06 Şubat 2012 15:46:10
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
TEHLİKEDEKİ İNANCIMIZ!
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: TEHLİKEDEKİ İNANCIMIZ!  (Okunma Sayısı 3091 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Menem Huseyn'in Divanesi
Administrator
*

Üyeyi Alkışla 1204
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1441


Allahumme Eccilli Veliyyikel Ferec


Site
« : 13 Ocak 2010 16:13:25 »



       Iğdır’ın  demografik  yapısı  ilginç bir  özellik  göstermektedir. Nüfus  akışı  yoğundur. Iğdır’dan büyük  şehirlere ve  Avrupa’ya yoğun  bir  göç  varken,  diğer  şehirlerden de  Iğdır’a yerleşenler  çoğalmaktadır.  Hemen  hemen dünyanın  her  ülkesinde ve  her  şehrinde  bir  Iğdırlı  aile  yaşamaktadır. Ancak  bu  Iğdırlıların “Iğdır Sevdaları”  bitmemekte, imkanlar  ölçüsünde Iğdır  ziyaret  edilmektedir. Çünkü her  Iğdırlı,  ölenlerinin  mezarını ziyaret etmek,  doğup  büyüdüğü  toprakların  kokusunu içine  çekmek istemektedir. 
Iğdır’da  doğmayanlar da anne  babalarından, mutlaka “Iğdır’ın  özlemini”  duyarak Iğdır’ı  merak  etmektedirler.
Iğdır’da yaşayan Azerilerin  %  100’ü  Şii’dir. Yani  Caferi  itikadına  göre  ibadet  etmektedirler. Iğdır’da  Caferi  itikadına  göre  yaşamak bir  sorun  değil. Çünkü  sosyal  hayat  Caferi geleneklerine  göre  düzenlemiştir. “Ölü Bayramı”, “Navruz  Bayramı”, “Hz. Hüseyin’in Matemi”, “ Baca baca”,    gibi  belirli  günler  anılırken,  çocuklar temel dini ve  kültürel bilgileri  almaktadırlar.
Iğdır’ın    dışında yaşayan Azeri  Türkleri,  bu  kadara  şanslı  değiller….  Çünkü  Türkiye’nin okullarında  dini  bilgiler Hanefi  Mezhebi’nin anlayışına  göre  verilmektedir. Yurt  dışında da dini  bilgiler  konsolosluklar  aracılığı  ile, ya da Türkiye’den gönderilen  din kültürü  öğretmenleri    aracılığı  ile yine  “Hanefi Mezhebine”  göre  verilmektedir.
Yaşadığınız apartmandaki  insanlarında  büyük  çoğunluğu “Sünni’dir”. Her halükarda, çocuklarımız “Hanefi  Mezhebi’nin”  baskısı  altında  yetişmektedir.  Hele  okuldaki öğretmen  biraz  bağnaz  ise, ve  sizin  çocuğunuz  biraz  dindarsa yandınız… O  bağnaz  öğretmen, sizi de,  çocuğunuzu da,  yalan  sözleri  ile  bunaltır….
Peki  ne  yapalım?  Doğru olduğuna inandığımız  inancımızı mı  değişelim? Yoksa direnelim mi?...
İşin püf  noktası  galiba burada.. İnancınızı  değişmek,  ya da direnmek…
Tabiî ki tercihimiz, direnmektir… Hem de, doğruluğundan  şüphemiz olmayan  inancımızda  direnmek…
Neden  inancımızın  doğruluğundan  şüphemiz  yok?
Bu  soruya  cevap  vermek  için  ister  istemez “Peygamber “  dönemine  gitmemiz  gerek:
Sevgili  Peygamberimiz  “Veda  Haccında” “Gadir-i Hum”  denilen  yerde,  kendisinden  sonra  yerine vekalet  edecek  adamın “Hz. Ali “  olduğunu  açık  bir  şekilde  söyledi. Buna  rağmen, Peygamber ölür  ölmez,  Ebubekir,  Ömer, Osman  üçlüsü  tarafından  sözde  bir  seçim  yapılıp, Hz. Ali  devre  dışı  bırakıldı, halife olarak  Ebubekir  seçildi..  İşte “Hariciliğin”  temeli böyle atıldı. Müslümanlar  arasına nifak böyle sokuldu.
Peygamber’in  vasiyetini dinleyenler, Hz. Ali’yi,  Ebubekir,  Ömer, Osman üçlüsüne  direnmemesi  nedeniyle “istenmeyen adam” olarak ilan ettiler. Oysa,  Hz. Ali, Müslümanların  bölünmesini  istemediği  için, malum ittifakı içine  sindirmişti. “Belki  düzelir”,diye  beklemişti. Ancak Ebubekir’den  sonra her  nedense seçim  yapılmayarak halifelik Ömer’e,  daha  sonra da  Osman’a  geçecekti…. Osman,  öldürülüp, halifelik için  “Hz. Ali’ye” halifelik  teklif  edildiğinde,  artık  yapacak  bir şey  kalmamıştı…
Çaresiz  bir  şekilde  “halifeliği”  kabul  eden  Hz Ali’nin  karşısına,  Osman’ın  amcası  oğlu  Muaviye çıktı… Peygamber’in dul karısı Ayşe’yi de  yanına  alarak,  Hz. Ali’ye  savaş  açtı… Cemel Vakası(656) ve Siffin Savaşı’nda(657), Hz. Ali  üstün  gelmesine  rağmen,  Hakem Olayı’nda Muaviye’nin hakeminin hilesine boyun  eğdi….
Hz. Hamza’nın  ciğerini çiğ  çiğ  yiyen  Hind’in  oğlu  Muaviye,  savaş  boyunca  çeşitli  hilelere  başvurdu. Kur’an’ın sayfalarını  mızrakların  başına  geçirdi. İçindeki  halife  olma  isteğini  söylemeyerek,  Osman’ın  öldürülmesini  bahane  edip, etrafına  adam  topladı.
Muaviye’nin hakem  olayındaki  hilesinden  sonra ortaya  çıkan “Hariciler”  Hz.  Ali’yi  öldürdüler.
Muaviye’nin  kötülükleri yüzünden,  Peygamber’in  soyu tükendi  ve  binlerce Ehl-i Beyt  dostu  hunharca öldürüldü.
Hz. Hasan’ı Muaviye  zehirletti. Yerine  geçen oğlu  Yezit, 72 masumu  öldürdü. Yıllarca, Peygamber’in  soyuna, cami  minberlerinden küfür  edildi.
Yezid’in katliamından sadece  İmam Zeynel Abidin sakat olduğu için  sağ  kalabildi.  O  zamanki  geleneklere  göre  sakat olan erkekler ve  kadınlar  öldürülmüyordu.
Müslümanlar  arasına sokulan  nifak  tohumlarını derinleştirmek  için, Peygamber  Efendimizi  sadece iki  yıl  tanıyan  Ebu  Hureyra’nın ağzından 5000  civarında hadis yazdılar.(Bu  hadislerin  büyük bir  bölümü sonradan uydurulmuştur.) Aynı  kaynaklar çocukluğundan  beri Hz. Peygamber’in  yanında yetişen, amcası oğlu,  damadı, O’nun uğrunda ölümü  göze  alabilen Hz. Ali’den,  sadece 500 hadisi doğru olarak kabul  etmişlerdir. Dört mezhep te (Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli) Emeviler  döneminde  kurulmuştur…

