak halletmelerini istiyordu. Dört mezhepten hiçbiri konusunda taassubu olmadığından düşünce ve akide özgürlüğüne inanırdı. Kendisi Hanefi mezhebini izlemesine rağmen veziri “Hace Rasuddin Fadlullah” Şafii mezhebinin büyüklerinden ve bilginlerinden biri idi. Olcayto, Hanifi mezhebini kabul edince, Hanifi alimlerinin diğer mezheplere baskı kurmaya çalıştığını görünce, dengeyi sağlamak için, Şafii mezhebinin büyüklerinden olan Hacı Nizamuddin Abdulmelik Meragi’yi, “gazi-i Guzat” tayin ederek, bütün Moğol topraklarında din işleri sorumlusu yaptı. Elbette onun bu hareketi, yine tahmin ettiği dengeyi sağlamayacak, o dönemdeki Ehl-i Sünnet alimleri arasındaki kavgayı ortadan kaldıramayacaktı. Daha sonraları, H.707 de Hanifi mezhebinin taassuplu alimlerinden, İbn-i Sadr Cihan, Buharadan gelerek bu kargaşaya yeni bir boyut kazandıracaktır. Onunla, Şafii olan Gazi-i Guzat arasındaki tartışmalar, birbirlerini tekfir edecek kadar büyüyecektir. Bu iki mezhep büyüyü arasındaki ağır eleştirileri, o dönemin Moğol komutanları ve halk arasındaki olumsuz etkileri tarih kaynaklarında nakledilmiştir. Böyle bir ortamda Olcayto’nun maruz kaldığı bir sorun bu ihtilafı ateşledi. Ahlaki konulara çok önem verdiğinden, kendi şahsına ait ama toplumsal boyutu olan, sorunlardan birine fıkhı cevap ararken hayrete düştü. Kendi hanımını Hanefi mezhebi esasına göre, bir mecliste üç kere talak verdi (boşadı). Ehli Sünnetin alim ve fâkihlerini meşveret etmek için topladığında, hepsinin boşanmanın sabit olduğunda görüş birliği içerisinde olduklarını gördü. Sultanın, hanımını ancak başka bir erkekle evlenip daha sonrada onun isteğiyle ondan boşandıktan ve idde bekledikten sonra, oda kadın razı olduğu taktirde, onu yeniden alabileceği konusunda, ortak fetva verdiler. Bu acı gerçek şahın, hanımının, çocukların, aile fertlerinin ve devlet erkanlarının hepsinin âtife ve duygularında çok kötü bir etki bıraktı. Alimlerden bir kısım bazı fıkhı görüşlerden yararlanarak bu sorunu çözmeğe telaş ettiyseler de bu görüşün muhalifi olanlar, güçlü fıkhı delillerle onu reddettiler. Böylece, Ehl-i Sünnet alimleri bu konuda ikiye bölündüler. Dört mezhebin fâkihleri arasındaki ihtilaf, şahın sarayından milletin arasına, cadde ve sokaklara taşarak dini medreselerin bahis ve tartışma konusu oldu. Bu ihtilaf yavaş yavaş, öyle bir şekilde çoğaldı ki, hatta İran toplumu arasında fitneler, ayaklanmalar, fikri değişiklikler ve kanlı iç savaşlara yol açacak kadar büyüdü. Bu, zaten şaşırmış olan şahı tamamen hayrette bıraktı. Bu yüzden, doğru görüşü seçmekte aciz kaldı. Bu tartışmalardan çok rahatsız olan Olcayto, Getelefşah’a yazdığı bir mektupta şöyle diyor: “Babalarımızın dini olan Cengizlerin “Yasa’sını” terk ederek İslam dinini kabul ettik. Ama bu dinin mütedeyyinlerinin de çok büyük ihtilafta olduğunu görüyorum.” Bu fitne, özellikle Moğol ordusunun büyük komutanlarından bazılarının mürtet olmalarına ve Hıristiyanlığa geri dönüp, İslam bilginlerini tahkir etmelerine sebep olunca İslam’ın İran’da ki geleceğini ciddi bir şekilde tehdit etmeğe başladı. Halk arasında “Huda Bende’nin” Moğol’un büyük reisine mektup yazarak olayı uzunca ona anlattığı, vicdanını Allah’ın karşısında ikna edecek ve ailesinin sevincine yol açacak, doğru bir çözüm yolu bulmadığı