Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı.
(Hud Suresi, 116)
Bir ayette
"Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz..." (Al-i İmran Suresi, 92)
hükmüyle önemli bir gerçek bildirilmiştir. İnsanları gerçek anlamda iyiliğe ulaştıracak olan en temel ahlak özelliklerinden biri
"fedakarlık"tır. Fedakarlık; insanın sahip olduğu, sevdiği, değer verdiği şeylerden hiç düşünmeden ve seve seve feragat edebilmesidir. İnandığı değerler ya da sevdiği insanlar uğruna gerektiğinde her türlü zorluk ve sıkıntıyı göze alabilmesi, bu konuda elinden gelenin en fazlasını yapabilecek şevk, azim ve iradeyi kendisinde bulabilmesidir. Kendi menfaatleriyle, inandığı değerler ya da sevdiği insanların menfaatleri arasında seçim yapması gerektiğinde kendi çıkarlarından vazgeçebilmesi, bu uğurda maddi manevi her türlü özveride bulunabilmesidir.
Ancak insan nefsi bencillik, egoistlik gibi çeşitli kötü ahlaközelliklerine yatkın bir yapıda yaratılmıştır. Nefsini eğitmediğitakdirde, bu bencilce duygular kişinin tüm ahlakına hakim olur. Böylebir kişi ise genellikle herkesten çok hatta çoğu zaman yalnızcakendisini düşünür. Kendisi için daima herşeyin en iyisini, en güzelini,en mükemmelini ister. Ona karşı herkesin olabildiğince anlayışlı veözverili bir yaklaşım içerisinde olmasını bekler. Herhangi bir zorluklakarşılaştığında, çevresindeki insanların kendisi için her türlü risk vesıkıntıyı göze almalarını; kendi menfaatlerinden ödün verme pahasına daolsa, ona destek olmalarını bekler. İçten içe hep kendi istek veçıkarlarını korumak, kendi rahatını ve konforunu sağlamak ister. Aksibir durumda ise, -çıkarlarını korumak ve kendisine bir zarar gelmesiniengellemek adına- değer verdiği pek çok şeyi gözden çıkarabilecek birtavır gösterebilir. Allah Kuran'da insanın nefsinde var olan bu tutkuderecesindeki bencillik duygusunu şöyle bildirmiştir:
Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı. Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar. Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya cimrilik eder). (Mearic Suresi, 19-21)
 "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (Al-i İmran Suresi, 104) |
Nefsin bu zayıflığından kurtulmak, imanı kavramak ve Kuran ahlakını yaşamakla mümkün olur. Kuran'da bildirilen gerçekleri ve Allah'ın emrettiği ahlak anlayışını kavrayan bir kimse, hayatının her anında fedakarlık gösterebilecek bir ahlaka ulaşabilir. Çünkü Allah,
"... Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır." (Teğabün Suresi, 16)
ayetiyle dünyada ve ahirette insanları kurtuluşa yöneltecek olan tavrın, nefislerinin bu kötü özelliğinden sakınmak olduğunu bildirmiştir.
Allah, insanın nefsini kötülüklerden sakındırabilmesi ve Allah'ınbeğendiği ahlaka ulaşabilmesi için vicdanı yaratmıştır. Vicdanın sesi,insana her türlü kötülükten sakınmanın ve iyiliğe ulaşmanın yollarınıgösterir. İman eden bir insanın kalbindeki derin Allah sevgisi ve güçlüAllah korkusu, onu nefsinin kötülüklerine yenik düşmekten alıkoyar.Böyle bir insan, dünya hayatında asıl bulunuş amacının Allah'ınrızasını kazanmak olduğunu bilerek, hayatının her anında Rabbimiz'inhoşnut olacağı davranışlarda bulunmaya çalışır. Dünya hayatının çokkısa süreceğini, insanın asıl olarak sonsuz ahiret hayatı için çabaharcaması gerektiğini bilir. Burada elde edilen tüm menfaatlerin gelipgeçici olduğunu, ardından ise Allah'ın huzuruna varıp hesap vereceğiniunutmaz. Dünya hayatında Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti yerine,nefsini ve çıkarlarını korumayı hedefleyen insanların ise ahirettesonsuz bir azapla karşılaşabileceklerinin bilincindedir. Aksinde ise,gösterdiği fedakarane ahlaka karşılık, Allah kendisini dünyada iyilikve güzellikle mükafatlandıracak, ahirette de sonsuza dek benzersiznimetlerle ödüllendirilecektir. Allah, güzel davranışlarda bulunanlarıKuran'da şöyle müjdelemektedir:
Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 26)
Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever. (Al-i İmran Suresi, 148)
... Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz. (Al-i İmran Suresi, 145)
Fakat fedakarlık denince akla, sadece insanın maddi anlamda sahip olduklarının bir kısmını ya da ihtiyacından fazlasını başkalarına vermesi gelmemelidir. Fedakarlık müminin hayatının tümüne hakim olan ve inancının gücünden kaynaklanan bir hayat şeklidir. Bu fedakarlık ruhu, kişinin çevresindeki her konuya karşı vicdani bir duyarlılık içerisinde olmasını gerektirir. Fedakarlık, insanın karşılaştığı toplumsal sorunlardan, dünyanın dört bir yanında zulüm ve eziyet gören, açlık çeken, ihtiyaç içerisindeki insanlara kadar olabilecek her konuda kendisini sorumlu hissetmesi ve tüm bunlara çözüm getirmeyi hedeflemesidir. "Nasıl olsa bu konulara çözüm getirebilecek imkan ve güç sahibi pek çok insan var; onlar düşünsünler, onlar ilgilensinler" demeden, aklını ve vicdanını olabilecek en yüksek seviyede kullanmasıdır. Allah'ın
"Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı." (Hud Suresi, 116)
ayetiyle bildirdiği "fazilet sahibi kişiler"den olmanın iman eden, vicdanının sesini dinleyen, Allah'tan korkan her Müslümanın üzerinde bir yükümlülük olduğunu bilerek hareket etmesidir.
Bu kitapta fedakarlık kavramını, tüm bu yönleriyle ele alarak,fedakarlığın müminlerin yaşamlarının her anına hakim olması gereken enönemli ahlak özelliklerinden biri olduğunu, Allah'ın rızasınıkazanabilmek için Kuran'da bildirilen bu ahlak anlayışının tam olarakyaşanması gerektiğini anlatacağız. Müslümanların çok güçlü birfedakarlık anlayışı içerisinde hayırlarda yarışmalarının ve buözellikleriyle birbirlerine örnek olmalarının hem dünyada hem deahirette çok büyük hayırlara vesile olabileceği açıktır.
Dünya hayatının geçici menfaatlerini Allah'ın rızasına tercih ederek fedakarlıktan kaçınanlar ise, er ya da geç, dünyada ve ahirette büyük bir kayba uğrayacaklardır. Biz de bu kitapta bu konunun önemini hatırlatacak ve vicdan sahibi tüm Müslümanları Rabbimiz'in "De ki:
"Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162)
ayetiyle bildirdiği gibi fedakarane bir yaşam sürmeye davet edeceğiz.