Yezid’in  zulmünden  sağ  olarak  kurtulan İmam  Zeynel Abidin’in torunu olan Cafer-i Sadık,  babası  İmam Muhammed Bakır tarafından iyi  bir  alim  olarak  yetiştirildi.  Zamanının en  bilgin  dini alimlerindendi. Sosyal  hayatta görülen  karışıklıklar Cafer-i Sadık’ın  huzurunda  çözülürdü. Hanefi  Mezhebi’nin  kurucusu Nu’man Bin Sabit (İmam Azam)  Cafer-i  Sadık’ın  öğrencisidir.
Görüldüğü  gibi  bir  tarafta Peygamber’in  Soyu  vardır,  öbür  tarafta Ebu  Süfyan’ın soyu.. (Yezid’in dedesidir). Bir  taraf, dedesi olan Peygamber’in  yolundan çıkmamak  için seve  seve  ölüme  gitmektedir. 
Allah  tarafından en çok  sevilen,  Kur’an’da “habibim”  diye  hitap  edilen, Alemlerin  Efendisi Hz.  Peygamber’in o  mübarek  dudakları ile  öptüğü Hüseyin’in boynunu kesen kalleş kılıç, öbür  tarafın  elindedir.
Birazcık  inancı  olan, hangi  tarafı  seçer? Emeviler  döneminde  çıkarılan dört mezhebi mi? Yoksa Peygamber’in: “Onlara dost olan benim dostum, onlara  düşmanlık eden, benim düşmanımdır.” dediği,  Hasanla Hüseyin’nin(Ehl-i Beyt) tarafını mı?
Ehl-i  Sünnet’e  itikadına göre  ibadet eden kardeşlerime “inancı yoktur”  ya da  “inançları batıldır”  demem… Diyemem!...  Haddimi  aşmış  olurum. Ama Ehl-i  Sünnet din  alimlerine  sitem  etmekteyim. Doğruyu,  söylemekten  kaçındıklarını  düşünmekteyim…  Nitekim  yıllarca Diyanet  İşler  Başkanlığı  yapmış sayın  Süleyman Ateş,  emekli  olduktan  sonra yazmış  olduğu  kitapta “namazın üç vakitte kılınabileceğini”  yazmıştır..
Canlı  izlediğim  bir  TV  programında spikerin:”Bu  konuyu  neden daha  önce yazmadınız?”    sorusuna :” Ben Kur’an’ı, emekli olduktan  sonra tesvir  etmeyi  öğrendim. Daha önce namazın, üç  vakitte  kılınabileceğini bilmiyordum!...”    diye  cevap  verdi…
Böylesine  önemli  bir  konuyu,  bir  diyanet  işleri  başkanının bilmediğini inandırıcı  bulmak  mümkün değil…  Ehli  Sünnet  inancındaki  kardeşlerimizde Hasan  ve  Hüseyin’in Hz. Peygamber  yandaki önemini bilmektedirler. Ancak iş onların hakkını  gasp  edip,  onları  öldürenlere  geldiğinde,  tavırları  biraz  değişmektedir. Muaviye, Yezit  ve  onların  sülalerinin yaptığı  zulümler konuşulduğunda: 
“ Canım bunlar, o  zamanın  siyasi  olaylarıdır.”  Diyerek, Ehli Beyt’e  haksızlık  yapıldığını  kabul  etmemektedirler.
Ebubekir , Ömer, Osman  ve Muaviye “sahabe”  olarak  kabul  edilmekte,  Ehli Beyt’e yanlış ve haksızlık yaptıkları düşünülmemektedir.
Oysa  durum  öyle  değildir. Ehl-i Beyt’e  açık  bir  haksızlık  yapılmıştır. Yapılan haksızlık Peygamber’in  kendisinedir,  vasiyetinedir, torunlarınadır.  “Bunlar siyasi olaylardır”  diyerek  savunma  yapılamaz.