taktirde, konuyu Hıristiyanlığa, veya Cengiz Yasa’sına dönerek esasi olarak halledeceğine söz verdiği yayıldı. Bu şayianın yayılmasıyla fitne daha da çoğalıp büyüdü. Elimize ulaşan kaynakların bazıları, Olcaytoya bu sorunların çözümü için öneri getiren ilk şahsın, Olcayto’nun komutanlarından Şii mezhep “Teymutaz” olduğunu yazarlar. Teymutaz “Gazanhan kendi zamanında en akıllı ve mükemmel insandı. Böyle mükemmel bir insan, Şia mezhebini kabullendi. Onun halifesinin de bu mezhebi seçerek sorunlara cevap araması daha uygun olmaz mı? Ehl-i Beyt evde olana diğerlerinden daha vakıftır.” teklifine, önceleri “Beni Rafizi mi Yapmak istiyorsun?” diye tepki göstermişse de, daha sonraları Teymutaz’la yaptığı uzun konuşmalardan sonra, Ehl-i Beyt mektebini daha mantıklı bularak, Şia mektebine olan alakası artmıştır. Ehli Beyt mektebini daha iyi anlamak ve doğru değerlendirme yapmak için, o dönemin büyük alimlerinden olan Hille şehrindeki, Allame Hilli’den kendisine bir kitap yazmasını istemiştir. Allame de şu anda elinizde bulunan kitabı yazmış, daha sonra Olcayto’nun daveti üzerine, Moğol’un başkentine geldiğinde, bu kitabı Olcaytoya takdim etmiştir. Bazı kaynaklarda ise; Allame bu kitabı, Olcayto ile yaptığı görüşmeden sonra Olcayto, Allame’den kendisine beş mezhebin bütün temel ihtilaflarını içeren bir kitap yazmasını, daha sonrada doğru olanı delilleri ile açıklamasını istemiştir. Allame ise, şahın isteğine olumlu cevap vererek, birkaç günden sonra, şu anda elinizde bulunan kitabı tamamlatıp ona takdim etmiştir. Ayrıca diğer bir rivayete göre; bu haber Kum kentindeki Şii alimler kanalıyla, Iraktaki Şiilerin büyük mercii olan Allame Hilli’ye ulaştı. Onlar, İran’da İslam’ın Moğol bilginleri ve onların arkasındaki Hıristiyanların, müjdeci hareketleri tarafından tehdit edildiğini ilettiler. Allameyi, şahın ailesi, müşavirleri, vezirleri, ve devlet erkanları arasında olan ihtilaftan haberdar ettiler. Ehl-i Sünnet’in dört mezhebi arasındaki mezhebi anlatarak ederek, toplumsal ve fıkhı konulardaki ihtilafın son halkalarını Allamenin hizmetine sundular. Rivâyete göre Allame onları dinlerken, gözlerinden inci taneleri gibi yaşlar boşanıp yüzünü ıslatıyordu. Böyle karışıklık ve fitne ortamında Allame Hilli’nin İran’ın başşehrine yaptığı yolculuğun, fitnenin ortadan kalkmasında ve İranlıların Ehl-i Beyt mektebine yönelişlerinde büyük rolü vardır. Zaten tarihçiler, hicri dokuzuncu asrın sonlarına kadar, İranlıların Ehli Sünnetin dört mezhebini izlediklerinde görüş birliğine varmışlardır. Daha sonraları Sefeviler döneminde ise, İran halkının çoğu Şiâ mezhebini kabullendiler. Bu fikri değişimde Allame’nin rolü şüphesiz çok büyüktür. Sonunda Allame Hilli, doğrudan olaya el atmaya karar verdi. Bağdat’ta ki Moğol valisine haber göndererek, en kısa zamanda şaha kendisinin Moğol’un İran’da ki başşehrine gelme haberini iletmesini istedi. Raşiddin Fadlullah Şafii, Bağdat valisi tarafından gönderilen habercinin Allame tarafından şaha, Allamenin İran’a geliş haberini veren bir mektup getirdiğini ve şaha olaya sabır ve hikmetle bakmasını tavsiye ettiğini duyunca, ihtilafı bir kenara bırakarak, doğrudan dört mezhebin fâkih ve bilginleriyle irtibata geçti. Onları ilmi bakımdan, kendi deyimleriyle Rafızilerin mercii ve müçtehidi ile karşılaşmak için, hazırlanmaya teşvik etti. Bu tedbirle Reşuddin, Sünni alimlerini kararlaştırılan vakitte Allameyi karşılamak için, saraya davet etti. Özellikle bunların başında; İmam Meragi, Kutbuddin Şirazi, Hace Ömer Katibi Kazvini, Şeyh Ahmet bin Kişi, Fazil Seyit Raşuddin Haşimi Musuli, Kazi Nasruddin Beyzavi, Kazi Azuddin İci, Şeyh Muhammed b. Muh. Amuli, movli Bahruddin Şuşteri, Movli Azuddin İçi, seyit Burhaneddin İberi, gibi o zamanda Ehli Sünnetin ileri gelen ve en büyük şahsiyetlerinin huzuru vardı. Allame Hilli (r.a) kervanla İran topraklarına girdi. Bu kervan, başkaları tarafından zarar görmemesi, kötü bir harekete maruz kalmamaları için Bağdat valisinin emriyle büyük bir emniyet koruması ve Moğol devletinin bayrağıyla donatılmıştı. Allame Hilli (r.a) henüz meclise gelmeden şahın veziri, tatbiki bahsin konularını yöntem ve zaman bakımından belirlenmesi, yönündeki isteklerini beyan etti. Allame meclise girer girmez konuşmayı başlattı. Başlangıçta şaha ve mecliste bulunanlara dokunacak bir şaka yaptı. Allamenin hedefi tartışmacıları ortaya çıkarmak olduğundan, önceden bu mizaha yapılabilecek eleştiri ve tenkitlere karşı, Kuran’dan ve sünnetten cevap hazırlamıştı. Bu şaka, Allamenin yerini mecliste bulunanların kalbinde açtı. Allameden duydukları sevinç ve hoşnutluklarını son haddine ulaştırdı. Daha sonra, söz konusu fitneye yol açan ihtilafı açıklamaya ve anlatmaya başladı. Allamenin bu ihtilafların her birine verdiği cevap, muhkem ve üstün olan Şiâ mezhebinin görüşleri ve İmam Meragi’nin Allamenin delillerinin kuvvetini kabullenerek itirafı, mecliste bulunanların şaşkınlığına yol açtı. Allame Ehl-i Beyti (a.s) ve onların fıkhı görüşlerini kendi kitapları “Sihah-ı Sitte’den (Ehli Sünnetin altı temel kaynağı) delil getirerek açıkladı. Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim, Müsned-i Ahmed’den, Muvatta-i Mâlik'ten getirdiği rivâyetlerle Ehli Sünnet'in dört mezhebinin görüşlerini batıl etti. Eğer birisi delil kabul etmekten kaçınmaya çalışır, Kuranın açık ayetlerini tevil eder gerçekçiliği bırakıp münakaşaya yönelirse, Allame açık olan delillerle ona cevap veriyordu. Mantıki delillerle ve kelimenin Arap edebiyatındaki manasını açıklayarak onunla bahsediyordu. Böylece herkes ona katılıp onun açık ve güçlü delillerinin doğruluğunu kabulleniyorlardı. Son toplantının bitişinde Allame, şaha yaptıklarından dolayı teşekkür etmek için fasih bir hutbe okudu. Yüce Allah’a hamd ve senadan sonra Peygamber ve Ehl-i Beytine selam gönderdi. Konuşmanın sonunda Ehli Sünnetin büyük alimlerinden olan seyit Musuli Haşimi, Allame Hilli’ye itiraz ederek:-Peygamberden (s.a.a) başkasına selam göndermenin câz olduğuna ne delilin var ki, Ehl-i Beyti (a.s) Peygambere selam gönderirken zikrettin? diye sorunca, Allame şöyle cevap verdi: -Bizim delilimiz Allah’u Teala’nın, Bakara/57 ve 156'da buyurduğu ayetlerdir.Seyit Musuli; -Peygamberle beraber selamı hak etmek için Ali ve evlatlarının (a.s) duçar olduğu musibet nedir ki? diye sorunca, Allame onların meşhur musibetlerini açıkladıktan sonra, seyit Musuli Haşimi’ye dönerek ekledi: - “Senin gibi bir seyit, onların evlatlarından olmana rağmen, üstünlüğe layık olmayan kimseleri, onlardan üstün tutmandan, daha büyük musibet olabilir mi?” Mecliste olanlar güldüler, seyitte utandı. Sonra Allame, onların kalplerini kıracak bir şey yapması halinde özür dileyerek, delilden öteye geçmediğini eğer bazılarına ağır geldiyse kendi şahsından değil delilden dolayı olduğunu da hatırlattı. Bu münazaranın yankıları Şiraz, İsfahan, Kabol, Samerkand, Buhara, Balh ve Ehl-i Sünnet’in yaşadığı diğer meşhur ilim havzaları bulunan şehirlerinde, özellikle Kafkas’ta yayıldı. Ehl-i Sünnet’ten birçok bilginler Allame Hilli ile münazara için yanına geldiler. Bu söz Allame’nin hemen Irak’a dönmeyip orada bir müddet kaldığı, şahında Allame’nin hizmetine seyyar bir medrese ve kütüphane bıraktığı görüşünü tasdik etmektedir. Araştırmacıların, İranlıların asırlar boyu izledikleri, Ehli Sünnetin dört mezhebini terk edip, genelinin bu müddet zarfında erkekleriyle, kılıçlarıyla, kalemleriyle aleyhinde savaştıkları, Şiâ mezhebine yönelmelerinin gerçek sebeplerini örtbas etmeye çalışmaları olayın önemini göstermektedir.[1] Ehli Sünnetin önder ve alimlerinin çoğu İranlı, bunun karşısında Ehl-i Beyt imamlarının (as.) hepsi Arap’tan özelliklede, Kureyş’ten olmasına rağmen, İranlıların Şiâ mezhebine yönelmeleri çok önemli bir olaydır. Soru, böyle inançsal bir değişimin, nasıl mümkün olabileceğidir? Psikologlar, sosyologlar ve uzmanlar, beşeriyet tarihindeki en zor toplumsal değişimin inanç değişimi olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Özellikle, eğer bir inanç, bir toplumda köklü ise ve asırlar boyu bir topluma hakim olmuşsa, bunun değişimi çok daha zor olacaktır. Her halükârda bu münazara, o tarihteki Müslümanların tefekkür ve mezhebi inançlarında, büyük bir değişime sebep oldu. Şah “Nehc-ul Hak ve Keşf-us Sıdk” kitabı eline geçmeden önce, Şiâ mezhebini kabul ettiğini duyurdu. Ayrıca Allah Resulünün (s.a.a) on iki Ehl-i Beyt imamlarının (a.s) isimlerinin, o dönemde İran’ın yaygın parası olan altın sikkelerinin üzerine basılmasını emretti. Şah Olcayto Hudabende, mezhebi taassubu olmadığı, düşünce ve inanç özgürlüğüne duyduğu saygıdan dolayı, Şiâ mezhebini kabul etmeleri için, asla aile fertlerine baskı yapmamıştır. Böylece Allame Hilli ilim, iman, kalp kuvveti, sabır ve dirayetle Yüce Allah’a tevessül ederek, İslam’ı bu büyük fitnenin tehlikesinden korumayı başardı. Münazara ortamında, çeşitli mezheplere mensup bilginlerin arasında fikir ve inancın yayılmasıyla ve güçlü delilleri sebebiyle Şiâ mezhebi 3 asırlık zaman zarfında yavaş yavaş İran’da yayıldı. Sefevi hükümdarı şah İsmail onuncu asrın başlarında iş başına geldiğinde, İran’ın toplumsal, siyasi, ve dini ortamını hazır görünce Şiâ mezhebini, devletin resmi mezhebi olarak duyurdu. Bu halkın Şiâ mezhebine yönelmelerindeki gecikme, Ehl-i Beyt mektebinin nurunu görmeği ve onun hakikatini tanımayı engelleyen bulutlar, hakiki engellerin çokluğunu ve şiddetini göstermektedir. Dil, coğrafya, kavim ve medeniyet engellerinden öteye, en tehlikeli engellerden sayılan mezhebi ve siyasi engelleri incelemek gerekir. Söz konusu engeller incelendiğinde ve aşıldığında tarih sayfalarında gizli kalan gerçekleri, bu gerçekleri kabul edenlere yapılan zulümleri daha iyi görmek mümkün olacaktır. Bunu detaylı olarak bu kitapta ele almamız mümkün olmadığı için bu kadarıyla yetiniyoruz. Ehl-i Beyt mektebine amansız saldırıların olduğu