|
huseyinruhullah
|
 |
« : 08 Mayıs 2009 19:56:52 » |
|
Ve buyurmuştur: "Kitabı okuduğunuz halde, İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyormusunuz? Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?" (Bakara, 44)
Ey Hişam! Sonra Allah çoğunluğu yermiş ve şöyle buyurmuştur: "Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırır." (En'am, 116)
Ve buyurmuştur: "Onlara, andolsun ki, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Allah " derler mutlaka... De ki: Hamd Allah 'a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmezler." (Lokman, 25) Ve buyurmuştur: "Andolsun ki onlara, "kim yağdırır gökten yağmuru da onunla, ölümünden sonra diriltir yeryüzünü " diye sorsan "Allah " derler mutlaka; de ki: Hamd Allah 'a, fakat çoğu akletmezler." (Ankebût, 63)
Ey Hişam! Sonra Allah, azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur: "...Kullarımdan pek azı şükreder." (Sebe, 13) Ve buyurmuştur: "Bunlar da ne kadar az!" (Sâd, 24)
Ve buyurmuştur: "Firavun hanedanından imanını gizleyen bir mümin: Rabbim Allah'tır, dediği için mi adam öldüreceksiniz-.." (Mü'min, 28) Ve buyurmuştur: "Ve inananları gemiye yükle dedik; Zaten mahiyetinde bulunan inanmış kişiler de pek azdı..." (Hûd, 40) Ve buyurmuştur: "Fakat onların çoğu bilmezler." (En'am, 37)
Ve buyurmuştur: "Onların çoğu aklını kullanmaz." (Mâide, 103)
Ve buyurmuştur: "Onların çoğu farkında değildir." (Yunus, 60)
Ey Hişam! Allah, temiz akıl sahiplerini en güzel niteliklerle anmıştır. Onları en göz alıcı süslerle bezemiş ve şöyle buyurmuştur: "Dilediğine hikmet verir. Kime hikmet verilmişse büyük bir hayır verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası, öğüt alıp düşünmez." (Bakara, 269) "İlimde derinleşenler; ona inandık hepsi Rabbimizdendir derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez." (Âl-i İmran, 7)
Ve buyurmuştur: "Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün ard arda gelmesinde, temiz akıl sahipleri için ayetler vardır." (Âl-i İmran, 190)
Ve buyurmuştur: "Sana Rabbin tarafından indirilen kitabın hak olduğunu bilen, kör gibi olur mu? Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünür." (Ra'd, 19)
Ve buyurmuştur: "Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (O inkârcı gibi midir?). De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak temiz akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür." (Zümer, 9) "Sana bu mübarek kitabı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik." (Sâd, 29)
Ve buyurmuştur: "Andolsun ki biz, Musa'ya doğru yolu gösteren kitabı verdik ve İsrailoğullarını da mirasçı ettik o kitaba ki, aklı başında olanları doğru yola sevk eder, onlara ibrettir, hatırlatmadır." (Mü'min, 53-54) Ve buyurmuştur: "Sen, yine de hatırlat. Çünkü hatırlatmak, mü'minlere fayda verir." (Zâriyat, 55)
Ey Hişam! Allah-u Teâlâ, kitabında şöyle buyurmuştur: "Bu kitapta kalbi olan kimse için bir hatırlatma vardır." (Kaf, 37) Ayette geçen kalp kelimesinden maksat, akıldır. Bir ayette de şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki biz, Lokman 'a hikmet vermiştik." (Lokman, 12) Yani anlayış ve akıl vermiştik.
Ey Hişam! Lokman oğluna şunları söyledi: "Hak karşısında mütevâzi ol ki, insanların en akıllısı olasın. Zekâ, hak karşısında çok basit kalır. Oğulcuğum! Dünya derin bir denizdir. Orada nice âlemler batıp gitmiştir. O halde bu denizde takva, senin gemin olsun. Bu gemiyi yürüten enerji iman olsun. Geminin yelkeni tevekkül olsun. Kaptanı akıl olsun. Kılavuzu ilim olsun. Demir atması da sabır olsun."
