|
UKAB
|
 |
« : 23 Aralık 2008 18:46:33 » |
|
EHLİBEYT'İN İLİM VE FAZİLETLERİYLE İLGİLİ EHLİSÜNNET BÜYÜKLERİNİN SÖZLERİ
Ehlisünnet büyüklerinden büyük bir çoğunluk Ehlibeyt'in fazilet ve kemalini açıkça belirtmişlerdir. Burada onların Şia İmamlarının her biri hakkındaki sözlerine kısaca değineceğiz:
1- Hazreti Ali (a.s) Menavi Feyzu'l-Kadir'de şöyle naklediyor: Birisi Muaviye'nin yanına gelerek bir soru sordu. Muaviye "Bunu Ali'den sor; o benden daha bilgilidir." dedi. Soruyu soran "Ben senin cevabını istiyorum." dedi. Bunun üzerine Muaviye hiddetle sinirlendi ve şöyle dedi: "Vay sana! Sen Allah Resulü'nün bir çok ilmi öğrettiği, büyüklerin ve sahabenin bunu itiraf ettiği, hatta Ömer b. Hattab'ın zor şeyleri kendisine götürdüğü birisinden soru sormaktan rahatsız mı oluyorsun? Muaviye şunları ekledi sözlerine: Bir gün birisi Ömer b. Hattab'dan bir mesele hakkında sordu. Ömer, bu soruyu Ali'den sormasını istedi. Soruyu soran "Müminlerin Emiri! Ben senin cevabını istiyorum." Bu sırada Ömersinirlendi ve onu meclisten dışarı attı ve adını divandan silmeleri yönünde talimat verdi."[Feyzu'l-Kadir,c.3, s.46] İmam Hasan (a.s), babasının şehadetinden sonra bir hutbesinde şöyle buyurdu:
"Aranızdan öyle bir şahıs ayrıldı ki ilimde hiç kimse ondan öne geçmemişti."[ Müsned-i Ahmed, c.2, s.328 ve Tarih-i İbn Kesir, c.7, s.368. veKenzü'l-Ummal, c.13, s.192.]
2- İmam Hasan (a.s) Zehebi yazıyor ki: "Hasan b. Ali b. Ebi Talib b. Haşim b. Abdu-menaf; imam, seyyit, Allah Resulü'nün reyhanesi, torunu ve cennet gençlerinin seyyididir. Güzel ve yüce makamlı ve... idi."[ Feyzu'l-Kadir, c.3, s.46.]
İbn Abdulbirr şöyle yazıyor: "İmam Hasan (a.s) fazıl ve takvalı biriydi."[el-İstiab, c.1, s.369.]
İbn Sabbağ Malikî şöyle yazıyor: "Hasan b. Ali devamlı Allah Resulü'nün mescidinde oturuyordu, halk onun etrafını çevirip meselelerini ondan soruyorlardı ve İmam da onları tatmin edecek bir şekilde cevap veriyordu."[ el-Fusulu'l-Muhimme, s.155.]
3- İmam Hüseyin (a.s) İbn Abdulbirr İstiab'da şöyle yazıyor: "Hüseyin, fazıl ve dindar biriydi; çokça namaz kılar, oruç tutar ve hacca giderdi."[İstiab, c.1, s.393.]
Harezmi Hanefî kendi senediyle Selman'dan şöyle naklediyor: "Ben Hz. Peygamber'in (s.a.a) huzuruna vardım; o sırada Hüseyin'in Peygamber'in dizlerine oturduğunu gördüm. Hz. Peygamber (s.a.a) onun gözlerinden ve ağzından öpüyor ve şöyle buyuruyordu: "Şüphesiz sen seyyitsin, seyyit oğlu ve seyyitlerin babasısın; ve şüphesiz sen hüccetsin ve hüccet oğlu ve hüccetlerin babasısın ki onlardan dokuzu senin neslindendir ve onların dokuzuncusu "Kâim"dir"[ Maktelu'l-Hüseyin, c.1, s.146.]
4- İmam Zeynelabidin (a.s) Muhammed b. Müslim Kureşî İmam'ın muasırlarından, Hicaz ve Şam'ın tanınmış fakihlerinden, İmam'ın makamı hakkında şöyle söylüyor: "Ben Kureşî, ondan daha takvalı ve faziletli birini görmedim."[el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.9, s.104.]
Başka bir yerde şöyle söylüyor: "Ben birkaç kez Ali b. Hüseyin'le bir arada oturdum ve ondan fıkıhta daha üstün birini görmedim."[Tezkiretu'l-Huffaz, c.1, s.75.]
Said b. Musayyib, Medine'nin bariz fakihlerinden, İmam'ın şanı hakkında şöyle diyor: "Ben kesinlikle Ali b.Hüseyin'den daha üstün birini görmedim."[Tarih-i Yakubî, c.3, s.46.]
Zeyd b. Eslem (Medine'nin en büyük fakihlerinden) şöyle söylüyor: "Ben anlayış ve hıfz da Ali b. Hüseyin gibisini görmedim..."[Tabakatu'l-Fukaha, c.2, s.34.]
Hammad b. Zeyd (Basra'nın büyük fakihlerinden) İmam'ın şanı ve makamı hakkında şöyle söylüyor: "Ali b. Hüseyin gördüğüm Haşimilerin en üstünüdür."[Tehzibu'l-Lugat ve'l-Esma, s.343.]
Yahya İbn Said (Tabiinin büyüklerinden, ulema ve fakihlerin fazıllarından) İmam'ın şanı ve makamı hakkında şöyle diyor: "Ben Ali b. Hüseyin'den hadis işittim ve onu Haşimilerin en üstünü olarak buldum."[Tehzibu'l-Kelam, c.7, s.336]
Malik b. Enes şöyle diyor: "Ehlibeyt arasında Ali b. Hüseyin gibisi gelmemiştir..."[ Siyer-u A'lamu'n-Nubela, c.4, s.238 ve Tehzibu't-Tehzib, c.7, s.305.]
Ebu Bekir Berki diyor: "Ali b. Hüseyin, zamanının en üstünüydü."[Siyer-i A'lamu'n-Nubela, c.7, s.238.]
Ebu Zer'a şöyle diyor: "Ben Ali b. Hüseyin'den daha fakih birini görmedim."[Tarih-i Dimişk, c.12, s.18.]
Ebu Hazim şöyle diyor: "Ben Haşimiler arasında Ali b. Hüseyin'den daha üstününü görmedim." Yine şöyle diyor: "Ben fıkıh konusunda Ali b. Hüseyin'den daha üstün birini görmedim."[Tehzibu'l-Kelam, c.7, s.336.]
İbn Asakir şöyle yazıyor: "Ali b. Hüseyin güvenilir ve emin biriydi. Kendisinden birçok hadis nakledilmiştir. Yüce makam ve takva sahibi... idi."[Tarih- i Dimişk, c.36, s.142 ve Tabakatu'l-Kubra, c.5, s.222.]
İbn Hacer Askalanî şöyle yazıyor: "Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib Zeynelabidin (a.s.), güvenilir, abit, fakih, fazıl ve bilinen biridir..."[Takribu't-Tehzib, c.2, s.35]
Yakubi şöyle yazar: "İmam Zeynelabidin (a.s) halkın en üstünü ve en abidi idi."[Tarih-i Yakubî, c.3, s.46.]
İbn Teymiyye şöyle yazıyor: "Ali b. Hüseyin tabiinin büyüklerinden, ilim ve dinde onların efendisiydi… Ve onun huşu ve gizli sadaka vb. birçok fazileti vardır:."[Minhacu's-Sünne, c.2, s.123. Birinci basım]
Şeyh Ebu Zühre şöyle der: "Zeynelabidin (a.s.) hem fakih ve hem muhaddis idi. Güçte ve kudrette ceddi Ali b. Ebi Talib'e benziyordu. Fıkıh konularını bütün yönleriyle ve ayrıntılarıyla biliyordu."[el-İmam Zeyd, s.31]
İbn Asakir, Ebu Minhal'den şöyle nakleder: "Ali b. Hüseyin'i (a.s) uzun saçlı bir haldeyken gördüm. Bana halkın kime yöneldiğini sordu. Ben, o tarafa bu tarafa gidiyorlar, dedim. Hazret şöyle buyurdu: Onlara benim huzuruma gelmelerini söyle."[Tarih-i Dimişk, c.17, s.531.]