Ama ne  yapalım. Ehl-i Sünnet  kardeşlerimiz de tıpkı  bizler  gibi, dini inançlarını  önce  ailelerinden,  sonra  okullarda öğrenirler. İşin  tarihçesini de pek  bilmezler.  Allah’a  inanmak için izledikleri  en  doğru  yolun, kendi  izledikleri  yol  olduğunu  düşünürler…
Bu düşüncelerle  yetişen insanların Caferi İtikadine bakış  açıları müspet  değildir.  Konuyu  iyi  bilen alimlerde konuşmazlar  veya  konuşturulmazlar…
Iğdır  dışında  yaşayan Caferiler  kendilerini ifade  edene  kadar,  akla  karayı  seçmektedirler. İbadet  şekilleri  nedeniyle horlandıkları, aşağılandıkları,  hatta taciz  edildikleri  bir gerçektir.  Yeteri  kadar Dini  bilgisi  olmayan  ailelerin  çocukları,  Caferi  itikadini zaman  içerisinde  terk  etmektedirler. Burada Caferi din  alimlerine,  sivil  toplum kuruluşlarına  ve  aydınlara büyük  görev  düşmektedir. Caferilik  ve  Ehl-i  Beyt  sevgisi  her  platformda anlatılmalıdır.
Çocuğunu  kaybetmek  istemeyen anne  ve  babalar da, kendi ibadet  şekillerini çocuklarına öğretmelidirler.
Allah  ölenlerimizi  Ehl-i  Beyt’in  yanından, kalanlarımızı ise Ehl-i  Beyt’in yolundan ayırmasın…

Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

MENEM HUSEYN'İN DİVANESİ
MENEM O ŞEMİN PERVANESİ
İLAHİ AŞKIMIN KABESİ
kerbelalı
Tecrübeli
***

Üyeyi Alkışla 18
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 218


« Yanıtla #1 : 17 Ocak 2010 23:38:02 »

Çok güzel bir yazı kaleme almişsiniz .malsef bu sorunlar şiaların azınlıkta olduğu her yerde yaşanmakta.şialar öcü gibi görülmekte hatta hakarete uğramaktalar.
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |
HUSEYNİ SEVDA!..
Administrator
*

Üyeyi Alkışla 1706
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7218



« Yanıtla #2 : 18 Ocak 2010 16:02:05 »

Allah razı olsun meşedi hadi çok güzel bir yazı yazmışsın bazen gerçekleri duymak hoşuna gitmez insanların ama gerçekten bu zamanda ailesine e çocuklarına sahip olmak dini bilgilerle donatmak islamla yaşamayı öğretmek çok zordu Allah başaranlardan razı olsun başaramayanların da yardımcısı olsun Allah kalemine kuvvet versin.
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |

HÜSEYNİ SEVDA!..
Ateşlere atılırken, İbrahim gibi “Hasbunallahu we ni’mel wekil” zikriyle, Allah’tan başka kimseden yardım istememenin adıdır,
Hüseyni Sevda.
Karanlık denizlerde Hut’un karnında, Yunus gibi sadece Allah’a el açmanın halidir,
Hüseyni Sevda.
Nefsine aldanıp ilah olduğunu savunan Firavun ve ordusunu, denize batıran Musa’nın elindeki asa’dır,
Hüseyni Sevda.
Peygamberlerin hatemi, kainatın efendisi,Allah ’ın habibi
Hz. Muhammed (s.a.v)’ın “Ümmeti! Ümmeti” derken, Mübarek gözlerinden dökülen gözyaşlarından bir damladır,
Hüseyni Sevda.
Kerbela çölünde yalnız… Kerbela çölünde yardımsız…
Kerbela çölünde bikes bırakılan İmam Hüseyin’in; “Heyhat mine zillet!.. İslam için öleceksem, ey kılıçlar alın canımı! feryadıdır.
Dünya hayatına önem vermeyip, kendini kardeşlerine feda etmenin…
İzzet ve şeref ile şehadete kucak açıp,
''Kulli yevmin Aşura kulli erzin kerbela'' diyebilmenin adıdır
mazlum huseyn
Huseyn Divanesi
******

Üyeyi Alkışla 40
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 633


« Yanıtla #3 : 24 Ocak 2010 10:42:55 »

yazıya katılmamak imkansız güzel bir yazi kaleme almışsınız.
Kayıtlı
Bu Sayfayı Paylaş
Share |
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır

TEHLİKEDEKİ İNANCIMIZ! Etiketleri
TEHLİKEDEKİ İNANCIMIZ!
TEHLİKEDEKİ İNANCIMIZ! Resimleri
TEHLİKEDEKİ İNANCIMIZ! Videoları
GoogleTagged

Gitmek istediğiniz yer:  
Konu Linki:
BB Kodu :
HTML Kodu: