|
RECEP
|
 |
« : 25 Şubat 2009 00:51:07 » |
|
NEDEN İMAM HUSEYİN (A.S) UNUTULMUYOR?
Fecr suresi- 27-ta 30.ayetinde buyuruyorki يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ (٢٧)ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً (٢٨)فَادْخُلِي فِي عِبَادِي (٢٩)وَادْخُلِي جَنَّتِي (٣٠) EY HUZURA KAVUŞMUŞ NEFS! ONDAN RAZI OLARAK VE RIZASINI KAZANMIŞ BULUNARAK RABBİNE DÖN. HAYDİ GİR KULLARIMIN ARASINA VE GİR CENNETİME Yunus suresi- 62. ayetinde buyuruyorki. أَلا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُمْ يَحْزَنُونَ (٦٢ İYİ BİLİN Kİ ŞÜPHESİZ ALLAH IN DOSTLARI İÇİN KORKU YOKTUR VE ONLAR HÜZÜNLENMEYECEKLERDİR DE. İMAM HUSEYN (A.S) IN KİMLİĞİ İmam Hüseyin (a.s)ın babası Hz. Ali a.s) hz. Ebu talibin oğludur. Annesi de Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in kızı hz. Fatıma (a.s)’ın ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılında dünyaya geldi. Büyük kardeşi İmam Hasan Mücteba (a.s) şehit olduktan sonra Allah’ın emri ve kardeşinin vasiyeti üzerine imamet makamına ulaştı. İmam Hüseyin (a.s) on yıl imamet etti. Yaklaşık altı ay dışında bu müddetin tümü Muaviye’nin hilafeti zamanında en zor koşullar, acı durumlar ve en ağır baskılar altında geçti. Çünkü birinci olarak dini yasalar toplumda değerini kaybetmiş, hükümetin istekleri, Allah ve Resulünün isteklerinin yerini almıştı. İkinci olarak da Muaviye ve dostları bütün mümkün yollara başvurarak Ehl-i Beyt’i ve taraftarlarını ezip Ali(a.s)’ın ismini yok etmek istiyorlardı. Ayrıca Muaviye oğlu Yezid’in hilafet temellerini atıp pekiştiriyordu. Halkın bir kısmı, hiçbir usule kayıtlı olmadığından Yezid’in hilafetine razı değillerdi. Muaviye de muhalefetlerin çoğalmasını önlemek için daha fazla baskılara başvuruyordu. NEDEN İMAM HÜSEYN (A.S) UNUTULMUYOR? İnsanlık tarihinin en canlı ve en heyecanlı hamaset ve yiğitliklerinden biri haline gelen İmam Hüseyin'(a.s) ın yaşam tarihinin (kıyamının) önemi, sadece her yıl milyonlarca insanın en güçlü ve hırçın duygu dalgalarını kendi etrafında harekete geçirmesi ve her merasimden daha aktif ve etkili merasimler var etmesi değil, Hüseyin'(a.s) ın yaşam tarihinin en önemli boyutunun tertemiz dinî, insanî ve kitlesel duygular olması ve bundan başka da bir etken ve amilin olmamasıdır. Bu tarihî kıyamı anma münasebetiyle gerçekleştirilen görkemli merasim ve gösterilerin hiç mukaddime ve tebliği faaliyete ihtiyacı yoktur ve işte bu yüzden de bu kıyamın özel bir yeri olup, bütün kıyamlar arasında benzerine rastlanılmamaktadır. Genelde bu hakikati bilmekteyiz, ancak çoğularının (özellikle de gayri İslamî düşünürlerin) anlayamadığı ve kördüğüm bir bilmece şeklinde kalan bir şey vardır: Nitelik ve nicelik açısından bir çok benzeri olan bu tarihî vak'aya neden bu kadar önem verilmektedir? Neden bu kıyamı anma merasimleri her yıl bir geçen yıldan daha canlı, daha aktif ve daha coşturucu bir şekilde gerçekleştiriliyor? Bugün Emevî sultanlardan ve onların uşaklarından bir haber yokken ve Kerbela olayındaki kahramanların şimdiye kadar unutulması gerekirken, neden Kerbela kıyamı ebediyetle özdeşleşmiştir? Bu sorunun cevabını, Kerbela kıyamının asıl hedeflerinde aramak gerek. Zannediyoruz ki, bu meselenin tahlili İslam tarihinden haberdar olan kimseler için zor olmasa gerek. Daha açıkçası; kanlı Kerbela olayı, hükümeti ele geçirmek veya toprak elde etmek için çarpışan iki siyasi rakibin savaşına benzemez. Kerbela olayı, iki düşman kabilenin kin ve nefretlerinin infilakı neticesinde ortaya çıkan ve üstünlük sağlamak amacıyla gerçekleştirilen bir savaşa da benzemez. Bu olay, iki fikrî ve itikadî mektebin savaşından apaçık bir sahnedir. İnişli çıkışlı insan tarihi boyunca, en eski zamanlardan bu güne kadar bu savaşın alevi asla sönmemiştir. İşte bu savaş, bütün peygamberlerin ve dünyayı ıslah etmek azminde olan bütün salih kulların savaşının uzantısıdır. Bedir ve Ahzab savaşlarının devamıdır. Bildiğimiz gibi, İslam Peygamberi fikrî ve içtimaî bir kıyamın önderi olarak, insanları putperestlik ve hurafelerden, insanların özgürlüğünü cehalet ve zulüm kıskacından kurtarmak için kıyam edip ve bu değişimin gerçekleşmesinde temel rol oynayan mazlum ve ezilmiş kitleleri kendi etrafında topladığında, bu islahî kıyamın muhaliflerine öncülük eden Mekke'nin putperest ve faizci zenginleri kendi saflarını daha bir sıklaştırdılar. Bu nidayı kıstırmak için bütün güçlerini kullandılar. Bu hususta öncülük eden Emevîler idi ve onların başında Ebu Süfyan bulunmaktaydı. Ancak, İslam'ın azameti ve insanı hayrete düşüren etkisi karşısında nitekim dize geldiler ve örgütleri tamamen dağıldı. Evet, Emevîlerin, İslam'ı yok etmek için kurdukları örgüt dağıldı; ama onların kökü kazılmadı ve bu da onların yaşamındaki bir dönüm noktasıydı. Yenilgiye uğrayan, zayıf, inatçı ve yeminli her düşman gibi bunlar da İslam'ı yok etmek için başlatmış oldukları açık ve zahir faaliyetlerini perde ardından ve gizli bir şekilde yürütmeye başlayıp, uygun bir fırsatın gelmesini beklediler. Ümeyyeoğulları Hz. muhammed (s.a.a) In vefatından sonra halkı, İslam öncesi döneme ve cahiliyet devrine döndürmek için hilafete sızmaya çalışıp peygamberin devrinden uzaklaştıkça hilafete sızma ortamını daha uygun ve elverişli görüyorlardı. Özellikle Ümeyyeoğullarından olmayan kimselerin, bir takım nedenlerden dolayı bazı cahiliyet sünnet ev geleneklerini yeniden hayat alanına döndürüp ihya etmesi "Cahiliyet kıyamı" için daha uygun bir ortam hazırlamıştı. Yaşam safhasına döndürülen cahiliyet geleneklerinden bazıları şunlardan ibaretti: 1-İslam'ın iptal ettiği ırkçılık meselesi, bazı halifeler tarafından yeniden gündeme getirilip ihya edildi ve Araplar acemlerden (Arap olmayanlardan) üstün tutuldu. 2- İslam'ın ruhuyla bağdaşmayan haksızlıklar ortaya çıktı. Peygamberin zamanında, Müslümanlar arasında eşit olarak taksim edilen beytülmal, artık eşit olarak bölünmüyor, bazıları boş sebeplerden dolayı üstün tutuluyordu ve sınıflaşmalar da yeniden başlatıldı. 3- Hz. Muhammed'(s.a.a)ın döneminde liyakat, ilmi değerler, ahlak ve takva ölçüsünde fertlere verilen makam ve hassas mevkiler, bazı halifelerin kendi akraba ve yakınlarına verildi. İşte tam bu sırada Ebu Süfyan oğlu Muaviye, İslamî hükümete sızarak İslam'ın en hassas ve stratejik bölgelerinden biri olan "Şam" bölgesinin valiliğini ele geçirdi. Bu bölgedeki cahiliyet devri kalıntılarının yardımıyla İslam hükümetini tamamen ele geçirmek ve cahiliyetin bütün sünnetlerini başlatmak için ortam oluşturmaya başladı. İşte başlatılan ve cahili atmosfer ve dalga öylesine güçlüydü ki, Hz. Ali (a.s) gibi din uğrunda her şeyinden geçen bir insan hilafeti boyunca, Müslümanlara gölge düşüren bu karanlık bulutları dağıtmakla meşgul oldu. Bu gayri İslamî canlanış ve bu başlama öylesine aşikardı ki, buna öncülük edenler bile onu gizleyemiyorlardı. Hilafet Ümeyyeoğulları ve Mervanoğullarının eline geçince, Ebu Süfyan tarihî cümlesinde pervasızca şöyle demişti: "Ey Ümeyyeoğulları! Saltanatı kimseye kaptırmamaya çalışın (saltanat topunu birbirinize pas verin). Andolsun yemin ettiğim şeye ki, cennet ve cehennem diye bir şey yoktur! (Muhammed'in kıyamı, siyasi bir kıyamdan başka bir şey değildir)." Muaviye de Irak'ta musallat olduğu zaman Kûfe'de konuştuğu hutbesinde şöyle demişti: "Ben namaz kılmanız ve oruç tutmanız için buraya gelmedim; buraya gelmemin sebebi size hüküm sürmektir, bana muhalefet eden herkesi yok ederim, bilmiş olun!" Yezid de Kerbela'da şehit edilen özgür insanların kesik başlarını gördüğünde demişti ki: "Keşke Bedir savaşında öldürülen atalarım burada olsaydı da Haşimoğullarından nasıl bir intikam aldığımı ve bu manzarayı görselerdi." İşte bu sözlerin tümü, bu gayri İslamî hareketin mahiyeti ve hakikatini ortaya koyan delillerdir. Bu hareket ilerledikçe, daha aşırı ve şiddet boyutu kazanıyordu. Aziz İslam dinini tehdit eden ve Yezid'in saltanatı döneminde de son haddine varan bu büyük tehlike karşısında İmam Hüseyin (a.s) nasıl susabilir ve sessiz kalabilirdi? Bu surette Allah, Peygamber (s.a.a) bütün İslam toplumuna gölge düşüren bu kahredici, öldürücü sessizliği fevkalâde bir fedakarlık ve mutlak bir özveriyle kırmamalı ve Ümeyyeoğullarının tebligatı ardında gizli olan bu cahilî hareketin çirkef yüzünü ortaya çıkarmamalı mıydı? Hayır, Hüseyin (a.s) gibi biri böyle bir alçaklığa boyun eğemezdi ( ceddi peygamber (s.a.v) boyun eğmemiştiki) ve bunu da kendi kanıyla İslam tarihinin alnına parlak satırlarla yazdı. Yazdı ki, ebediyetle birleşsin ve gelecek nesiller için ölümsüz bir ders olsun. Evet, Hüseyin (a.s) bunu yaptı, İslam karşısındaki büyük ve tarihi risaletini yerine getirdi, Ümeyyeoğullarının gayri İslamî hile ve komplolarını darmadağın, zalimane ve sinsice başlatmış oldukları en son faaliyetlerini de tahrip etti. İşte Hüseyin (a.s)ın kıyamının gerçek yüzü ve hakikatı budur. İmam Hüseyin'(a.s)ın ad ve tarihinin de neden unutulmadığını bundan anlıyoruz. İmam Hüseyin (a.s) bir asra, bir nesle ve bir zamana mahsus değildir, O'nun kendisi de hedefi de ebediyet ve ölümsüzlükle özdeşleşmiştir. O, hak, adalet ve özgürlük yolunda Allah ve İslam uğrunda, insanları kurtarmak ve de insanî değerleri ihya etmek doğrultusunda şehadet şerbeti içti. Bu mefhumlar zaman aşamasına uğrayıp eskilebilir mi, bu gerçekler unutulabilir mi?... NEDEN İMAM HUSEYN (A.S) UNUTULMUYOR 1-kıyamındaki hedefi unutulmaya yüz tutmuş dedesi resulullahın getirdfiği dini yeniden ihya etmek ve dinin kurallarını peygamber(s.a.v) in dönemindeki olduğu gibi uygulamak ve asla taviz vermemek. 2- maksadının tamamen rızan lillah olması (rızan berızak teslimen liemrik. ) 3- İmamı huseyn (a.s) nuru ilahi olduğu için hiçbir zaman bu nuru kimse söndüremez. GELİN DOSTLAR BİR OLALIM İMAM HUSEYİN (A.S)IN ŞEMSİYESİ ALTINDA CEM OLALIM.
1- Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a): "Ben sizlerin içinde iki değeri biçilmez şey bırakıyorum, bunların biri diğerinden daha büyüktür; benden sonra bunlara sarılırsanız sapıklığa düşmez-siniz. Bunlardan biri Allah ipi mesabesinde olup gökten yere uzatılmış Allah'ın kitabı Kur'an'dır, diğeri ise itretim olan Ehlibeyt'imdir. Benden sonraki bu iki halefime nasıl davranacağınıza bakın." 2- Resul-i Ekrem (s.a.a): "Allah-u Teâla cenneti, benim Ehlibeyt'ime zulüm ve ihanet edenlere, sövenlere, onlarla sava-şanlara ve itretimi inciterek bana eziyette bulananlara haram kılmıştır." 9- Ayşe, Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Bir gün asla yanıma gelmeyen bir melek ziyaretime gelerek, "Senin bu oğlun Hüseyin öldürülecektir, istersen onun öldürüleceği yerin toprağını sana göstereyim." dedi. Daha sonra elini uzatarak (kan rengi) kırmızı bir toprak çıkartıp bana gösterdi." 11- Celaleddin Siyutî, İbrahim ve Zeyd ibn-i Ziyad'dan nakletmiştir ki: "Gökyüzü yalnız Hz. Yahya peygamber (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) için ağladı. Ağlaması ise onda bulunan kırmızılıktır. Hz. Yahya (a.s) öldürüldüğünde, gökyüzü kırmızılaştı ve gökten kan damladı; Hz. Hüseyin (a.s) de öldürüldüğünde, gökyüzü kırmızılaştı." 17- İbn-i Sa'd, Ayşe'den şöyle rivayet etmiştir: Daha sonra Resulullah (s.a.a) elini açtığında (ince kum) toprağı gördüm. Resulullah (s.a.a) bana hitaben buyurdu ki: "Ey Ayşe, canım elinde olan Allah'a andolsun ki, bu olay beni çok üzüyor. Benden sonra Hüseyin'i ümmetimden kim öldürecek?" EHLİ TESENNÜ KAYNAKLARINDA İMAM HUSEYN NE AĞLAMAK 1- Sünen-i Tirmizî, c.5, s.663 2- Zehair-ul Ukba, s.20, El Keşşaf Tefsiri, Şura suresi 23. ayetin tefsiri 3- Kenz-ül Ümmal, c.7, s.225, Dürr-ül Mensur, Kevser suresinin tefsiri 4- Hilyet-ül Evliya, c.1, s.84 5- Müstedrek-üs Sahihayn, c.4, s.464, Sünen-i İbn-i Mace, c.2, s.1366, Hadis,4082 6- Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.177 7- Sünen-i Tirmizî, c.2, s.240 ve 307, Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.166 8- Zehair-ul Ukba, s.143, Mecmau-z Zevaid, c.9, s.201, Yenabiu'l Mevedde, c.2, s.214 9- Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.6, s.294, Savaik-ul Muhrika, s.192, En Nihayet-u ve'l Bidaye, c.8, s.217 10- Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.178, Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.353, Dürr-ül Mensur, c.5, s.492 11- Dürr-ül Mensur, c.5, s.492 ve c.7, s.413 12- Zehair-ul Ukba, s.151, Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid, c.2, s.169, Menakıb-i İbn-i Meğazilî Vasitî 13- Zehair-ul