bir dönemde, Ehl-i Beyt’i yaşamlarının her boyutunda, kendilerine örnek alan inançlı insanların, bin bir hakaret, yalan ve iftiralara maruz kaldığı ve her gün bu konuda değişik kitapların yazıldığı bir ortamda, bu kitabı tercüme etmeği vazife bildik. Yüce Allah’ın mukaddes kitabında lanetlediği “Hakkı gizleyenlerin” safında yer almamak için, 21. asrın hür düşünen insanına takdim ediyoruz... Rahmi ONURŞAN (Rahmani) ALLAME’NİN DEĞİŞİK DALLARDAKİ ESERLERİNDEN BİR KISMI FIKIH DALINDAKİ ESERLERİ: 1-Monteha’l-Metleb Fi Tahkiki’l-Mezheb: Allame “el-Hulasa” kitabında şöyle der: “Bu kitapta, bütün mezheplerin fıkıh konusundaki görüşlerini naklederek, kendi inancımızın doğruluğunu delilleriyle ispat ettik. İnşallah (H.693) Rebueelevvel ayına kadar, yedinci cildini tamamlamış oluruz.” 2-Talhisu’l-Meram Fi Marifeti’l-Ahkâm: Fıkıh kurallarını ve dakik hükümleri ele aldığı bir kitabıdır. Allame’nin bu kitabına, birçok şerhler yazılmıştır. 3-Gayetu’l-Ahkâm Fi Tashih-i Talhisi’l-Meram: “Telhisu’l-Meram”ın şerhidir. Şerh-i İrşad’da ondan birçok nakiller yapılmıştır. 4-Tahriru’l-Ahkâm eş-Şeriyye A’la Mezhebi’l-İmamiyye: Fıkıh konularını kâmil olarak ele alan bir kitaptır. Allame bu kitabını ibadet, muamele, itikât ve ahkâm olarak, dört bölümde toplamıştır. 5-Muhtelefu’ş-Şia Fi Ahkâmi’s-ş-Şer’iyye: Bu kitapta kendi alimlerimizin görüş farklılıklarını ve kabul ettikleri görüşleri, tek-tek sıralamıştır. İki ciltte toplamıştır. Bu kitaba birçok şerh ve açıklamalar yazılmıştır. Şehidi Sani, bu kitabın Allame’nin son eseri olduğunu söyler. Şeyh Zeynuddin, bu kitabın özetini “Menhelu’l-Fellah” ta toplamıştır. 6-Tebsiretu’l-Mutaallimin Fi Ahkâmi’d-Din: Bu kitap, önemli fıkıh kaynaklarından biridir. Bu kitap, bütün fıkıh dallarını içeren en önemli fıkıh kitabıdır. Taharetten diye hükümlerine kadar, bütün konulardaki fetvaları yazmıştır. Bu yüzden bu kitaba, yazıldığı günden itibaren, birçok şerh, taligat yazılmış, ders ve münazara kitabı olarak okutulmuştur. Ez-Zaria’da, bu kitaba otuz tane şerh ve taligat yazıldığını nakleder. Son şerhi ise, Muhammed Kazım Tusi yazmıştır. 7-el-Minhac Fi Menasiki’l-Hac. 8-Tezkiretu’l-Fukaha: Allame’nin kendisi, kitabın mukaddimesinde şöyle der: “Bu kitapta, alimlerin fetvalarını kısaca zikretmeye çalıştık. Fakihlerin düşüncelerini, doğru yol ve delille, en açık şekilde beyan ettik. Bu, inancını ilahi vahiyden ve Ehl-i Beyt’ten alan, kıyas yöntemine ve halkın içtihadına dayanmayan, Şia’nın yoludur. Aynı şekilde, fıkh-ı mukarin konusunda da önemli bir eserdir. 9-Menasiku’l-Hac: Haccın farzlarını ve rükunlarını anlatan bir kitaptır. 10-İrşadu’l-Ezhan Fi Ahkâmi’l-Kuran: Bütün fıkıh konularını içeren önemli bir kaynaktır. Kırka yakın şerh yazılmıştır. Bunlardan birini oğlu Fahru’l-Muhakkikin yazmıştır. Mukades Erdebili ve Şehid-i Sani de bu kitaba şerh yazmışlardır. 11-Medariku’l-Ahkâm. 12-Kavaidu’l-Ahkâm Fi marifeti’l-Helal ve’l-Heram: Fıkıh dalında, meşhur kitaplardan biridir. Bu kitaba fakihler çok önem vermişler, şerhler, haşiyeler yazmışlar, medreselerde ders kitabı olarak okutmuşlardır. Oğlu Fahruddin, dört ciltte “İzahu’l-Fevaid”i bu kitaba şerh yazmıştır. Ayrıca muhakkik Kereki, Fazil İsfahani, Seyyid Amuli, de bu kitaba şerhler yazmışlardır. Ünlü İngiliz yazarı Edweard “Tarih-i Edebiyatı İran” kitabında şöyle der: “Şah İsmail Sefevi, İran’da İş başına geldikten ve Caferi mezhebini resmi mezhep ilan ettikten sonra, “Hayye Ala Hayri’l-Amel” cümlesinin, ezanlarda denilmesini emretti. Caferi mezhebinin kanunlarının, açıkça bilinmesi için, Gazi Nasruddin Zeytuni kitaplığından, Allame Hilli’nin “el-Gevaid” kitabını çıkararak, ülkenin resmi kanunlarını bu kitaba göre belirlenmesini emretmiştir. 13-Nihayetu’l-İhkam Fi Marifeti’l-Ahkâm. 14-Sebilu’l-Ezhan İla Ahkâmi’l-İman: ez-Zeria kitabında, İbn-i Hatun Amuli’nin icazetiyle nakletmiştir. 15-Tesliku’l-Efham Fi Marifeti’l-Ahkâm: el-Hulasada bazı nüshaları nakledilmiştir. 16-Tengih-i Gevaidi’d-Din el-Mehuze en A’li Yasin: Meslekler konusunda yazmıştır. 17-Cevabu’l-Mesaili’l-Mihnaiyyeti’l-Evla: Seyit Caferi Abduli Huseyni Medeni’nin sorularına, cevaben yazdığı kitaptır. Kitaptan Seyidin Hille şehrinde, Allame’nin evinde bazı konuları matrah ettiği (H.717) anlaşılmaktadır. 18-Haşiyetu’l-Talhis: Talhisu’l-Meram’ın şerhidir. 19-el-Mutemid Fi’l-Fıkh: Meşhur olmamakla birlikte önemli eserlerden biridir. Ez-Zeriada, kitap hakkında geniş bilgi verilmiştir. HADİS İLMİNDEKİ ESERLERİ: 1-İstigsau’l-İ’tibar Fi tahkik-i Meanii’l-Ahbar: Allame’nin (r.a) kendisi, kitap hakkında şöyle der: “Bu kitapta, bize ulaşan bütün hadisleri yazdık. Her hadisin doğruluk ve sıhhat derecesinde bahsettik.” 2-Mesbihu’l-Envar Fi Cem-i Cemii’l-Ahbar: Kendisi şöyle der: “Bu kitapta, alimlerimizin naklettiği hadisleri zikrettik. Her birini kendisine ait olan bölümde getirdik. İlk önce Hz. Peygamberden (s.a.a), sonra İmam Ali’den (a.s) ve sırasıyla diğer imamlardan (a.s) nakletmek suretiyle düzene soktuk.” 3-ed-Durr ve’l-Mercan Fi Ehasisi’s-Sihah ve’l-Hisan: On cüzden oluşmuştur. 4-Nahcu’l-Vezzan Fi Ehadisi’s-Sihah. 5-ed-Ediyyetu’l-Fahire el-Mengule Eni’l-Eimmeti’t-Tahire: Dört bölümden oluşmuştur. 6-Minhacu’s-Selah Fi İhtisari’l-Misbah: On cüzden oluşmuştur. Usul-u din hakkında, bütün mükelleflerin bilmeleri gereken konuları içeren “Hadiye Aşere” bölümünü sonradan eklemiştir. 7-Camiu’l-Ehbar: Allame bu kitabını “el-Muhtelef” kitabından önce yazmıştır. 8-Cevahiru’l-Metalim Fi Fezail-i Emiri’l-Muminin Ali B. Ebi Talib: Emiru’l-Müminin İmam Ali’nin (a.s) faziletleri hakkında yazılan nefis bir eserdir. 9-Keşfu’l-Yakin Fi Fedail-i Emiri’l-Muminin: İmamAli’nin (a.s) faziletlerini içeren rivayetlerin toplandığı kitaptır. KELÂM İLMİNDEKİ ESERLERİ: 1-et-Tenasub Beyne’l-Eş’eriyye ve’l-Firegi’s-Safsatiyye: Eşaire hakkında yazdığı bir eseridir. 2-Motehu’l-Vusul ila İlmeyi’l-Kelâm ve’l-Usul: İki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım kelâm ikinci kısım usul hakkındadır. 3-Minhacu’l-Yakin Fi Usulu’d-Din: Şeyh Kamaluddin Abdurrahman Allame’nin bu eserine “Atayig el-İzah ve’t-Tebyin” adında şerh yazmıştır. 4-Keşfu’l-Murad Fi Şerh-i Tecridi’l-İ’tikaf: Büyük filozofHacı Nasruddin Tusi’nin büyük eseri “et-Tecrid” kitabına yazılan ilk şerhtir. 5-Envaru’l-Melakut fi Şerh-i Fessi’l-Yakut: Ebu İshak İbrahim Nubahti’nin, Fessu’l-Yakut kitabının şerhidir. 6-Nezmu’l-Berahin fi Usulu’d-Din: Yedi bölüme ayrılmıştır: Marifet, Hudus, Sani, Adalet, Akl-i İyi ve kötü, nübüvvet, imamet, miad. 7-Mearici’l-Fehm Fi Şerhi’n-Nazm: Nazmi’l-Berahin kitabının şerhidir. Bir nüshası, Horasan’da Meşhed kütüphanesinde mevcuttur. Diğer bir nüshasıysa, Mısırda Hadaviyye mektebindedir. 