Ey Hişam! Hiç kuşkusuz her şeyin bir kılavuzu vardır. Aklın kılavuzu da düşüncedir. Düşüncenin kılavuzu da suskunluktur. Her şeyin bir bineği vardır. Akim bineği de tevâzudur. Yasaklandığın şeyleri işliyor olman, senin cahil biri olduğunun en belirgin kanıtıdır.
Ey Hişam! Allah, nebi ve resullerini, kullarına Allah ile ilgili olarak sırf akıllarını kullansınlar diye göndermiştir. Bu bağlamda peygamberlere en güzel karşılığı verenler, en güzel marifet mertebelerine ulaşanlar olmuşlardır. Allah'ın emrini en iyi bilenler, akıl bakımından en güzel olanlar olmuşlardır. Akıl bakımından en olgun ve en kusursuz olanları, dünya ve ahirette en yüce mertebelere erişenler olmuşlardır.
Ey Hişam! Allah'ın insanlara sunduğu iki kanıtı vardır. Biri açık, biri de gizlidir. Açık kanıt, resuller, nebiler ve imamlardan (selâm üzerlerine olsun) oluşur. Gizli kanıt ise akıldır. Ey Hişam! Akıllı insan o kimsedir ki, helâl işlerle uğraşmak, onu şükretmekten alıkoymaz, haramlar da sabrını kıramaz.
Ey Hişam! Üç şeyi üç şeye musallat kılan kimse, aklını yıkmaya yardım etmiş gibidir. Uzun dünyevi beklentilerle düşünce nurunu karartanlar...
Çok konuşup boşboğazlık etmekle hikmetinin tomurcuklarını mahvedenler...
Nefsinin şehevi arzularıyla öğüt alma yeteneklerinin aydınlığını söndürenler...
Böyle kimseler akıllarını yıkmak için nevalarına yardım etmiş olurlar. Aklını yıkan bir kimse de dinini ve dünyasını ifsad etmiş olur.
Ey Hişam! Sen kalbini Rabbinin emrini yerine getirmekten alıkoyduğun ve aklını yenilgiye uğratsın diye hevânın isteklerine uyduğun halde amelin Allah katında gelişir (arınır) mı?
Ey Hişam! Yalnızlığa karşı sabır göstermek, aklı gücünün belirtisidir. Kim Allah-ı tanırsa, Onu bilirse, dünya ehlini ve dünyayı arzulayanları terk eder, Allah katında olanları arzular. Allah, yalnızlıkta onun yoldaşı, birlikte onun arkadaşı, yoksullukta onun zenginliği olur. Ve kimi kimsesi olmadan onu izzetlendirir.
Ey Hişam! Hak, Allah'a itaat olunsun diye konmuştur; kurtuluş da ancak itaatle olur. İtaat ilimle, ilim öğrenmeyle, öğrenmek ise ancak akıl ile sağlama alınır. Ancak rabbani âlimden edinilen bilgiye bilgi denir. İlmi tanımak da akıl ile olur.
Ey Hişam! Bir âlimin işlediği az bir amel kabul görür ve katlanarak artar. Hevâ ve heveslerinin peşinden gidenlerin, cahillerin işledikleri çok amel ise geri çevrilir.
Ey Hişam! Akıllı insan, dünyadan az bir şeye ama hikmete sahip olmak koşuluyla razı olur. Fakat dünyaya sahip olmakla beraber hikmetten az bir şeye razı olmaz. Bu yüzden kârlı bir ticaret yapmıştır. Ey Hişam! Akıllı insanlar dünyanın fazlalıklarını terk etmişlerdir, günahları mı terk etmeyecekler? Kaldı ki, dünyayı terk etmek erdemlilik, günahları terk etmekse zorunluluktur.
Ey Hişam! Akıllı insan, dünyaya ve dünyalıklara baktı ve gördü ki, bunlar; ancak meşakkatle elde edilebiliyor. Sonra ahirete baktı ve gördü ki, onu elde etmek de ancak meşakkatle mümkündür. O zaman bunlardan en kalıcı olanını tercih etti.
Ey Hişam! Akıllı insanlar, dünyadan uzaklaşıp ahirete yöneldiler. Çünkü dünya, hem isteyen hem istenendir. Ahiret de hem isteyendir hem de istenendir. Bir kimse ahireti isterse, dünya da onu ister. Böylece dünyadan payına düşen rızkı eksiksiz alır. Bir kimse dünyayı isterse, ahiret de onu ister. Böylece ölüm gelip çatar, hem dünyasını hem de ahiretini altüst eder, planlarını bozar.
Ey Hişam! Malsız zenginlik, kıskançlıktan kurtulmuş huzurlu kalp ve dinde esenlik isteyen bir kimse, olgun ve eksiksiz bir akıl vermesi için Allah Azze ve Celle'ye yakarmalıdır. Çünkü akleden insan, kendisine yetene kanaat getirir. Kendisine yeterli olana kanaat getiren, kendini başkasına muhtaç görmez. Ama kendisine yeterli olan şeye kanaat getirmeyen, ebediyen zenginlik bulamaz.
Ey Hişam! Allah, sâlih toplulukların: "Ey Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi haktan saptırma. Katından bize bir rahmet bahşet. Hiç şüphesiz sen çok bahşedensin." (Âl-i İmran, dediklerini anlatıyor. Çünkü onlar kalplerin haktan saptıklarını ve eski körlüklerine ve alçaklıklarına geri döndüklerini biliyorlardı.
"Allah tarafından kendisine akıl bahşedilmeyen kimse, Allah'tan korkmaz."[5]
"Bir kimse Allah tarafından akılla ödüllendirilmemişse o kimse, kalbinde algılayacağı ve gerçekliğini hissedeceği sarsılmaz bir bilgi üzere sebat göstermez."[6]
Zaten "sözleri fiillerini doğrulayan ve gizlisi açığına uygun olan kimselerden başkası bu dereceye erişmez." [7]Çünkü Allah Tebareke, "aklın gizlisini onun açığıyla gösterir, akim açığını onun gizlisinin ifadesi kılmıştır."
Ey Hişam! Emîr'ül-Mü'minin (Ali b. Ebu Tâlib aleyhisselâm) şöyle derdi:
Allah'a akıldan daha üstün bir şeyle ibadet edilmiş değildir. Şu çeşitli hasletlere sahip olmadıkça bir insanın aklı tamamlanmış olmaz. Küfür ve kötülükten yana ondan emin olunur. Ondan doğruluk ve hayır umulur. Malının fazlasını dağıtır. Sözünün fazlasını içinde tutar. Dünyadan aldığı pay ise sadece beslenmektir. Yaşamı boyunca kesinlikle ilme doymaz. Allah ile beraberken zelîl olmak, onun için başkalarının yanında aziz olmaktan daha iyidir. Tevazu, ona göre şereften daha iyidir. Başkasının sergilediği az miktardaki iyilikleri çok görür, kendisinin sergilediği çok miktardaki iyilikleri ise azımsar. Bütün insanları kendisinden daha iyi görür. Kendi yanında kendinin, insanların en kötüsü olduğunu düşünür... İşte bu, dinin özüdür.
Ey Hişam! Akıllı insan, içinde yalana karşı bir eğilim olsa da yalan söylemez.
Ey Hişam! İnsanlığı, kişiliği olmayanın, dini de olmaz. Aklı olmayanın da insanlığı, kişiliği olmaz. En yüksek mertebede olan insan, dünyayı kendisi için bir değerli pay olarak görmeyen kimsedir. Sizin bedenlerinizin asıl fiyatı cennettir. Bedenlerinizi cennetten başka bir fiyata satmayın.
Ey Hişam! Emîr'ül-Mü'minin şöyle derdi: «Bir insanın akıllı olduğunun belirtisi şu üç hasleti üzerinde taşıyor olmasıdır: Bir soru sorulduğu zaman cevap verir. İnsanların konuşmakta güçlük çektikleri durumlarda konuşur. Ailesinin yararına olan görüşler ortaya koyar... Bu üç özelliği üzerinde taşımayan insan ahmaktır.»
Emîr'ül-Mü'minin devamla şunları söyledi: «Bir meclisin başköşesine ancak bu üç özelliği ve özelliklerden birini üzerinde taşıyan kimse oturur. Bir kimsede bu özellikler yoksa ve gidip meclisin başköşesine oturursa, o kimse ahmaktır.» Hasan b. Ali (aleyhisselâm) şöyle demiştir: «Bir ihtiyacınızı gidermek istediğinizde, onu ehlinden isteyin.» Orada hazır bulunanlar dediler ki: "Ey Resûlullah'ın oğlu, ehli kimdir?" Dedi ki: «Allah'ın kitabında kıssalarını anlattığı, andığı ve haklarında: "Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünürler" (Zümer, 9) dediği, akıl sahibi kimselerdir.» Ali b. Hüseyin (Zeyn'ül-Abidin aleyhisselâm) şöyle der:
«Sâlihlerle oturmak, sâlih olmaya götürür. Âlimlerin davranışları, aklı artırıcı etkinliğe sahiptir. Âdil valilere itaat etmek, onur ve izzeti artırır. Malı verimli kılmak da, kişiliğin tamam oluşunun göstergesidir. Doğruyu öğrenmek isteyenlere doğruyu göstermek, nimetin hakkını vermektir. Başkasına eziyet etmekten vazgeçmek, akim olgunluğunun göstergesidir. Bedenin dünya ve ahirette rahat etmesi de akıldandır.»
Ey Hişam! Akıllı insan, kendisini yalanlamasından endişe ettiği kimseyle konuşmaz. Vermemesinden korktuğu bir kimseden, bir şey istemez. Güç yetiremeyeceği şeyi vaat etmez. Hak ettiğinden fazlasını ummaz. Üstesinden gelemeyip elden kaçıracağından korktuğu şeyi, gerçekleştirmeye kalkışmaz.»
13- ...Sehl b. Ziyad merfu olarak şöyle rivayet eder:
Emîr'ül-Mü'minin (Ali b. Ebu Tâlib aleyhisselâm) şöyle buyurdu: «Akıl, ayıpları örten bir perdedir. Fazilet, açık bir güzelliktir. O halde yaratılışından gelen karakter bozukluklarım, erdemlerinle ört. Hevânı aklınla öldür. O zaman insanların sana yönelik dostlukları devam eder ve sana sevgi gösterirler.»
14- ...Sema'e b. Mihran şöyle rivayet etmiştir:
Bir gün Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’ın yanındaydım. Yanında dostlarından bir grup insan da bulunuyordu. Söz dönüp dolaşıp akıl ve cehalet konusuna geldi. Ebu Abdullah buyurdu ki:
«Aklı ve ordusunu, cehaleti ve ordusunu tanıyın ki, doğru yolu bulaşınız.»
Sema'e der ki: Bunun üzerine dedim ki: Sana kurban olayım. Senin bize öğrettiğinden başkasını bilmiyoruz.
Ebu Abdullah buyurdu ki: «Allah Azze ve Celle aklı yarattı. Akıl, arşın sağ yanından, Onun nurundan yaratılan ilk ruhani (soyut) varlıktır. Allah ona: "Geri dön." dedi, akıl geri döndü. Sonra ona: "Beri gel." dedi, akıl beri geldi. Allah Tebareke ve Teâlâ şöyle dedi: "Seni büyük bir yaratılışla yarattım ve seni bütün yarattıklarımdan üstün tuttum." Sonra Allah, cehaleti tuzlu ve karanlık bir denizden yarattı. Ona:
"Geri dön." dedi, cehalet geri döndü. Sonra: "Beri gel." dedi, cehalet beri gelmedi. Bunun üzerine Allah ona: "Büyüklendin." dedi ve onu lanetledi.
Sonra akla yetmiş beş asker bahşetti. Cehalet, Allah'ın akla verdiği değeri, ona bahşettiği askerleri görünce içinden akla karşı düşmanlık duygusu beslemeye başladı ve şöyle dedi: "Ey Rabbim! Bu da benim gibi bir varlıktır. Sen onu yarattın, ona ikramda bulundun, onu güçlendirdin. Bense onun karşıtıyım. Fakat benim ona karşı koyacak gücüm yoktur. Ona verdiğin gibi bana da askerler ver."
Allah buyurdu ki: "Evet, ama bundan sonra da emrime karşı gelirsen, seni ve askerlerini rahmetimden uzaklaştırırım." Cehalet, "Kabul ediyorum." dedi. Bunun üzerine Allah, ona yetmiş beş[8] asker verdi. Akla verilen yetmiş beş asker şunlardır:
1) "Hayır;" akim veziridir. Onun karşıtı, cehaletin veziri "şer"dir.
2) İman / Küfür.
3) Tasdik. / İnkâr.
4) Umut / Umutsuzluk.
5) Adalet / Haksızlık.
6) Hoşnutluk / Hırçınlık.
7) Şükür / Nankör.
İyimserlik / Karamsarlık.
9) Tevekkül / Hırs.
10) Şefkat/Yüreklilik.
11) Merhamet / Gazap.
12) Bilgi/Bilgisizlik.
13) Anlayışlılık / Ahmaklık.
14) İffetlilik, şereflilik / Şerefsizlik, rezillik
15) Zühd / Dünyaperestlik.
16) Yumuşaklık / sertlik.
17) Utangaçlık / Utanmazlık.
18) Alçak gönüllülük / Kibirlilik.
19) Teenni (temkinli olmak) . / Acelecilik.
20) Ağırbaşlılık / Hafiflik, beyinsizlik.
21) Suskunluk / Boşboğazlık.
22) Uysallık / Dikbaşlılık.
23) Teslimiyet / Kuşku.
24) Sabır / Sabırsızlık.
25) Hoşgörü / İntikam.
26) Zenginlik (kanaatkârlık) / Yoksulluk (açgözlülük).
27) Hatırlama / Gaflet etmek.
28) Ezberleme / Unutma.
29) Özlem / Uzaklaşma.
30) Kanaat / İhtiras.
31) Yardımlaşma / Esirgeme.
32) Dostluk / Düşmanlık.
33) Vefa / Vefasızlık.
34) İtaat / İsyankârlık.
35) Boyun eğme / Ululanma.
36) Selâmet / Bela.
37) Sevgi/Buğz.
38) Doğruluk / Yalan.
39) Hak / Bâtıl.
40) Güvenilirlik / İhanet.
41) İhlâs (içtenlik) / Bulanıklık.
42) İzzet-i nefs / Aptallık
Zekâ / Kalı kafalılık.
Marifet / İnkâr.
43) Birbirinin kusurunu örtmek / Birbirine kusur bulmak.
44) Birbirinin gıyabında sağlam olmak / Hileyle aldatmak.
45) Sır saklamak / Sır ifşa etmek
46) Namaza özen gösterme / Namazı zayi etme.
47) Oruç tutma / Oruçsuzluk.
48) Cihad / Cihaddan kaçma.
49) Hac (Allah'la ahitleşme) / Ahdi bozma.
50) Yanında konuşulanı korumak/Koğuculuk (söz taşımak)
51) Anne-babaya iyilik, / Anne-babaya karşı gelme.
52) Doğruluk (gerçekçilik) / Riya (gösterişçilik).
53) Maruf/Münker.
54) Örtünme / Açılıp saçılma.
55) Takiyye (sakınma), / Yayma, pervasızlık.
56) İnsaf / Tarafgirlik.
57) Hoş geçinmek / Azgınlık, saldırganlık.
58) Temizlik / Kirlilik.
59) Hayâ / Utanmazlık.
60) İtidal / Haddi aşma, aşırılık.
61) Rahat/Meşakkat.
62) Kolaylık / Zorluk.
63) Bereket / Tükeniş.
Sağlık / Belâ
64) Dengeli olmak, / Durmadan çoğaltma yarışı.
65) Hikmet / Hevâ ve heves.
66) Ağırbaşlılık, vakar / Hafiflik
67) Mutluluk / Bedbahtlık.
68) Tevbe / Günahta ısrar
69) Af dileme / Mağrur olma,
70) Dikkat ve muhafaza / İhmal ve hafife alma.
71) Allah'a yönelip yakarma / Yüz çevirip tenezzül etmeme
72) Çalışkanlık / Tembellik.
73) Sevinç / Hüzün.
74) Kaynaşma / Ayrılık.
75) Cömertlik / Cimrilik.
|