Ukba, s.119, Maktel-ul İmam-is Sibt-iş Şehid-i Harezmî, c.1, s.87-88 14- Müstedrek-us Sahihayn, c.3, s.176, Maktel-ul İmam-is Sibt-iş Şehid-i Harezmî, c.1, s.158 15- Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid, c.1, s. 158, Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s. 176, 16- Nezm-ud Dürer, s.215 17- Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.6, s.294, Savaik-ul Muhrika, s.115, Hasais-ul Kubra, c.2, s.125, Mecmau-z Zevaid, c.9, s.187 18- Mecmau-z Zevaid, c.9, s.189 19- Mu'cem-ul Kebir-i Taberanî, Hz. İmam Hüseyin'in Hayatı Faslı, A'lam-un Nübüvve, s.83 20- Kenz-ül Ümmal, c.6, s.223, Füsul-ül Mühimme, s.154, Müstedrek-üs Sahihayn, c.4, s.398, Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.3, s.242, Delail-ün Nübüvve Ebi Nuaym, c.3, s.202, Zehair-ul Ukba, s.246 ve 247 21- Mu'cem-ul Kebir, İmam Hüseyin'in Hayatı Faslı, Müstedrek-üs Sahihayn, c.4, s.398, Tarih-uş Şam, Hz. Hüseyin'in Hayatı Faslı 22- El Kifayet-u li Hafiz-il Kenci, s.279, Zehair-ul Ukba, s.147, Hasais-ul Kubra, c.2, s.125, Sirat-us Seviyy, s.94, Mecmau-z Zevaid, c.9, s.118-119 23- Kenz-ul Ümmal, c.6, s.223, El Fusul-ül Mühimme, s.154, Savik-ul Murika, s.115, Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid, s.163 24- Hasais-ul Kubra, c.2, s.125, Savaik-ul Muhrika, s.115, Kenz-ül Ümmal, c.6, s.223, El Fusul-ül Mühimme, s.154 25- El İsabe, c.1, s.68, Yenabiu'l Mevedde, c.3, s.8 ve 52, El Bidayet-u ne'n Nihaye, c.8, s.217 26- Kenz-ul Ümmal, c.6, s.224, El Mu'cem-ül Kebir, Hz. Hüseyin'in Hayatı Bölümü 27- Sirat-us Seviyy, s.95, Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid, c.2, s.162 28- Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.2, s. 60-61, Camiu's Sağir, c.1, s.13, Savaik-ul Muhrika, s.115, Zehair-ul Ukba, s.148 29- Delail-ün Nübüvve, c.3, s.211, Hasais-ul Kubra, c.2, s.126, Kitab-u Sıffin li Nasr ibn-i Mezahim, s.158, Şerh-u Nehc-il Belaga li ibn-i Ebi'l Hadid-i Mü'tezili, c.1, s.178 30- Yenabiu'l Mevedde, c.3, s.101 31- Yenabiu'l Mevedde, c.3, s.54 32- Sahih-i Tirmizî, c.13, s.193 33- Tarih-uş Şam, Hz. İmam Hüseyin'in (a.s) Hayatı Bölümü, Sirat-us Seviyy, s.96 34- Yenabiu'l Mevedde, c.3, s.102 35- Savaik-ul Muhrika, s.199, Yenabiu'l Mevedde, c.3, s.90 36- Yenabiu'l Mevedde, c.3, s.31 ve 32, Savaik-ul Muhrika, s.199, El Bidayet-u ve'n Nihaye, c.8, s.209 37 Yenabiu'l Mevedde, c.3, s.47 ve 93, Cevahir-ul Akdeyn, c.2, s.333 38- Meveddet-ül Kurba, s.32, Yenabiu'l Mevedde, c.2, s.323, Menakıb-i İbn-i Meğazilî 39- Yenabiu'l Mevedde, c.3, s.48-49 ve 100, Mi'rac-ul Vusul-i Cemaleddin Zerendî, s.215, El Bidayet-u ve'n Nihaye, c.8, s.216
|