8-Ebhasu’l-Mufide Fi Tahsili’l-Akide: Şeyh Nasır b. İbrahim (ö. H.853) ve Hadi Sebzivari bu kitaba şerh yazmışlardır. 9-Keşfu’l-Fevaid Fi Şerh-i Gevaidi’l-Ahkâm: Büyük filozof Hace Nasruddin Tusinin “Kavaidu’l-Akaid” kitabına yazılan şerhidir. 10-Maksadu’l-Vasilin Fi Marifet-i Usulu’d-Din. 11-Nehcu’l-Musterşidin fi Usulu’d-Din: Allame’nin yeğeni Nezmuddin Amidi bu kitaba şerh yazmıştır. 12-Menahicu’l-Hidaye ve Mearicu’l-Diraye. 13-Nahcu’l-Hak ve Keşfu’s-Sıdk: Şu anda elinizde bulunan kitaptır. Sultan Olcayto Hudabend’in isteği üzere yazdığı kitaptır. 14-Minhacu’l-Kerame Fi Marifeti’l-İmame: Altı fasıldan oluşmuştur. Ehl-i Sünnet, Allame’nin bu kitabındaki dakik tespitlerinden dolayı bu esere cevap niteliğinde birçok kitap yazmak zorunda kalmışlardır. 15-İstiksau’n-Nazar Fi’l-Kaza ve’l-Kader: Sultan Hudabende’nin isteği üzere yazmıştır. Son dönemlerde Necef’te basımı yapılmıştır. 16-er-Risaletu’s-Sadiyye fi Usulu’d-Din ve Furuihi: Vezir Saduddin Savcı için yazmıştır. 17-el-Elfeyn: Oğlu Fahruddin’in isteği üzere yazmıştır. Ama kitabı tamamlayamamıştır. Bu kitapta, Emiru’l-Muminin İmam Ali’nin (a.s) imametine, Kuran ve Sünnetten bin delil ve bin delilde muhaliflerin şüphelerinin batıllığına getirmiştir. Ama Allame’nin ömrü kitabı tamamlamak için yeterli olmamıştır. 18-Tesliku’n-Nefs İla Haziretu’l-kuds: Öğrencisi ve yeğeni Seyit Nazmuddin Abdulhamid Amidi Allame’nin bu kitabına şerh yazmıştır. 19-el-Mebahisu’s-Seniyye ve’l-Muaridatu’n-Nasiriyye. 20-el-Masabih: Kelâm ilminde kırk önemli konuyu ele aldığı eseridir. 21-İsbatu’r-Rica: Bir nüshası Meşhed’de, diğer bir nüshası ise Tahran’dadır. 22-el-Babu Hadiye Aşere: Defalarca çap edilmiştir. Otuza yakın şerh yazılmıştır. Özellikle tevhit konusunda çok dakik ve değerli bir eserdir. 23-Erbeune Meseletin Fi Usulu’d-Din: Usul-u Dinde önemli kırk konuyu ele almıştır. Bir nüshası Hindistan’ın Feyz Abad şehrindedir. 24-İzah-u Muhalifetu’s-Sünne li’l-Kitap ve’s-Sünnet: Yazarın kendi el yazısıyla bir nüshası İran’da İslam meclisi kütüphanesinde bulunmaktadır. 25-Tahsilu’s-Sidad Fi Şerh-i Vacibi’l-İtikaf. 26-et-Talimu’t-Tam fi Hikmet-i Ve’l-Kelâm. 27-Tahzibu’n-Nefs Fi Marifet-i Mezahibi’l-Hams: Beş mezhep üzerine yazdığı bir eseridir. 28-Cevabu’s-Sual en-Hikmeti’n-Nahs Fi Akhami’l-İlahiyye: İlahi hükümlerde nash konusunu ele almıştır. 29-Halku’l-A’mal. 30-Risaletun fi Butlani’l-Cebr: Ehl-i Sünnet’in Cebriye gurubunun, batıl inancını ele aldığı bir eseridir. 31-Risaletun fi Tahkik-i Meanii’l-İman: İmanın anlamları üzerine yazdığı bir eseridir. 32-Nihayetu’l-Meram Fi İlmi’l-Kelâm: Kırk cüzden ibaret kelem kitabıdır. TEFSİR İLMİNDEKİ ESERLERİ: 1-Nehcu’l-İman Fi Tefsiri’l-Kuran. 2-el-Kavli’l-Veciz Fi Tefsiri’l-Kitabi’l-Aziz. FIKIH USULU (Fıkıh Metodolojisi) DALINDAKİ ESERLERİ: 1-en-Nuketu’l-Bedia fi Tahriri’l-Zeria: Şerif Murtaza’nın ez-Zeria kitabını ele aldığı bir eseridir. 2-Gayetu’l-Vusul ve İzahu’s-Subul. 3-Mebadii’l-Vusul Fi İlmi’l-Usul: On üç tane şerh yazılmıştır. Tahran’da basılmıştır. 4-Tahzib-u Terigi’l-Vusul Fi İlmi’l-Usul: Otuza varan şerh-i vardır. Yeğeni Ziyauddin ve kardeşi Amudiddinde bu kitaba şerh yazmışlardır. Şehid-i Sani bu iki kardeşin şerhlerini “el-Cam Beyne’l-Ahaveyn” adlı kitapta toplamıştır. 