|
HuseyninDivaneleri
|
 |
« : 31 Mayıs 2009 09:58:36 » |
|
İMAMIN İSLAMİ FIRKALAR ARASINDA OLAN FIKHÎ İHTİLAFLARLA MÜCADELESİ
94-114 arası hicri yılları fıkhî mekteplerin ortaya çıkışının. Başlangıcı ve tefsir hakkında rivayet etmenin tam doruğuna vardığı dönemdir Bu dönemde ehl-i sünnet alimlerinden Züh-ri. Mekhul. Kutade, Hişam b. Ürve vb. hadis nakletmek ve fetva vermek hususunda faaliyet ediyorlardı. Zühri. ibrahim Nahai, Ebu-z Zenad ve Reca' b. Hayat gibi alimlerin tümünün Emevi hakimiyet düzenine az-çok bağlı olmaları peygamberin gerçek sünnetini, halifelerin ve onlara bağlı olan alimlerin bile-bile tahrif etmeleri lekesinden uzaklaştıracak bir şekilde ihya etmek
29) Kafi. c: 8. s 120'Bıhar-ul Envar. c: 46. s 355.
30) Nur-ul Ebsar (Şablenci). s: 143/Siyer-u Alam-un Nubela c 4. s 405.
31) Tabakat-ul Kubra (İbn-i Sac», c 5. s: 324.
32) es-Sigat (İbn-i Habban) Muhammed b. Ali el-Bâkır (a s ) isminin altında.
zaruretini icad ediyordu. İmam Bakır (a.s.) Sa'd'ul Hayr'a bir mektup yazarak kötü alimlerden büyük bir derecede şikayet edip şöyle buyuruyor:
"Allah'ın kitabının üstünü örtüp onu tahrif etmelerine rağmen işlerinden bir kazanç elde edemeyen ve hidayete kavuşamayan yahud alimlerinin ve ruhbanların benzerlerini gör tanı.'33
Bu dönemde geniş çapta nakledilen hadisleri ve o zamanın muhaddisleri arasında fıkıh ilminin meşhur olmasını görmekle esasen ehl-i sünnetin fıkıh ilminin bu dönemden itibaren derlenme, tedvin edilme aşamasına girdiği söylenebilir. Kerbela vakıasından ve İbn-i Zübeyr'in yenilerek aradan çıktıktan ve saltanat Beni Ümeyye'ye münhasır olduktan sonra siyasi fikirlerin yatışması çoğu alimleri siyaset sahnesinden uzaklaştırmaya, din dersleri ve hadisle meşgul olmaya, hadisler arasında bulunan ihtilafı bir nevi çözüp halka fıkhı fetva vermeye zorladı.
İlk olarak hicri 100 yılında Ömer b. Abdülaziz Ebu Bekir b Hazm e hadisleri tedvin etme emrini verdi34. Ve bunun kendisi de ehli sünnetin kültürel- araştırmaya ikinci asrın başlangıcında İmam Bakır (a.s.)'ın imamet döneminde başladığına en iyi bir delildir Bu yüzden de çeşitli sebeplerden dolayı ehli sünnet hadislerine sızmış olan saptırmalar karşısında İmam. ehl-i beytin fıkhî görüşlerini izhar etmek ve yaymakla tutumunu belirtmeliydi. O zamana kadar şia fıkhının görüşleri mahdut bir alanda: ezan, takiyye. ölü namazı vb. yerlerde aydınlatılmıştı ama İmam Bakır (a.s.)'ın zuhuruyla bu doğrultuda önemli bir adım atıldı ve takdire şayan bir kültürel canlanma şia arasında meydana geldi. İşte bu asırda şia kendi kültürünü -fıkıh, tefsir ve ahlak alanında- tedvin etmeye başladı.
Bundan önce İslam toplumunda fıkıh ve fıkhî hadislere geniş bir çapta ve tamamen itinasızlık ediliyordu. Hükümetin
33) (Kuleyni) er-Ravze. s: 77. Islamiyy» basımı.
34) el-Musannef (Abdurrazzak). c: 9. *: 338/Sun«n-i Oarimi. c: 1. s: 126/Takyîd-ul Hm (Bağdadi), s: 105-106.
duçar olduğu siyasi didişmeler ve şiddetli bir şekilde maddiyatçı düşünce tarzı halkın dinden ve bilhassa fıkıhdan gaflet etmesine neden olmuştu. En azından yüzde sekseni peygamberden rivayet edilen hadislere dayanan fıkhın münzevi edilmesinin asıl nedenlerinden biri, birinci ve ikinci halifelerin hadis tedvinini yasaklamalarıydı. Zahebi Ebu Bekir'den şöyle naklediyor:
Rasulullah (s.a.a.)'tan bir şey nakletmeyin ve bir meselenin hükmünü sizden soran kimselerin cevabında "Allah'ın kitabı (Kur'an) bizim ve sizin aranızda mevcuttur, onun helalini helal ve haramını da haram bilin ve anlatın'35
Bu hususda Ömer'den de şöyle nakledilmiş:
"Rasulullah (s.a.a.)'tan hadis rivayet etmeyi azaltın ve ben de bu işte size katılacağım."36
Muaviye'nin de şöyle dediği nakledilmiştir:
'Ömer'in döneminde Rasulullah (s.a.a.)'tan rivayet edilen hadislerle yetinin, çünkü Ömer peygamberden hadis nakletmek hususunda halkı sakındırıyordu '37
İslam zaferleri, fütuhatı başlayınca halkın gaflet ve cehaleti tam doruğuna varmıştı. Hem sultanlar ve hem de halk devleti genişletmeye, savaş hususuna, malî konulara vb. ökonulara meşgul olmuşlardı ki. ilmî ve dinî eğitim faaliyeti asla göze. İbn-i Abbas Ramazan ayının sonunda fütuhatın asıl merkezlerinden biri olan Basra'da minbere çıkıp 'oruç sadakanızı ayırın" dediğinde halk bu sözün anlamını idrak edemiyorlardı. Bu nedenle İbn-i Abbas, Medine halkından istekli olanların kalkıp oruç sadakasının ne olduğunu onlara izah etmesini istedi ve şöyle dedi:
"Bunlar farz olan fitre zekatı hakkında hiç bir şey bilmiyorlar38 ve daha sonra halkın din hakkındaki bilgisizliği
35) Tezkiret-ül Huffaz (Zahebi). c: 1. s: 2.
36) Tezkiret-ul Huffaz (zahebi). c. 1. s: 7.
37) Tezkıret-ul Huffaz (Zahebi). c. 1. s: 7.
38) el-ahkam fi UsûMI Ahkam (ibo-i Hazm). c: 2. s: 131.
Benî Ümeyye döneminde daha da arttı. Dr. Ali Hasan bu hususda şöyle yazıyor:
"Dini öğretilere önem verilmediği Benî Ümeyye döneminde, halkın fıkıh ve dini konular hakkında bilgisi yok ki ve ondan bir şey anlamıyorlardı. Sadece bu gibi konuları anlayanlar Medine halkı idi."39
.
Başka kaynaklarda da hicri birinci yüzyılın ikinci yarısında halkın, nasıl namaz kılacağı ve hacc farizesini yerine getireceği hususunda bile bilgisi olmadığı yazılmıştır40..
Enes b. Malik kendi dönemini göz önünde bulundurup şöyle diyordu:
'Rasulullah (s.â.a.)'ın zamanında olan şeyler şimdi göze çarpmıyor. "Ya namaz?" dediler. "Namaz hakkında bile yapmadığınız tahrifler mi kaldı?" dedi."41
Bunların tümü fıkhın halk arasında unutulduğunu gösteriyor imam Bakır (a.s.) ve İmam Sadık (a.s.)'ın fıkha ehemmiyet vermelerinin en önemli delillerinden biri de halk arasında fıkhı diriltmek ve fıkhı tedvin ederken kesinlikle yapılacak olan tahrifi önlemek idi.
İmam Bakır (a.s.) Ehl-i Beyt (as) mektebinin temsilcisi ve şia mektebi açısından fıkıh ve tefsire çeki düzen veren ilk şahsiyetlerden biri idi. Bu mektep açısından ancak ve ancak Rasulullah (s.a.a.)'ın ilim kapısı olan ehl-i beyt yoluyla asil islami ilimler elde edilebilir. İşte bu yüzden İmam Salemet İbn-i Küheyl ve Hakem b. Üyeyne'ye şöyle buyuruyordu:
"İster dünyanın doğusuna gidin, ister batısına. Bizim ilmimizden başka doğru bir ilim bulamazsınız."42
Yine buyuruyordu:
39) Nazret-ul Ammet fi Tarih-il Fıkh-il Islami s: 110
40) Kesf-ul Kına fi Huccıyet-il tema . s: 56
41) Zuha-l İslam, c: t. s: 386. Buharı ve Tırmizıden natden/Camı-u Beyan-il Hm. c: 2. s: 244/Oirasat-un ve Buhûs-un fıt-Tarih-i vel-lslam. c: 1. s. 56-57
42) Keşşi s: 209-210/el-Kafi. c 1. s: 399/Basair-ud Derecat (Saffar). s: 9.
"Hasan Basri ister güneye, ister kuzeye, nereye giderse gitsin ant olsun Allah'a burdan başka bir yerde ilim bulunmaz."43
Ayrıca yine şöyle buyuruyordu:
"Halk istediği yere gitsin, and olsun Allah'a ilim meselesi burdan -kendi evine işaret ederek- başka bir yerde düzelmez."44
Bu yüzden imam bu mektebin temsilcisi olarak tartıştığı zaman ehl-i beytin fıkhî görüşlerini yaymaya ve aynı zamanda ehli sünnetin inhiraf hususlarını belirleyerek halka göstermeye çalışıyordu. İmam kendi zamanının en büyük alimlerinin gözünde bile doğru ile yanlışı tamamen birbirinden ayırteden bir ölçüt olarak tanınıyordu. Bundan dolayı da çoğu zaman kendi inançlarını o hazretin huzurunda sunup doğru ve yanlışlıklarına vakıf oluyorlardı Ebu Zühre Ebu Ha-nife ile imam arasında olan münazara toplantılarından birini naklettikten sonra şöyle yazıyor:
'Bu haberden İmam Bakır (a.s.)'ın imameti, alimler için aydınlanır. Onlar o hazretin huzuruna varıp inanç ve görüşlerini sunuyor ve o hazret de onları eleştiriyordu. Adeta o hazret kendi eli altında olanlara hüküm süren ve onları hidayet caddesine ulaştıran bir reis idi. O asrın alimleri de onun emrine uyup itaat ediyorlardı.45
Bir defa Abdullah b Muammer (Ümeyr) el-LeysUmam Bakır (a.s)'in huzuruna gelip sordu: Mut'anın helal olduğuna dair fetva vermiş olduğunuz yaygındır; acaba doğru mudur? İmam şöyle buyurdu:
'Allah onu kendi kitabında helal kılmış ve peygamberin sünnetinde yer almış ve ashabı da onunla amel etmişlerdir.
Abdullah "fakat Ömer onu yasaklamıştır' dedi. İmam şöyle cevap verdi:
43) Kati. c: ı s: 5i/Vesail-uş Şia. c: 18. s: 42.