5- İmam Muhammed Bâkır (a.s) İlim ve düşünce adamları ittifakla İmam Bakır'ın (a.s) fazilet ve ilmî üstünlüğünü kabul etmişler. Şimdi bunlardan birkaçına değineceğiz: Abdullah b. Ata şöyle diyor: "Ben alimleri Muhammed b. Ali dışında hiç kimsenin karşısında böylesine küçüldüklerini görmedim. Bu onların hazrete karşı tevazularını, onun ilmine ve makamını bildiklerini ve ondan ilim almalarını gösterir. Hakem b. Ayye makamının yüceliği ve yaşına rağmen onun huzurunda ilim öğreniyordu; çocuğun ustadı karşısındaki gibi."[Tarih-i İbn Asakir, c.51, s.43. ve Şezeratu'z-Zeheb, c.1, s.149. ve...]
İbn Kesir Dimişki şöyle yazıyor: "Muhammed b. Ali Bakır (a.s) kadri celil; ilim, amel, efendilik ve şerefte bu ümmetin büyüklerinden biridir... ilimleri yararak ahkam istinbat ittiği için Bakır olarak adlandırılmıştır." Nehbani şöyle yazıyor: "Muhammed Bakır, Ali b. Hüseyin'in oğlu, Al-i Beyt-i Kiram seyyitlerinin imamlarından biridir."[el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.9, s.339.]
Ve büyük alimlerden biridir..."[Camiu Keramati'l-Evliya, c.1, s.97]
Zehebi şöyle yazıyor: "Bakır, ilim, amel, efendilik ve şerafeti kendinde toplayan şahıslardan biridir. Onun hilâfet için ehliyeti vardı. İmamiyye Şiası'nın on iki imamından biridir ki Şiîler onun imametine inanır, masum kabul ederler..."[Siyeru A'lamu'n-Nubela, c.4, s.241.]
Muhammed b. Sabban şöyle kaydeder: "Muhammed Bakır (a.s.) maarif, nükteler ve incelikler sahibiydi."[ İsa'fu'r-Ragibin, s.316.]
İbn Ebi'l-Hadid şöyle yazıyor: "Muhammed b. Ali b. Hüseyin... Hicaz fakihleri-nin efendisidir. Halk fıkhı ondan ve oğlu Cafer'den öğrendiler."[Şerh-i Nehcü'l-Belâğa, c.15, s.277.]
Hasan Basri kaydeder ki: "Muhammed Bakır'ın sözü, nebilerin sözü gibiydi."[Müsteşar Abdulhalim…, el-İmam Caferu's-Sadık]
İbn Menzur İfriki şöyle kaydeder: "Bakır, ilim ve malda genişliğe derler. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali'ye (r.a.), ilim yardığı, esas ve aslı tanıyıp, onu istinbat ettiği ve onda derine indiği için, Bakır diyorlar."[lisanu'l-Arab, c.4, s.74.]
Firuzabadi şöyle der: "Muhammed b. Ali b. Hüseyin'i ilimde tek ve eşsiz bir bilgin olduğu için Bakır diye adlandırdılar."[el-Kamusu'l-Muhit, c.1, s.376]
İbn Habban şöyle kaydeder: "Bakır, alim ve büyük bir seyyid idi. Onu ilimdeki genişliğinden dolayı Bakır diye adlandırdılar..."[Vefeyatu'l-A'yan, c.3, s.314.]
Salahattin Sefti şöyle yazıyor: "Bakır, fıkıh, ilim, diyanet ve vesakati kendinde toplayanlardan biriydi. Hilâfet için salih biriydi."[el-Vafi bi'l-Vefeyat, c.4, s.102.]
6- İmam Cafer Sadık (a.s) Ebu Hanife şöyle diyor: "Ben Cafer b. Muhammed'den daha alim birini görmedim." [Camiu'l-Mesanid, Ebu Hanife, c.1, s.222.]
Muhammed Ferid Vecdî yazıyor ki: "Cafer b. Muhammed halkın fazıllarındandır ve kimya ilmi hakkında makaleleri vardı."[Dairetu'l-Maarif, on dördüncü asır, c.3, s.110 ve Vefeyatu'l-A'yan, c.1, s.291 ve...]
Enes b. Malik diyor ki: "...İlim, ibadet ve takvada Cafer b. Muhammed'den daha üstününü, hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş ve hiçbir kalbe ilham olmamıştır."[ Tehzibu't-Tehzib, c.2, s.104.]
Şehristani yazıyor ki: "Cafer b. Muhammed, dinde büyük bir alim ve hikmette kamil bir edep ve dünyada büyük bir züht ve tam bir takvaya sahipti."[el-Milel ve'n-Nihel, c.1, s.224]
Hayrettin Zerkuli yazıyor ki: "...Cafer b. Muhammed ilimde yüce bir makama erişmişti. Büyük bir kesim ondan ilim öğrendiler: İmam Ebu Hanife ve İmam Malik gibi. Onu Sadık olarak adlandırdılar; çünkü hiçbir zaman ondan yalan bir şey işitilmedi." [ el-A'lam Zerkuli, c.2, s.121.]
7- İmam Musa Kâzım (a.s) Ebu Hatem diyor ki: "Musa b. Cafer güvenilir, pek sadık ve Müslümanların imamlarının imamıdır."[Tehzibu't-Tehzib, c.10, s.34.]
Hayrettin Zerkuli yazıyor ki: "Musa b. Cafer Sadık, Bakır oğlu, Ebu'l-Hasan künyeli, İmamiyye nezdinde on iki imamın yedincisiydi. Benî Haşim'in seyyitlerinden ve kendi zamanının en abidi olup büyük alimlerden biriydi."[A'lam, c.3, s.108]
Doktor Zeki Mübarek yazıyor ki: "Musa b. Cafer, Benî Haşim seyyitlerinden biriydi. Ayrıca ilim ve dinde öncü imamlardandı."[Şerh-i Zehru'l-Edeb, c.1, s.132.]
İbn Hacer Haysemi yazıyor ki: "Musa Kazım, ilim, marifet, kemal ve fazilette babasının varisiydi."[es-Sevaiku'l-Muhrika, s.121.]
Doktor Muhammed Yusuf Musa yazıyor ki: "Biz fıkıhta ilk kitap yazanın imam Musa Kazım olduğunu biliriz. Yüz seksen üç hicri yılında, zindanda dünyadan göçtü. Onun kitabı helal ve haramla ilgili olarak sorulan soruların cevabıydı."[el-Fıkhu'l-İslâmi, s.160.]
8- İmam Ali Rıza (a.s) Semhûdi yazıyor ki: "Ali Rıza (a.s), Musa Kazım'ın oğlu, kendi zamanında eşsiz ve kadri büyük idi..."[Cevahiru'l-Akdeyn, c.353.]
İbn Hacer yazıyor ki: "Rıza (a.s), ilim ve fazilet ehliydi ve şerafet dolu bir nesebi vardı."[Tehzibu't-Tehzib.]
Zehebi yazıyor ki: "İmam Seyyid Ebu'l-Hasan Ali Rıza, din ve ilim ehli... idi"[Siyeru A'lami'n-Nubela, c., s.387.]
Başka bir yerde yazıyor ki: "Ali Rıza büyük bir makama ve hilâfet için gerekli tam bir salahiyete sahipti."[Siyeru A'lami'n-Nubela, c.9, s.392]
İbn Hullekan, Me'mun'un, İmam Rıza'ya (a.s) veliahtlık konusunda ettiği biate sebep olarak şöyle yazıyor: Me'mun, özel dostlarını topladı ve onlara: "Ben Abbas ve Ali b. Ebi Talib evlatlarını gözden geçirdim ve Ali Rıza'dan hilâfete daha layık birini görmedim." dedi Sonra onunla biat etti."[Vefeyatu'l-A'yan, c.3, s.270.]
9- İmam Muhammed Cevad (a.s) Sıbt b. Cevzî yazıyor ki: "Muhammed Cevad (a.s), ilim, takva ve bahşişte babasının takipçisiydi."[Tezkiretu'l-Havas.]
İbn Sabbağ Malikî yazıyor ki: "Yaşının küçük olmasına rağmen kadri büyük ve zikri yüceydi. Babasından sonra onun belirtmesi ve işareti üzerine imamet makamına yetişti. Bunu adil ve güvenilir şahıslardan bir kesim haber vermiştir."[el-Fusulu'l-Muhimme, s.365.]
Hatib Bağdadi yazıyor ki: "O, babasından, atalarından ve Allah Resulü'nden rivayet ediyordu. Haberlerin anlamı ve ahkamın hakikati hususunda ona baş vurulurdu."[Tarih-i Bağdad, c.13, s.54 ve el-Vafi bil-Vefeyat, c.4, s.106.]
Mahmut b. Vuheyb Bağdadi Hanefî yazıyor ki: "Ebu Cafer künyeli, Ali Rıza oğlu Muhammed Cevad (a.s)... ilim ve fazilette babasının varisi idi..."[Cevahiru'l-Kelam, s.147.]
10- İmam Ali Hadi (a.s) Şafiî yazıyor ki: "İmam Ali Hadi itaatkâr, fakih ve imam idi."[Mir'atu'l-Cinan, c.2, s.160.]
İbn Hacer Haysemi yazıyor ki: "Ali Askerî... İlim ve bahşişte babasının varisi idi..."[es-Sevaiku'l-Muhrika, s.207.]
Ebu İmad Hanbelî yazıyor ki: "Ebu'l-Hasan Ali b. Muhammed b. Rıza Ali b. Kazım b. Cafer Sadık, Hüseynî, Alevî, Hadi adıyla maruf; fakih, imam ve Allah'a karşı itaatkâr biriydi..."[Şezeratu'z-Zeheb.]
11- İmam Hasan Askerî (a.s) Sıbt b. Cevzî yazıyor ki: "Hasan Askerî emin ve güvenilir bir alim idi. Hadisleri babasından ve atalarından naklediyordu..."[Tezkiretu'l-Havas, s.362.]
Harezmi Şafiî yazıyor ki: "Hasan Askeri, kadri yüce, adil ve şanı azim idi."[Vesiletu'l-Meal.]
Bastani yazıyor ki: "Ali Hadi oğlu Hasan Askeri, Ehlibeyt'le ilgili meşhur menkıbelere sahipti. Onun hakkında, küçükken anlama ve üstün zekaya sahip oluşu nakledilmiştir."[Dairetu'l-Maarif.]
EHLİBEYT İLİMLERİNİN TEMEL ESASLARI Ehlibeyt kaynakları incelendiğinde Ehlibeyt İmamları'nın, hükümler noktasında hiçbir zaman kendi rey ve zanlarına göre konuşmadıkları görülür. Hulefa medresesinde yaygın olan metodun tam aksine onların açıklamalarının kaynağı Hz. Peygamber'den miras aldıkları ilimdir. Hz. Ali b. Ebu Talib şöyle diyor: "Ben ne zaman Allah Resulü'nden bir soru sorsam cevabını bana söylerdi. Ne zaman sussam, kendisi konuşmaya başlar ve açıklamalarda bulunurdu."[Sünen-i Tırmizi, c.5, s.637.]
Ali (a.s) buyuruyor ki: "Allah Resulü ilimden bana bin kapı öğretti ki her birinden bin kapı açılıyordu."[Kenzü'l-Ummal, c.6, s.392.]
Usul-i Kafi kitabında şöyle gelmiştir: Birisi İmam Cafer Sadık'tan bir soru sordu. İmam cevap verdi. Adam: "Eğer bu şekil veya şu şekil olduğunu dersek ne olur?" dedi. İmam bunun üzerine: "Sus, sana her ne söyledimse Allah Resulü'nden idi." dedi.[Usul-i Kafi, c.1, s.58.]
Fuzeyl b. Yesar İmam Bakır'dan naklediyor ki: "Eğer biz kendi reyimize göre hadis söylersek, mutlaka doğru yoldan çıkarız; bizden önce yoldan çıkanlar gibi. Ama biz, Allah'ın, Peygamber'ine ve onun da bize söylediği beyyin hadisleri açıklarız."[Besairu'd-Derecat, s.299.]
Samaa b. Mehran, İmam Cafer Sadık'tan naklediyor ki: "Hakikaten Allah, helal, haram ve te'vili Resul'üne öğretti ve Resulullah da bütün ilimlerini Ali'ye (a.s.) öğretti."[ Besairu'd-Derecat, s.290.]
Davut b. Ebu Yezid Ehvel, İmam Cafer Sadık'tan naklediyor ki: "Şüphesiz eğer biz kendi reyimize göre fetva verirsek helak olanlardan oluruz. Ama biz ne diyorsak Allah'ın Resulünden bir eserdir. Büyüklerin birbirlerinden miras aldıkları pratik bir uygulamadır bu. Nasıl ki insanlar kendi gümüş ve altınlarını koruma altına alırlar."[Besairu'd-Derecat, s.299]
İmam Cafer Sadık (a.s) buyuruyor ki: "Benim hadisim babamın hadisi, babamın hadisi atamın hadisi, atamın hadisi Hüseyin'in (a.s) hadisi, Hüseyin'in (a.s) hadisi Hasan'ın (a.s), Hasan'ın (a.s) hadisi Emirü'l-Müminin'in hadisi ve Emirü'l-Müminin'in hadisi Resulullah'ın hadisi ve Resulul-lah'ın hadisi Allah'ın kelamıdır."[Munyetu'l-Murid, s.194]
İmam Muhammed Bakır babalarından ve Allah Resulün'den rivayet ediyor ki: "Allah Resulü, Ali'ye (a.s) buyurdu ki: Ben sana ne yazdırıyorsam onu yaz. Ali (a.s) arz etti: Ey Allah'ın Nebisi! Acaba benim unutmamdan mı korkuyorsun? Peygamber (s.a.a) dedi ki: Ben senin unutmandan korkmuyorum. Çünkü ben Allah'tan seni hıfz etmesini ve unutkanlıktan korumasını istedim. Ama ortakların için yaz. Ali (a.s): Ortaklarım kimdir? diye sordu. Hazret buyurdu ki: Senin evlatlarından olan İmamlardır ki onlar vasıtasıyla ümmetim doyacak, duaları kabul olacak, onlardan bela def olacak ve onlar için rahmet gökten inecektir. Sonra Hasan'ı gösterdi ve buyurdu: Bu onların birincisidir. Ve Hüseyin'i gösterdi ve buyurdu ki: imamlar onunsoyundandır."[el-Emali, Şeyh Tusi ,c.2, s.56]
Hak Sahibi'nin Sözü Emirü'l-Müminin şöyle buyuruyor: "Nereye gidiyorsunuz? Ve yüzünüzü hangi tarafa çeviriyor sunuz? Hak bayrakları ayaktadır ve onun alametleri aşikardır. Ve Hidayet lambaları ta-kılıdır. Sapıtmış bir şekilde nereye gidiyorsunuz? Peygamber'in itreti sizin aranızda olduğu hâlde ki onlar hakkın önderidirler. Dinin bayrakları ve doğruluğun dili. Onlara en iyi yerlerde, Kur'ân'ı sakla-dığınız yerlerde, yer verin (temiz kalplerinizde). Susamış insanlar gibi saf ve zülal çeşmeden doymak için onlara hücum edin..."[Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 87.]
Başka bir yerde Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Peygamber'in Ehlibeyt'ine bakın, onların gittiği yönden gidin. Adımlarınızı onların adımlarının yerine koyun. Onlar sizi hidayet yolundan ayırmazlar. Aşağı ve zelil bir yere doğru sürmezler. Eğer sussalar sizde susun ve eğerkalksalar sizde kalkın. Onlardan öne düşmeyin ki yolunuzu kaybedersiniz ve onlardan geriye kalmayın ki helak olursunuz."[Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 97.]
Yine hazret şöyle buyuruyor: "Onlar ilime hayat, bilgisizliğe ölümdürler. Hi-limleri seni ilimlerinden ve zahirleri seni batınla-rından ve suskunluları mantıklarından agah eder. Halkla muhalefet etmezler ve etmiyorlar ve onda ihtilâf yaratmazlar. Yani Ehlibeyt İslâm'ın temel-leridirler. Sığınak ve emniyet vericidirler. Onlar vasıtasıyla halk kendi yerine döndü. Batıl kendi yerinden kazındı. Ve onun dili kökten çıktı. İlâhî ayini ve yolu iyi anladılar. Ve ona amel ettiler. Onu dinleyip başkalarına söylemekle yetinmediler. İlmin ravileri çok olsa da onu derk eden azdır."[ Nehcü'l-Belâğa, Kısa Sözler: 239]
Başka bir hutbede şöyle buyuruyor: "Biz Resulullah'ın sırdaşı, arkadaşı, hazinedarı ve kapılarıyız. Evlere ancak kapılarından girilir. Kapılarından girmeyene hırsız derler."[Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 154.]
Başka bir yerde şöyle buyuruyor: "Ey insanlar! Işığınızı, öğüt veren, öğüdünü tutanın ışığından yakın. Suyu şeffaf ve bulanık olmayan duru kaynaktan alın."[Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 105.]
Ali (a.s) yine buyuruyor ki: "Bizden kopup zulüm ve yalanla kendilerinin ilimde derinleşmiş olduğunu sananlar nerede? Oysa Allah derecemizi yükseltmiş, bize vermiş; onları ise mahrum bırakmış, alçaltmıştır. Bizi içeri almış ve onları çıkarmıştır. Hidayet bizimle istenebilir ve körlük bizimle giderilebilir..."[Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 144.]
Başka bir yerde yine buyuruyor ki: "Biz şerif bir topluluk ve insanlığın necibiyiz. Bizim bayrak ve alametlerimiz Peygamber'in bayrak ve alametleridir. Bizim hizbimiz Hizbullahtır. Ama isyankâr grup şeytanın hizbidirler. Bizi ve düşmanlarımızı eşit bilen, bizden değildir."[es-Savaiku'l-Muhrika, s.142.]
HİLÂFETİN TESPİTİ VE HZ. PEYGAMBER'İN (S.A.A) ALDIĞI TEDBİRLER
Hz. Peygamber (s.a.a) risaletin ilk başlarında halifeyi tayin etmekle görevlendirilmişti; o Ali'yi (a.s) Gadir-i Hum-da hilâfet makamına tayin etti ve halktan onun için biat aldı. Hz. Peygamber (s.a.a) ömrünün sonlarına doğru hilâfetin tespiti ve sağlamlaştırılması düşüncesindeydi. Bu yüz-den iki şeye çok önem verdi ki bu ikisinin gerçekleşmesi, ilelebet ümmetin salahını ve hayrını sağlayacaktı. Bu ikisinin ameli olmasını önlemek isteyenler devamlı bahane peşindeydiler. Peygamber (s.a.a) vefat etti; ama o iki yaptırıma dönük çözüm gerçekleşmemişti.
1- Pratiksel Çözüm: Üsame Ordusu Hz. Peygamber (s.a.a) hastalık yatağında, ümmetini taşkın fitneler denizinde gördüğünden, korkuyordu. Diğer taraftan ümmetin arasındaki münafıklar alçak hedeflerine yetişmek için pusudaydılar. Bu hassas zamanda, Hz. Peygamber (s.a.a) İslâm ordusunun, Üsame b. Zeyd komutanlığında Medine'den hareket etmesini istedi. Mühacir, Ensar, Ömer b. Hattab, Ebu Bekir, Abdurrahman b. Avf ve Ebu Ubeyde'ye, Üsame b. Zeyd komutanlığında ki bu orduya, katılmalarını emretti."[Tabakat-ı İbn Sa'd, c.4, s.66; Tarih-i İbn Asakir, c.2, s.391; Kenzü'l- Ummal, c.5, s.312 ve...]
Hz. Peygamber (s.a.a) bir grubun itaatsizlik ve gevşekliğini görünce, itaatsizlik edenleri lanetledi.[2- el-Milel ve'n-Nihel, c.1, s.23.]
Üsame'nin komutanlığıyla ilgili olarak bir grubun sorun çıkardığını duyunca şöyle buyurdular: "Eğer bugün siz onun komutanlığı konusunda sorun çıkarıyorsanız, bundan önce de babasının ko-mutanlığı hakkında da sorun çıkardınız. Allah'a an-dolsun! O komutanlığa layık idi, oğlunun komutanlığa layık olduğu gibi."[Tabakat-ı İbn Sa'd, c.2, s.190; es-Siretu'l-Halebiyye, c.4, s.207; el-Mağazi, c.3, s.1119 ve...]
Birkaç Soru Bu bölümde akla gelen soruları cevaplarıyla birlikte açıklamaya çalışacağız:
1- Niçin Peygamber (s.a.a) böylesine hassas bir dönemde İslâm ordusunun komutanlığına genç ve tecrübesiz birini getirdi?
2- Niçin muhacir ve ensarın büyüklerine, savaş komutanlarına ve kendilerini büyük makam ve rütbe sahibi bilen kimselere bu genç komutana itaat etmelerini emretti?
3- Hz. Peygamber'e karşı gelip, ona itaat etmeyenlerin amacı ne idi?
4- Yakında dünyadan göçeceğini bildiği hâlde neden Hz. Peygamber (s.a.a) halka, -hatta muhacir ve ensarın, hal ve akd ehlinin- kendisinden uzaklaşmaları ve Medine'yi boşaltmaları yönünde emir verdi?
Soruların Cevabı Şöyle cevap verilmelidir: Hz. Peygamber (s.a.a) bu tutumuyla (Üsame'nin komutanlığı) Müslümanların yönetimi hususunda esas ölçünün "yeterlilik ve liyakat" olması gerektiğini, hilâfet ve velâyette şöhret ve uzun ömrün aranmaması gerektiğini anlatmak istedi. Gerçekten de hilâfet ve yöneticilikte "liyakat" aranmalı. Efendimizin şu cümlede vurguladığı gibi: "Allah'a andolsun! Üsame komutanlığa layıktır." Ayrıca bu tavrıyla Ali'nin (a.s) genç olmasına rağmen Müslümanların hilâfet ve imametine seçilişinin sebebinin "liyakat" olduğunu da anlatmış oldu. Hz. Peygamber (s.a.a) Üsame ordusunu göndermekle hükümet merkezini, rakiplerden ve alçakça hedefler peşinde olanlardan boşaltmayı amaçlıyordu. Hz. Peygamber (s.a.a) bu fırsatla İmam Ali ile birlikte kalanların onunla biat etmesini ve ordunun savaştan döndüğünde olmuş bitmiş bir şeyle karşılaşmasını ve kendilerini biate mecbur görmelerini istedi. Ama ne yazık ki Hz. Peygamber'in bu tedbiri gerçekleşmedi. Bu olayda beş yerde nassa ve açık emre karşı gelindi: – İşin başında hareket etme konusunda gevşek davranılma. – Bazılarının Üsame'nin komutanlığa atanmasını kınaması. – İşin sonunda, Üsame ordusuna katılmamak. – Bazılarının Üsame'nin azli için çalışması. – Bazılarının Hz. Peygamber'in (s.a.a) vefatından sonra ordunun Medine'ye geri çevirilmesi için çalışmaları.
2- Nazarî Yaptırım: Vasiyet Yazma Girişimi Birinci tedbirin ameli olmamasından ardından Hz. Peygamber (s.a.a) vasiyet yazmaya karar verdiler. Yirmi üç yıl boyunca Ali'nin (a.s) hilâfetini defalarca tekrar etmesine ilaveten rihleti sırasında da bu desturu yazılı olarak İslâm ümmetine miras olarak bırakmak istediler. Böylece, tevil, inkar ve unutulmaktan korunacak ve ümmet yoldan sapmayacaktı. Ama Ömer b. Hattab'ın başını çektiği bir grup vasiyetin yazılmasına mani oldular ve İslâm ümmetini bu eşsiz hidayet belgesinden kıyamet gününe kadar mahrum bıraktılar. Buharî, İbn Abbas'tan şöyle naklediyor: "Hz. Peygamber (s.a.a) odasında Ömer b. Hattab da dahil olmak üzere bazı erkelerin bulunduğu bir zaman şöyle buyurdu: Kağıt ve mürekkep getirin ki sizin için bir şey yazayım ki, ondan sonra yoldan çıkmayasınız. Ömer dedi: "Hastalık Peygamber'e galabe etmiştir, Allah'ın Kitab'ı bize yeter. Sonra hazır olanlar arasında tartışma ve ihtilâf yaşandı."
|