5-Nihayetu’l-Vusul Fi İlmi’l-Usul: Fıkıh Usulü dalında yazılmış büyük bir eserdir. Dört cüzden oluşmaktadır. Daha sonra Tahzib... kitabında hulasa etmiştir. 6-Nahcu’l-Vusul İla İlmi’l-usul. HİKMET VE FELSEFE DALINDAKİ ESERLERİ: 1-el-Esraru’l-Hafiyye fi Ulumu’l-Akliyye. 2-el-Gevaid Ve’l-Megasid fi’l-Mantık. 3-Keşfu’l-Estar fi Şerh-i Keşfi’l-Esrar. 4-el-Mugavimat: Geçmiş filozofların görüşlerini ele aldığı, birçok ciltten oluşan büyük eseridir. 5-Hallu’l-Muşkilat min Kitabı Telvihat: Büyük filozof Şahabuddin Suhruverdi’nin (Ölüm H. 587) “et-Telvihat” kitabını ve görüşlerini ele aldığı eseridir. 6-Şerh-i Hikmeti’l-İşrak: Filozof İşraki’nin “el-İşrak” kitabının şerhidir. 7-İzahu’t-Telbis Min Kelâmi’r-Reis: İbn-i Sina’nın görüşlerini incelediği eseridir. 8-İzahu’l-Megasid Min Hikmet-i Ayni’l-Kavaid. 9-Keşfu’l-Hefa Min Kitabu’ş-Şifa: İbn-i Sina’nın “eş-Şifa” kitabındaki görüşlerini ele aldığı kitabıdır. 10-Merasidu’t-Tedgig ve Megasidu’t-Tahkik: Mantık ve İlm-i İlahi bölümünden oluşmaktadır. 11-el-Muhakimat Beyne’ş-Şerrahi’l-İşarat: Üç cilttir. 12-el-İşarat İla Ma’na’l-İşarat: İbn-i Sina’nın “el-İşafat” kitabına şerh yazanların görüşlerini incelediği eseridir. 13-İzahu’l-Modelat Min Şerhi’l-İşarat: Üstadı Şeyh Tusi’nin görüşlerini incelemiştir. 14-Bestu’l-İşarat: İbn-i Şina’nın “İşarat” kitabının şerhidir. Allamenin kendi el yazısıyla bir nüshası Şeyh Behai’nin yanında mevcut idi. 15-Tecridu’l-Ebhas Fi Marifeti Ulumu’s-Selas. MANTIK DALINDAKİ ESERLERİ: 1-ed-Durru’l-Meknun Fi İlmi’l-Kanun: “el-Hulasa” kitabında zikretmiştir. 2-el-Kevaidu’l-Celiyye Fi Şerh-i Risaleti’ş-Şemsiyye: Üstadı eş-Şeyh Debiran el-Kazvini’nin “Risaletu’ş-Şemsiyye” kitabına yazdığı şerhtir. 3-el-Cevheru’n-Nadid Fi Şerh-i Mantıkı’t-Tecrid: Üstadı Hace Nasruddin Tusi’nin “Mantıku’l-Tecrid” kitabının şerhidir. 4-Nehcu’l-İrfan Fi İlmi’l-Mizan. 5-Adabu’l-bahs: Bir nüshası Necef’de Muhammed Ali Hansari kütüphanesinde mevcuttur. 6-Risaletun Fi Adabi’l-Bahs ve’l-Munazıra.7-en-Nuru’l-Meşrık Fi’l-mantık. ARAP EDEBİYATI VE NAHV DALINDAKİ ESERLERİ: 1-Keşfu’l-Meknun Min Kitabi’l-Kanun: Nahv’da el-Cezuliyye’nin şerhidir. 2-Besitu’l-Kafiye: Örneklerle açıklamalı nahv kitabıdır. 3-el-Megasidu’l-Vafiyye. 4-el-Metalibu’l-A’liye Fi İlmi’l-Arabiyye. RİCAL İLMİNDEKİ ESERLERİ: 1-Hulasatu’l-Egval Fi Marifet-i Ehvali’r-Rical: Birçok kere çap edilen önemli bir rical kitabıdır. 2-Keşfu’l-Megal Fi Marifeti’r-Rical: Kendisi şöyle der: “Bu kitapta, önceki ravi ve yazarlar hakkında, bize ulaşanları yazdık. Ayrıca muasır olanların da, durumlarını zikrettik. Kendi dalında tahkik ehline yeterli bir kitaptır. 3-İzahu’l-İştibah Fi Esmai’r-Ruvat: Hareketleriyle yazılı rical kitabıdır. Ravilerin isimlerinde olan benzerlik ve hataları ele alan önemli bir kaynaktır. A’lemu’l-Huda İbn-i Feyz Kaşani’nin ekiyle tamamlanmıştır. İsmini de “Nezdu’l-İzah” bırakmıştır. Şeyhin fihristiyle, Hindistan’da defalarca çap olmuştur. Rovdatu’l-Cennat kitabı yazarı, Tetmimu’l-İfsah’da daha düzenli bir şekle getirmiştir. Ayrıca Allame’nin “Şerh-i Nehcu’l-Belağa” kitabı vardır. Bazıları, üstadı İbn-i Meysem Behrani’nin kitabının şerh-i olduğunu demişlerdir. Alleme’nin bunların dışında değişik İslam-i konuları ele aldığı birçok eseri mevcuttur.
|