44) Kafi. c: 1. s: 399/Basaır-ud Derecat (Saffar). s 12
45) el-lmam-us Sadık (a.s.)(Ebu zuhre) s 24
"Sen kendi dostunun fetvasına uy ve ben de Rasulullah (s.a.a.)'ın hükmüne."46
Gördüğümüz gibi imam kitap ve sünnet gereğince istidlal ediyor ve onlardan başkasına itinat ve .istidlal eden kimselere karşt koyuyordu. Aşağıdaki rivayet. İmamın bu tutumunu göstermektedir:
Mahhul b. İbrahim Kays b. Rabi'den şöyle rivayet ediyor: Ebu İshak'tan ayakkabı üzerinden mesh etmek hakkında sorunca şöyle cevap verdi: .Halkın ayakkabı üzerinden meshettiklerini görüyordum ama bir gün Haşimoğullarından olan Muhammed b. Ali b. Hüseyn (a.s.)'i görüp ondan ayakkabı üzerinden meshetmek hakkında sordum. Şöyle buyurdu:
"Emir-ul Müminin Ali (a.s.) ayakkabı üzerinden meshet-mez ve (şöyle buyururdu) Allah'ın kitabı da onu caiz görme-miştir."47
Daha sonra Ebu İshak sözlerine şöyle devam ediyor: İmam beni nehyettikten itibaren artık ayakkabı üzerinden meshetmedim. Kayş b. Rabi ben de bu meseleyi Ebu İshak tan duyduğum andan itibaren artık ayakkabı üzerinden meshetmedim diyor.
İmamın kitab ve sünnet doğrultusunda istidlal etmesinin metaneti sadece Ebu İshak'ı değil. Kays b. Rabi'i de onun sözüne boyun eğmeğe mecbur etti.
Başka bir yerde de Ömer'in azad ettiği kölesi Nafi bir hükme istidlal etmek amacıyla bir hadisi tahrif edip yanlış bir şekilde naklettiğinde imam tahrifi aşikar edip hadisi olduğu gibi doğru bir şekilde rivayet etti48'.
46) Keşf-ul Gumme. c. 2. s: 362/Bihar-ul Envar. c 46. s 356/Bakı-nız: el-Mizan, c: 3. s: 389.
47) (Eset Haydar) el-lmam-us Sadık (as.) vel-Muzahıb-ul Erbea. c 2. s 452. .
4fl| Deaim-ul islam, c 2. s: 260'Mustedrek-ûl Vesail. c: 15. s: 285-286-300.
İmam Bakır (as.)'ın ashaptan da Ebu HanHe'nin fıkhî konular hakkındaki yersiz istidlalları karşısında dikilip fıkhî açıdan onu mahkum ediyorlardı'.
İmam Bakır (a.s.) kıyas eden kimselerin istidlallarını şiddetle reddediyordu50 ve o hazretten sonra da oğlu İmam Sadık (a.s.) ciddi bir şekilde onlarla muhalefet etti. İmam (a.s.) saptırılan diğer islami fırkalar karşısında da sert bir tutum alıyor ve bu tavırıyla muhtelif konularda ehlibeytin sahih itikadı sınırını diğer fırkalarda ayırmaya, belirlemeye çalışıyordu. İmamın "Mürcie" fırkası karşısındaki tutumu çok sert ve hassas idi. Mürcie fırkası "İman sadece içsel, batını bir inanç olup bizim iyi ve kötü işlerimiz onu hiç değiştirmiyor ve böylece toplumdaki salih amelin, iyi işin değerini kendi kendine ortadan kaldırıyorlardı. İmam başka bir yerde bu fırkaya işaret ederek şöyle buyurdu:
Allah im! Mürcie'yi kendi rahmetinden uzak tut çünkü onlar hem dünyada hem de ahirette bizim düşmanlarımızdır.'51
İmam. kendi zamanında bile meşhur olan Hariciler karşısında da mevzi alıyordu. Onlar imamın görüşünce bilgi siz abid. kendilerini mukaddes gösteren ve inançlarında ise mutaassıp ve dar görüşlü bir topluluk idiler. Onların hakkında imam şöyle buyuruyordu:
"Hariciler bilgisizliklerinden dolayı meydanı kendilerine daralttılar: din ise onların tuttukları yordamdan daha geniş, daha uygundur."57
|